BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / KORONA GÜNLÜKLERİ / KORONA GÜNLÜĞÜ 24 EYLÜL 2020

KORONA GÜNLÜĞÜ 24 EYLÜL 2020

GÜNDEM
  • MİT’in Avusturya’da, Yeşiller Partisi’nde milletvekilliği de yapmış olan Kürt siyasetçi Berivan Aslan’a suikast planladığı öne sürüldü. MİT ajanı Feyyaz Ö.’nün Avusturya istihbarat birimlerine Aslan’a yönelik suikast planı hazırladığını itiraf ettiği belirtiliyor.
  • Salgın yönetiminde devlet şiddeti! Polis, Cizre’de maske takmayan genci darp etti, havaya ateş açtı.
  • Van HDP milletvekilleri: Savcının balayı haber olurken, helikopterden atılan köylülerin görülmemesi korkunç. “Özgür ve muhalif basın dışında kimsenin ağzını açmıyor olması gerçekten son derece korkunçtur. Bu, iktidarın daha fazla suç işlemesine, daha fazla cinayete teşebbüs etmesine imkân sağlayan bir durumdur. Biz HDP olarak bu işin arkasını asla bırakmayacağız. İktidar, zulmünü artırarak iktidarda kalmanın tek yol olduğunu düşünüyor. Artık rıza üretebilecek halkın desteğini alabilecek mekanizmaları bitti. Buradan da çıkış yok. Bu gidiş kesin bir gidiştir. Giderken de insan hakkı karnelerini daha da fazla berbat hale getirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Biz de sonuna kadar buna karşı direneceğiz.’’
  • Covid-19 nedeniyle hayatını kaybeden sağlık çalışanlarının sayısı her geçen gün artıyor. Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi çalışanı Şehri Kayhan ve Diyarbakır Selahaddin Eyyubi Devlet Hastanesi çalışanı Esra Alakuş, Coronavirus nedeniyle hayatını kaybetti.
  • Anadil yasağı her yerde! İBB’nin düzenlediği ve bir ajans tarafından sürdürülen “Sokakta Sanat Var” etkinliğine katılan müzisyen Ronas Aram, karşılaştığı Kürtçe yasağını teşhir etti. Müzik grubu için “Roj Band” önerisinde bulunan Aram’a, “No Kurdi” yanıtı verildi.
  • Demirtaş’a 3 yıla kadar hapis istemiyle yeni dava. Demirtaş hakkında yargılandığı bir davada yaptığı savunma sırasında Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Yüksel Kocaman’a yönelik sözleri nedeniyle dava açıldı: ‘’Benimle ilgili operasyonun yürütücüsü Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı. İkinci tutuklamayı bizzat örgütleyerek. İkinci tutuklamamın nasıl yapıldığının bütün detaylarını biliyorum. Başsavcı Yüksel Kocaman ve yardımcısı. Haklarında suç duyurusu yaptık. Senin o güvendiğin Saray’dan büyük Allah var Yüksel Kocaman, devran dönüyor. Devran dönüyor, halk var. Sandık kurulduğunda güvendiğin dağlara kar yağacak, bunların hepsinin hesabını yargı önünde vereceksiniz.’’
  • ABD’nin Ankara Büyükelçisi David Satterfield: ABD’li ilaç şirketleri Türkiye piyasasından ayrılabilir. Türkiye’deki devlet hastanelerinin ABD ve diğer ülkelerdeki ilaç şirketlerine 2,3 milyar dolar borcu olduğunu söyleyen Satterfield, söz konusu borcun geçen yıl 230 milyon dolar civarında olduğunu belirtti.
  • Pandemiye rağmen ülkeler turizm gelirlerinden vaz geçmek istemiyorlar. Avrupa ülkeleri bunun bedelini ikinci dalga ile ödemeye başlamasından ders çıkarılmadı. Suudi Arabistan Umre Hacılarına kapılarını açıyor. Suudi Arabistan, her gün 6 bin kişinin umre ziyareti çerçevesinde Müslümanlar için kutsal mekanlara gidebileceğini açıkladı. Riyad yönetimi, umre ziyaretlerini 7 ay önce koronavirüs salgını nedeniyle durdurmuştu. Suudi Arabistan’da bugüne kadar 330 bin koronavirüs vakası tespit edildi. 4 bin 542 kişi de koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetti. Son 24 saatte ise 552 yeni vaka ile 30 can kaybı bildirildi.
  • İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli asistan doktor Kadir Songür’ü jiletle boğazından yaralayan sanığa 20 yıl hapis cezası verildi.
  • Ankara’da Keçiören Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde sağlık çalışanlarına saldıran hasta yakınlarına yönelik soruşturmada iki kişi tutuklandı.
  • Salgın günlerinde yolsuzluklar, kayırmacılıklar devam ediyor. İstanbul’un Beykoz ilçesinde belediyenin corona’yla mücadele kapsamında açık ve kapalı alanların dezenfeksiyonu için açtığı ihaleyi, 2 milyon 626 bin lira bedelle ihaleden 21 gün önce kurulmuş bir şirketin aldığı ortaya çıktı.
  • AKP Kocaeli Milletvekili Cemil Yaman’ın Coronavirus salgınına rağmen tedbirlere uyulmadığı düğününe Dilovası Kaymakamlığı tarafından para cezası kesildi. Kaymakamlığın para cezası kestiği düğüne Kocaeli Valisi Serdar Yavuz’un yanı sıra Dilovası Kaymakamı Mustafa Asım Alkan’ın da katıldığı ortaya çıktı.
  • Milli Eğitim Bakanlığı, 22 Eylül’de EBA’da yaşanan erişim sorununun eş zamanlı kullanıcı yoğunluğuna bağlı olduğu ve sorunun yaşandığı saatlerde sistemin siber saldırılara maruz kaldığı yönünde açıklama yaptı. Daha öncede Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk ise “Bu aslında bizim için olumlu bir haber. İnanılmaz bir talep var. Bu konuda teknik arkadaşlar çalışıyor. Bu altyapı giderek daha da daha da güçlenecek” demişti..
MEVCUT DURUM – SALGININ KONTROLÜ – SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI
  • Pandemi kontrol edilemiyor. Son 24 saatte yeni vaka sayısı rekor kırarak 315 binin üzerine çıktı. Toplam vaka sayısı 32 milyona yükseldi.Son bir günde 6 bin 311 kişi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti, toplam can kaybı 981 bin 288 oldu.
  • Günlük vaka bildiriminin 5 binin üzerinde olan ülke sayısı 12’ye yükseldi: Hindistan (89.7 bin), ABD (41.6 bin), Brezilya’da (32.4 bin), Fransa (13.1 bin), Arjantin (12.6 bin), İsrail (11.3 bin), İspanya (11.3 bin), Kolombiya’da (6.7 bin), Rusya (6.4 bin), İngiltere (6.2 bin), Peru (6.1 bin) ve Irak (5.1 bin).
  • Ortadoğu ve Avrupa’da vaka artışı dikkat çekici.
  • İsrail’de (11.3 bin), Irak’ta (5.1 bin), İran’da (3.8 bin) ve Türkiye’de (1.8 bin) günlük vaka bildirimleri endişeleri artırıyor.
  • İkinci dalga Avrupa’ya yayıldı. Günlük vaka bildiirmi 60 binin üzerine çıktı. Binin üzerinde vaka bildiren Avrupa ülke sayısı 11’e yükseldi.
  • Türkiye’de yeni vaka artışında artış devam ediyor. Son 24 saatte 1,767 kişi Covid-19’a yakalandı, 72 kişi hayatını kaybetti. Toplam vaka sayısı 308 bini üzerine çıkarkan, can kaybı 7 bin 711 oldu. Aktif hasta sayısı (24 bin 651) ve ağır hasta sayısı (1,561) yükselmeye devam ediyor. Test sayısı 112 binin üzerine çıktı.
  • Karantina kurallarını çiğneyenlere Türk Ceza Kanunu’nda yer alan ‘bulaşıcı hastalık tedbirlerine aykırı davranış’ maddesinden 1 yıla kadar hapis cezası verilmesi sağlanacağı iddia edildi.
  • Sağlık Bakanlığı’na vaka sayılarını sorduğunu bildiren Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “Hocam, bu tam pozitif vaka sayısı değil. Ancak sadece hastaneye yatan sayısı da değil” şeklinde ne anlama geldiği anlaşılamayan bir yanıt verdiğini açıkladı. Ceyhan, “Bakanlık rakamları gizliyor demiyorum ama açıkladığı rakamların ne anlama geldiğini açıklamıyor” dedi.
  • Dr. İbrahim Akdağ, maske takmanın, sanki aşılama yapılmış gibi vücuda küçük dozlarda virüs girişi olduğu için antikor geliştirilmesini sağlayabildiğini söyledi.
  • Ankara Valisi Vasip Şahin’den Ankara’da vaka sayısı azaldı iddiası. Azalma her geçen gün maske, mesafe ve temizlik konusundaki duyarlılık ve kurallara riayete bağlandı. Yine izolasyon kurallarını ihlal edenlerin yurtlara alınmaya başlanmasının da önemli olduğunun altı çizildi. Şahin, “Ankara’da bunun için tahsis ettiğimiz bir yurdumuz var. Orada sadece kural ihlal edenler değil şantiyede çalışıp da burada ikameti olmayan, temaslı ya da pozitif olan vatandaşlarımız da var.’’ diyerek işçilerin pandemiye karşı korumasızlığını da deşifre etmiş oldu.
  • Şehir hastanesinde hekimlerin yüzde 50’ye yakını istifa etmeyi düşünüyor. İstanbul’un Başakşehir ilçesinde bulunan Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi’nde sağlık emekçileri döner sermayeden kazandıkları ek ödemelerini yaklaşık dört aydır alamadığı ortaya çıktı. Mayıs ayında büyük reklamlar yapılarak açılan hastanede ‘yeterli bütçe olmadığı’ gerekçesiyle mağdur edilen sağlık çalışanlarının istifa noktasına geldiği öğrenildi. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Bakırköy Şube Eş Başkanı Hatip Şengül, hekimlerin yüzde 50’ye yakınının istifa etmeyi düşündüğünü söyledi.
  • Maske de sahte dezenfektan da. Filtreleme özelliği olmayan kumaşla üretilen maskelerin virüse karşı koruyuculuk oranı düşük. Dezenfektanların büyük bölümü ise sahte. Uzmanlar uyarıyor: Maske ve dezenfektan üretimi rant kapısı olarak görülüyor
  • Çin, ABD Başkanı Donald Trump’ın Birleşmiş Milletler 75. Genel Kurulundaki konuşmasında dile getirdiği “Bu pandemiyi dünyaya salan ülke olan Çin’i de sorumlu tutmalıyız” sözlerine tepki gösterdi. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vang Venbin, “Çin’i sürekli olarak Kovid-19’la ilişkili iddialarla karalayarak ABD virüs salgınını kötü yönetmesinin suçunu başkalarına yüklemeye çalışıyor. Bu boşuna bir çabadır” dedi.
TOPLUMSAL MÜCADELE-SAĞLIK MUHALEFETİ
  • HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar, 17 ESP’li siyasetçinin tutuklanmasının ardından yaptıgı açıklamada “Sizler siyasallaştırdığınız yargı ve kolluk güçlerinizle binlerce kişisiniz ama bizler haklılığı ile mücadele eden milyonlarca yüreğiz” dedi.
  • Bağımsız Maden İş Sendikası, 8 yıldır tazminatları ödenmeyen Uyar Madencilik işçileriyle 5 Ekim’de Ankara yürüyüşüne başlayacaklarını duyurdu.
  • İzmir Eğitim Sen 2 No’lu Şubesi’nin, ihraçlara karşı düzenlediği 140’ncı hafta eyleminde konuşan Şube Başkanı Veysel Beyazadam, OHAL Komisyonu’nu lağvedilmesini gerektiğini belirtti.
  • İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Nuri Seha Yüksel, yurttaşların salgına karşı koruyacağpını düşünerek aşıya olan talebin arttığını fakat aşının Kovid-19’a yakalanıldığında oluşacak zatürreye karşı koruyucu olması bakımından önemli olduğunu vurguladı. Coronavirus (Kovid-19) salgını nedeniyle zatürre ve grip aşılarına olan talep her geçen gün artıyor. Sonbahar aylarının etkisiyle daha da artış gösteren talepten kaynaklı birçok yurttaş aşılara ulaşmakta güçlük çekiyor. İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri ve Aile Hekimi Dr. Nuri Seha Yüksel, Sağlık Bakanlığı’nın aşıların tedariği noktasında yetersiz kaldığını belirtti.
YENİ YAŞAM İNŞASI
  • Yeni ekonomi – Metin Yeğin

Covid, kapitalizmin obez medeniyetinin ne kadar, lüzumsuz olduğunu da gösterdi. Üç-beş günlük işçi grevlerini bile, ülke yıkıcı olduğu propagandaları yapanlar, idari tedbirlerle ortadan kaldıranlar, yasaklayanlara, bu kadar üretimsiz-mevzi ve az üretimli dünyanın hiç de insanlığı yıkmadığını, doğaya biraz da olsa nefes aldırdığını, gördük.

Bertrand Russel; Birinci Dünya Savaşında, sadece savaşan 20 milyon insan varken, çılgınca silahlar üretilirken ve şehirlere bombalar düşerken, işçilerin çalışma saatleri ile savaş sonrasında, bu kadar insan işlerine geri döndüğünde, aynı hızla silahlar üretilmediğinde ve şehirlere bomba düşmezken, neden çalışma saatleri-mesai, kısalmaz diye soruyordu.

Burada başka türlü bir üretimin ipuçları da var. Neleri ve ne kadar üretmek zorundayız sorusu bu. Bize refah diye yutturulanın, aslında hayatımızdan, ne kadar zaman çaldığını hatırlatabiliyor. Yeni bir ihtiyaçlar listesi çıkarma zamanı bu ya da daha doğrusu, nelere gerçekte, ihtiyacımız olmadığı listesi.

Daha az şeye sahip olmak, bizi daha özgür ve mutlu kılacak, inanın buna.

ve zaten ‘yoksa dünya mahvolur’

Ya da oldu belki de… (http://yeniyasamgazetesi1.com/yeni-ekonomi/)

JİN
  • Mor Dayanışma üyeleri, “Hayatımız, haklarımız, özgürlüğümüz saldırı altında. Güvende değiliz” sloganıyla yaptıkları ankete katılan bin 462 kadından 987’sinin pandemi döneminde şiddete uğradığını açıkladı.
  • HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, evlendikten sonra eşlerin istedikleri soyadını kullanabilmeleri, erkeklerin kadınların nüfusuna kadınların da erkeklerin nüfusuna geçebilmesi ya da isterlerse yaşadıkları başka bir şehirde ortak nüfus da açabilmeleri için kanun teklifi verdi.
  • CHP Ankara Milletvekili Murat Emir  Covid-19 testlerinin vaka sayısını az göstermek için sınırlı tutulduğunu ifade etti. CHP’li Emir, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de Coronavirus (Covid-19) pandemisinin başladığı 11 Mart’tan bu yana 6 ay geçmesine karşın toplam test sayısının halen 10 milyonun altında kaldığına dikkat çekerek, “Türkiye, nüfusa oranla test sayısında Avrupa’da 33’üncü, dünyada ise 67’nci sırada kaldı. Günlük test ortalaması 48 bin, test yapılabilen merkez sayısı ise 270. Vaka sayısının az gözükmesi için bilinçli şekilde test sayısı sınırlı tutuluyor” dedi.
  • Osmanlı Kadınları Çalıştırma Cemiyet-i İslamiyesi – Bir modernleşme ve sömürü hikâyesi – Nehir Kovar: Bazı Avrupa ülkelerinden farklı olarak; Osmanlı’da müslüman kadınlar, savaşa giden erkeklerden boşalan mevkilere işgücü transferi olarak piyasaya dahil olmadılar; Osmanlı piyasasında zaten böyle bir işgücü açığı yoktu. Geçim olanaklarından yoksun, okur yazarlığı olmayan müslüman kadınlar; açlık, çıplaklık, barınacak yerlerinin dahi olmaması gibi en temel ihtiyaçlarını gideremedikleri zor koşullarla baş başa oldukları için geçimlik paraya ihtiyaç duyuyorlardı…. Gayrimüslim çocukları Türkleştirme; savaş dönemi zorla göç ettirme, kanlı kıyımlar sonucu, Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz bölgelerinde yetim kalan Ermeni, Rum çocuklar için iş alanları açılması ilgili il valiliklerine talimatla bildirilmişti. Cemiyet, 1918 – 19 yılları arasında, Trabzon’dan 1.800, Sivas’tan 750, Kayseri’den 360 çocuğu İstanbul’a getirtmiş, emekleri karşılığı bakılmak üzere sanayi kuruluşlarına ve Türk ailelere vermiştir. Kadınları Çalıştırma Cemiyeti eliyle konuşamayacak kadar küçük çocuklar, özellikle Ermeni çocuklar, Türk ailelerinin yanına verilerek Türkleştirilmiştir. Ermeni gazeteler, çocukların etnik kimliklerinin silinmeye çalışıldığını, asimilasyon politikalarının devamı uygulamalar olduğu yönünde bu durumu eleştirmiştir. (https://www.catlakzemin.com/osmanli-kadinlari-calistirma-cemiyet-i-islamiyesi-bir-modernlesme-ve-somuru-hikayesi/)
SİYASAL SAĞLIK- EKOLOJİK SAĞLIK
  • Pandemide kamusal insanın dramı – Hakkı Yırtıcı

Yeni normalin en temel özelliği, kamusal alandaki etkinliklerin azaltılması ve seyreltilmesi, sosyal-fiziksel mesafenin korunması ve evde izolasyon. Gündelik hayatta bunun karşılığı hizmet sektöründeki kimi işlerde uzaktan çalışmaya, eğitimde ise uzaktan eğitime geçilmesi oldu. Ve işin eve taşınması ile mesai saatlerini yok sayan zamansız toplantılar, gece yarısı e-posta trafiği, evde bir çalışma odası olmaması ile hayat işkenceye dönüştü.

Eve kapanma, işin evde yoğunlaşmasının maddi üretimdeki karşılığı ise ilk başta farklı görünse de aslında çok benzer oldu. Fabrikalarda, işyerlerinde birim zamanda üretilen emek yani emek sömürüsü, karşılığı ödenmeyen mesai saatleri arttı, işçiler işsiz kalmak ile hastalığa yakalanmak arasında seçim yapmak zorunda kaldılar. Önlem olarak söylenen, işçilere takılacak elektronik aletlerle, çalışma esnasında fiziksel mesafenin korunması fikrinin işçi üzerinde mutlak bir kontrole çok kolay evirileceği ortada.

Asıl radikal öneri ise “üretim üsleri” kurulması ile MÜSİAD’dan geldi. Üretim üsleri yaklaşık bin, aileleri ile beş bin kişiden oluşacak; içinde banka, kargo, PTT, satış mağazaları, market, restoran gibi mağazalar, sinema ve tiyatro olacak. Üste bulunacak meslek liseleri ve dengi okullar sayesinde, hem eğitim verilecek hem staj imkânları sağlanacak. Kreş ve anaokulları sayesinde kadınlar işgücüne katılabilecekler. Eczane, sağlık ocağı ve tam teşekküllü bir hastane ile izolasyon, karantina ve olası sağlık sorunlarında dışarı çıkmadan yerinde müdahale imkanı olacak. Savaş ya da pandemi gibi doğal afetlerde bu üsler dış dünyaya tamamen kapanacak ve üretim aksamadan devam edecek.

Sennet, bugün, tanımadığımız ve aynı kentte yaşayan insanların artık şüpheli, hatta tehlikeli hale geldiğini, yabancılarla kurulacak çok boyutlu ilişki ve hazlardan yoksun kaldığımızı ve sessiz kalarak seyretmenin kamusal hayatın tek yolu haline geldiğini söylemekte. Buna göre günümüzün kamusal alanları ve meydanları artık bir karşılaşma yeri değil, insanların hızla geçtikleri anlamsız boşluklardan ibaret.

Dışardaki tehlike ve ahlaki yaşamın sefil mekânına karşı özel hayatın zenginleştiği ve değer kazandığı düşünülebilir ama durum hiç de öyle değil, kamusal alan sürekli özel hayatı sıkıştırmakta.

…Sennet, bundan “mahrem despotluk” olarak bahsediyor. Çocuklar, ev kirası ve diğer faturalar, eş ile münakaşalar, her sabah aynı saatte kalkıp yoğun trafikte işe gitmeler, eve dönüşler, televizyon karşısında geçirilen uzun saatler ile klostrofobik bir özel hayat, mahrem despotluğun en önemli imgesi. Aynı zamanda mahrem baskı, kişinin hemen hapse girmesine yol açabilecek görüşlerine ihanet etmesine, çocuklarının okulda boşboğazlık edebileceklerine ve devlete karşı suçlardan birini farkında olmadan işleyebileceğine ilişkin korkuları da kapsar. Son olarak mahrem despotluk, ister otoriter bir yönetim ister ayartma ile olsun, her tür alışkanlık ve eylemlerimizin yöneticisi olabilir.

… hayatımızın her alanında bundan sonra nasıl bir varoluşa sahip olacağımıza dair düşünmeli ve karşı fikirler geliştirmeliyiz. Yoksa mutlak despotluk tek gerçeğimiz olacak.

(https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2020/09/24/pandemide-kamusal-insanin-drami/)

  • “Çevremize, doğamıza, kültürümüze ve inancımıza karşı saldırılara dur diyelim” :Dersim’in 11 bölgesinin maden sahasına dönüştürülmek istenmesine tepki gösteren Munzur Özgür Aksın Meclisi, maden projeleriyle ekolojik katliamın ortaya çıkacağı uyarısında bulundu. Dersim’de Munzur Özgür Aksın Meclisi, kentin 11 bölgesinin maden sahasına dönüştürülmek istenmesine ilişkin Sanat Sokağı’nda açıklama yaptı.

 

  • 12 bin nüfuslu Kütahya’nın Emet ilçesinde şebeke suyundaki arsenik miktarının Dünya Sağlık Örgütü’nün kabul ettiği miktarın tam 350 katı olduğu tespit edildi.

 

  • Sosyal değil sınıfsal mesafe – Alp Tekin Babaç

Kapitalist düzenin sosyal mesafe olarak kodladığı fiziksel mesafe, sistemin figüranlarının elinde sınıfsal mesafeyi artıran bir unsura dönüşüyor. Hasta olan statü sahibi kişilere acil şifalar dileyenler, işçiye “başka yerde çalışma” diyor

Sağlık Bakanlığı’nın eylül ayı içinde açıkladığı verilere göre en çok vaka görülen yaş aralığı 20-45 yaş aralığıdır. Bu yaş aralığının büyük kısmını işçiler oluşturmaktadır. Hatta biraz daha derinlemesine incelediğimizde pozitif vakaların çoğunun fabrikalarda çalışan işçiler olduğu ortaya çıkacaktır. Yani ülkemizde COVID-19’a en çok yakalanan işçilerdir.

COVID-19’a karşı “sosyal grupların belli mesafede durmasını salık veren” iktidar cephesinin “sosyal mesafe” kodlu ideolojik saldırısı virüsü değil kapitalist sistemi kurtarmaya yönelik bir hamledir. COVID-19’a bilim elbet bir tedavi bulacaktır fakat COVID-19 testi pozitif çıkan milletvekillerine, futbolculara, teknik direktörlere, belediye başkanlarına, kaymakamlara ve benzerlerine acil şifalar dileyip işçiye “başka yerde çalışma” diyenlerin yeri, işçi sınıfının engin hafızasından silinmeyecektir. (https://sendika63.org/2020/09/sosyal-degil-sinifsal-mesafe-597029/)

GÖRÜŞLER
  • Şiddet lanetlenirken pandemi vurgusu yapılıp sağlıkçılar kutsanıyor. Fedakar hekimlere hemsirelere bu yapılır mı gibi tepkiler veriliyor, ama orda yine fedakar olma,iyi olma, melek olma rolü sağlık emekçisine biçiliyor. Ve yine aslında bir talebi içinde barındırıyor, fedakarlık yakıştırmasıyla karşılıksız emek veren rolü, pandemide verdiği emeğin yüceltilmesiyle kurtarıcı rolü besleniyor. Aslında bu rollerle tanrılaştırılan bir sağlık emekçisi var ki tanrı olamayınca şiddete maruz kalıyor. Keçiörende hasta yakınları kurtarılamayan hastayı şiddetin sebebi olarak görebiliyor. Bu dili değiştirmesi gerekiyor sağlık muhalefetinin.
EKLER
  • Barikat – Yusuf Nazım

Beyaz, mavi önlüklerden, cerrahi maskelerden, stetoskoplardan, ameliyat eldivenlerinden oluşan bir barikat! Ellerden, ayaklardan, dizlerden ve omuzlardan meydana gelmiş; korkudan, endişeden, etten, deriden ve terden ibaret bir barikat…

Barikat!

Zayıf olanın, güçlü olana karşı kendini savunmak amacıyla kurduğu bir tahkimat biçimi.

Bir saldırı karşısında durmak, kendinden çok daha güçlü kuvvetlere karşı direnmek ve sahip olunan alanı ya da bu alandaki güçleri korumak amacıyla ele ne geçirilirse kullanılan; taştan, ağaçtan, demirden, çeşitli eşyalardan oluşturulan derme çatma direniş mevziisi…

Çoğu kez haklının, güçlüye karşı kurduğu etten, kemikten, kandan, acıdan ve terden oluşan bir yığınak.

Haklı olanın haksız olana; kalabalık ama zayıf olanın, sayıca az ama güçlü olana; ezilenin ezene, alttakinin üsttekine yönelik, ötekinin egemen olana karşı kullandığı bir savunma sistemi.

Öte tarafındakilerce üzerine, tarihsel bir kinle büyümüş, sınıfsal bir nefretle biçimlenmiş, ölçüsüzce bir şiddetin boşaltıldığı, beri tarafındakilerce ise canla başla savunulduğu bir savaşım hattı…

Bazen kuşatılmış bir şehrin daracık sokaklarında görürüz onu, bazen yoksul semtlerin isyana kalkmış caddelerinde, bazan da küçük köylerin dağlarına, derelerine, yaylalarına çıkan yollarında…

Dünya pandemi ile topyekûn mücadelede.

Türkiye’de öyle gözüküyor.

Ama nasıl?

Salgınla mücadelede hemen hemen bütün yük sağlık emekçilerinin omuzlarında. Cephenin en önündeler onlar. Yeri geldiğinde ekipmansız, yeri geldiğinde yetersiz donanımla; yeri geldiğinde izinsiz, aç bitap, ardı arkası kesilmeyen nöbetlerle yangının tam ortasındalar.

Görünmeyen bir düşmanla savaşıyorlar. Kâh cephede, en önde; kâh bir barikatın arkasında görünüyorlar; kâh virüse yakalanıyor, kâh iyileşiyor, kâh ölüyorlar!

Evet, evet, ölüyorlar!

Bu yüzden ki, her gün “ölüyoruz!” çığlıkları yükseliyor hastanelerden.

Salgınla savaşta bugüne kadar 45’i hekim, toplam 95 sağlık çalışanı öldü, her gün bir sağlık emekçisi daha hayatını kaybediyor.

Ülkenin başkentinde ise cehalet bir kez daha bilime meydan okuyor.

Örgütlü kötülükse her yerde; sokakta, manşetlerde, hastane kapılarında, meslek örgütlerini tehdit eden muktedirin dilinde…

Barikat şimdilik sıkı, barikat sağlam; barikat etten, yürekten, cesaretten…

Her şeye rağmen dayanıyor, direniyor.

Cehalete karşı, kötülüğe karşı, karanlığa karşı.

  • Helikopter – Eruğrul Kürkçü

… Bu vahşetin “bir dönüm noktası” olduğunu söyleyenler var. Ama, helikopter Kürtlere karşı bir yargısız infaz silahı olarak ilk kez kullanılıyor değil. İnsan Hakları İzleme (HRW) kuruluşunun 1995’te yayınladığı “Türkiye’ye Silah Transferleri ve Savaş Yasaları İhlalleri” raporu üç Kürdün 10 Mayıs 1994’te Lice’den havalanan bir helikopterden atılarak öldürülüşünün tanıklığa dayalı öyküsüne de yer veriyordu.

…2015-16’daki “çöktürme harekatı”nın ardından bu kez Kürdistan’ın üç parçasında bir kez daha “düşük yoğunluklu savaş”a dönülüyor. Öyle görülüyor ki, Kuzey’de 1990’ların kitlesel yıkım stratejisinin yerini uzun erimli bir toplumsal çürütme ve bezdirme stratejisinin alması planlanıyor. Kurumların lağvı, mezarlıkların tahribi ve dilin yasaklanmasına siyasi şahsiyetlerin güpegündüz kaçırılıp işkence edildikten sonra bırakılmaları; gençlere işkence eşliğinde ajanlık dayatmaları; genç kadınlara tecavüz ve sarkıntılıklar eşlik ediyor. Bütün suçlular cezasızlıkla ödüllendiriliyor. Derken vahşet yeniden insanları canlı canlı helikopterden atmaya varıyor. Bu bir “şok ve dehşet” uygulaması gündemde. Maksat, mücadele azimlerini kırmak üzere Kürt halkına ve öncülerine havsalalarının alamayacağı bir güçle yüklenerek taktik veya stratejik olarak karşısındakilerle hiçbir şekilde başa çıkamayacakları inancını içlerine yerleştirmek.

Helikopter, işte bu insanlık suçunun, devletin yabancı devletlerle yurttaşlarına karşı kurduğu suç ortaklığının simgesidir. Toplumsal muhalefet, bu suç orta yerde dururken hayıflanmak ve yazıklanmakla vakit kaybedemez. Şimdi görev, devletin yurttaşlarına karşı savaşına ortak olan ülkelerin demokratik kamu oylarını, insan hakları kuruluşlarını, muhalefet partilerini ve barış güçlerini hükümetlerini bu suç ortaklığından caydırmaları için harekete geçirmektir. ABD, İtalya ve Fransa’nın demokratik güçleri, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne, envanterindeki 370 saldırı ve genel maksat helikopterini veren hükümetlerini bu hava araçlarının Türkiye’de cinayet aleti olarak kullanılmasından sorumlu tutmalı ve bu suça son vermelidirler. (http://yeniyasamgazetesi1.com/helikopter/)



İLİŞKİLİ İÇERİK

CORONA GÜNLÜĞÜ 20 EKİM 2020

DSÖ: Önümüzdeki aylar çok sıkıntılı geçecek! DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, DSÖ’nün İsviçre’de ...