BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / KORONA GÜNLÜKLERİ / KORONA 7 GÜNLÜK (1-7 ŞUBAT)

KORONA 7 GÜNLÜK (1-7 ŞUBAT)

ATA SOYER SPO’DAN

Toplumsal mücadeleler üzerine…

2014 yılına kadar gelip, o yılda HDP öncülüğüyle gelişen ezilenlerin kendini siyasal-toplumsal alanda var etmelerinin yüksek bir yere ulaştığı, Kobane zaferiyle Rojava’da Devrim sürecinin ciddi kazanımlar elde ettiği ve bu yaşananların halklar nezdinde şölen havasının oluştuğu sürecin ardından AKP’nin şiddet ve baskıyı sürekli arttırdığı, 15 Temmuz süreciyle beraber de sistematik bir OHAL rejimine geçişine ve yanında faşist, milliyetçi tüm unsurları da alarak günümüze kadar yükselen bir toplum-kırım politikası yürüttüğüne şahit olduk. Karşısında duran toplumsal temsiliyeti olan her şeyi dalga dalga sindirme politikalarına karşı her alanda sürekli direnmeler gösterilse de ihtiyacımız olan faşizme karşı birleşik mücadele konusunda yetersiz kalındı.

Günlüğümüze böyle süreç değerlendirmesi yapıyormuş gibi başlama nedenimiz, bugün herkesi heyecanlandıran Kürdistan merkezli başlayan Özgürlük hamlesi, günlük protestolardan git gide geniş çaplı öğrenci-halk hareketine dönüşen Boğaziçi eylemleri ve artan emek mücadeleleri. Tüm bu baskı süreçleri boyunca biriken toplumsal enerji ABD, Şili, Lübnan ve diğer ülkelerde son dönemlerde gördüğümüz gibi bazen bir kıvılcımla, bir zaman-mekanda başlayıp giderek içine ezilen herkesi alan ve toplumsal öz örgütlülüğün büyüdüğü yerlere doğru evriliyor. Ve daha fazlası için de potansiyel barındırıyor.

‘12. Cumhurbaşkanı’nın ‘’Siz öğrenci misiniz, terörist mi? Bu ülkede artık bir Gezi olayı yaşanmayacak. Cudi’yi, Gabar’ı teröristlere nasıl mezar ettiysek bundan sonra da her yerde buna devam edeceğiz. LGBT, yok öyle bir şey. Bu ülke millidir, manevidir’’ sözlerinden de anlaşıldığı üzere toplumun çökertilmesine yönelik her hamle bir bütün olarak uygulanır. Bir nefes içinde söylediği Kürdü, Geziyi, öğrenciyi, LGBTİ+’ları terörize edip, ‘’milli’’ setin dışına çıkarmasıyla bunu anlıyoruz. Bu noktadan sonra bizim için önemli olan gelişen tüm mücadelelerin birbirlerini büyüterek toplumsal güçlerin buluşması ve bunun yeni yaşam inşalarıyla taçlandırmasıdır.

Sağlıklı olma hali özgür olma halidir diyerek, gelişen tüm mücadelelere burdan selam yolluyoruz!

 

Yeni koronavirüs mutasyonları ve alınabilecek önlemler…

Dünyanın 2020 yılına damgasını vuran koronavirüs ile ilgili aşı uygulamalarının başlamasıyla beraber ufukta sürecin nihayete ereceğine dair bir ışık belirse de son günlerde mutasyonlu vakaların sayısında artış görülmesi yine başa dönme korkusunu da beraberinde getirmiştir. Mutasyonlu vakaların ülkemizde de görülmesi bu hafta korona açısından ülkede öne çıkan başat olaylardan biri olmuştur. Mutasyonlu virüsler ne anlama gelir, aşılarla ilişkileri nelerdir gibi peşi sıra gelen sorularımız için KLİMİK(Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği)’e bağlanıyoruz.

“Virüslerin, özellikle de koronavirüsler gibi RNA virüslerinin çoğalması ve yayılması sırasında genomlarında mutasyonlar gelişir. Mutasyonların çoğunun anlamlı bir etkisi olmamakla birlikte, bazı mutasyonlar bulaştırıcılığın artması gibi virüse avantajlar sağlayabilir. Bu şekilde avantajlı hale gelen virüs varyantlarının seçilmesi ve baskın hale gelmesi kolaylaşabilir.

Şu ana kadar üç varyantın (B.1.1.7, B.1.351, P.1) bulaşma hızlarının artmış ve mevcut epidemiyolojik durumda değişikliklere neden olması nedeniyle risk oluşturduğu kabul edilmektedir.  Üç varyant da SARS-CoV-2’nin evrimleşme hızından beklenenin ötesinde mutasyon biriktirmiş olmaları ile de dikkat çekmektedir.

 B.1.1.7 varyantı (Varyant 1 ya da 501Y.V 1) İngiltere’de Kent bölgesinde 2020 Aralık ayında dikkatleri çeken ve VOC (variant of concern) 202012/01 olarak isimlendirilen bu varyantın Eylül ayının ikinci yarısında ortaya çıktığı bildirilmiştir. Söz konusu varyant özellikle Aralık ayında İngiltere’nin güneyinde sıkı kapanma önlemlerine rağmen hızla yayılarak baskın hale gelmiştir. Bulaşıcılığının ve yayılma hızının artmış olması nedeniyle yükselen vaka sayıları ağır hasta ve ölüm sayılarının artmasına yol açarak sağlık sistemi üzerinde baskı oluşturmaktadır.Ülkemizde de çoğu seyahatle ilişkili olmak üzere 17 ilde 114 kişide saptandığı bildirilmiştir.

 B.1.351 (501Y.varyant 2 ya da Güney Afrika varyantı)Aralık ayında Güney Afrika’da yaz aylarına rağmen yaşanan ikinci dalga sırasında dikkat çekmiştir. Bu varyantta da SARS-CoV-2’nin diken (S) proteininde biyolojik farklılıklara yol açabilecek amino asit değişikliklerine neden olan mutasyonlar bulunmaktadır. Şu anda Güney Afrika’da baskın hale gelmiş olan bu varyantın da bulaşıcılığının artmış olduğu bilinmekle birlikte hastalığın seyri ile ilgili bir değişikliğe yol açıp açmadığı henüz belirsizdir.

 P.1 (B 1.1.28 ya da Brezilya varyantı) Brezilya’nın Amazon eyaletinde yaygın halde bulunan bir varyanttır. Bu bölge daha önceden yaygın enfeksiyon nedeniyle toplumsal bağışıklığa erişildiği gösterilmiş (seroprevalans değerleri>%70) bir bölge olduğundan Aralık ayında başlayan ani vaka artışlarına ve re-enfeksiyonlara yol açtığının gözlenmiş olması önemlidir. Daha önceden enfeksiyonu geçirmiş kişiler arasında yayılabilme olasılığından dolayı yüksek riskli görünmektedir. Brezilya’nın dışında Japonya ve Güney Kore’de Brezilya seyahatinden dönenlerde de saptanmıştır.

Bulaştırıcılığı yüksek varyantların artışının engellenmesi ve günlük vaka sayılarının tekrar hız kazanarak 10.000 ve hatta 100.000’lere ulaşabileceği büyük bir dalganın yüksek olasılığı karşısında alınacak tedbirler ve sıkı takip hayati önem taşımaktadır. Bu süreçte önemli fayda sağlayacak yaklaşımlar şöyle özetlenebilir:

-Halk sağlığı önlemlerine uyumun her zamankinden daha fazla önemli olduğu vurgulanmalıdır: Doğru maske kullanımı, fiziksel mesafe, el hijyeni kurallarına uyum, kapalı alanda 15 dakikadan fazla çok kişiyle bulunmama, mümkün olduğunca evde kalma, gereksiz seyahatleri erteleme, kapalı ortamların iyi havalandırılması, önerilen izolasyon ve karantina sürelerine mutlak uyumun sağlanması.

-Halk sağlığı önlemlerine, aşı çalışmalarına, klinik hasta izlemine ve hatta tedaviye katkıda bulunabilecek sürdürülebilir ve maliyet etkin bir moleküler sürveyans planı ile ülke şartlarına uygun doğru, etkin ve hızlı veri üretilmesi ve paylaşılması.

-Ülkeye girişte test uygulaması ve özellikle riskli ülkelerden girişleri takiben ek olarak 10 günlük karantina ve test tekrarı ile negatiflik aranması.

-Şehirler arası ulaşımın özellikle varyant saptanan iller için zorunlu nedenler dışında kısıtlanması ve sıkı takibi, COVID-19’un toplumdaki yayılma hızı, bulaşma dinamikleri ve hastalık şiddetindeki olası değişikliklerin şehir bazında yakın izlem ile erken fark edebilmesini sağlayacak sistemlerin kurulması.

-Toplumda aşılanmışlık ve bağışıklık oranlarının henüz yeterli düzeylerde olmamasından dolayı uygulanmakta olan sıkı kısıtlama tedbirlerinin gevşetilmesi konusunda son derece temkinli olunması. Tedbirlerin Haziran 2020’deki gibi birdenbire kaldırılmaması, kademeli ve yerel dinamikleri gözeten bir gevşeme politikasının hayata geçirilmesi.”

 

SİYASAL SAĞLIK - EKOLOJİK SAĞLIK
Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklılığı biyo-psiko-sosyal iyilik hali olarak tanımlamasından, bu tanımı ve kendi genel bakış açıları çerçevesinde sağlıklı olma hali için toplumsal bağlamıyla ele alınmayan bir birey kurguladığını, bireyi tarihsel bütünlükte kavramayan ve ekolojik bütünlük içerisinde görmeyen, toplumsal yapıdaki eşitsizlikleri görmezden gelen bir şekilde tasarladığından hareketle bizler de sağlık alanında mücadele edenler olarak sağlıklı olma halini tanımlamayı patriyarkal, kapitalist ve insan merkezci bakış açısından kurtarmak için yola koyulduk. Gözümüzü dünyanın gerçekliklerine açtığımızda, bu haftanın yaşananları üzerinden sağlıklı olmayı tartışmamız gerekirse; Kürt halkının ve onun önderliğinin özgürlüğü için Türkiye zindanlarında dönüşümlü olarak süren açlık grevleri 73. Gününe giriyor. Bu mücadeleyi sürdürenlerin cezaevi koşullarındaki sağlıksızlığa çok elverişli koşulların yanında talepleri olarak, tüm toplum üzerinde yaşanan tecrit sonlandırılmadan sağlıklı olma halinden bahsedilebilir mi? Kendi toplumsallığını tarihselliği, kültürü ve özgün yaşayışıyla yaşamak isteyen her Kürt’e- aslında tek tipçi ulus-devlet zihniyetine karşı her insan’a- karşı yok etmeyle cevap veren bir faşizm durdurulmadan?… Toplumsal kesimlerin kendi yaşam alanlarıyla ilgili karar vermede iradelerini hiçe saymada en son Boğaziçi’nde karşılaştığımız kayyum zihniyeti de sağlıklı olmanın önündeki en büyük engel. Şu iddayı ortaya atabiliriz; toplumun kendi kendini yönetmesi engelleniyorsa, devlet toplum dışı bir aygıt olarak çökmüşse üzerimize bu durumda sağlıklı olma halinden söz edemeyiz. Sözgelimi protestolarda gözaltına alınan bir öğrenciye işkence yöntemleri uygulanmasını salt fiziksel yaralanmanın yol açtığı bir sağlıksızlık olarak okuyamayız, çünkü bu yaşanan her türlü iradeleşme çabasına karşı her türlü şiddeti göstermektir. Dolayısıyla bu düzenin kendisi her daim gebe olduğu her türlü ardıl sonuçlarıyla beraber sağlıksızlığın ta kendisidir diyebiliriz. …. Dinazorlar dünyadaki her türlü kaynağı tüketerek kendi sonlarını hazırladılar. Sermaye de aynı şekilde doğal yaşama ait ne varsa talan ederek meta dolaşımına sokuyor. Sınırlandırılmazsa bunun nihai sonucu da aynı şekilde yaşam koşullarının ortadan kalkmasıyla yaşamın da artık var olamayacağıdır. Varlığı ekolojik bütünlük içerisinde kavrayan bir yaşam inşa etmeden ve talancı sistemin önünü kesmeden de sağlıklı olma halinden bahsedemeyeceğimiz açıktır.

 

Van cezaevlerinde süren açlık grevlerini ve gelinen son aşamayı  ANF’ye değerlendiren   Van TUHAY-DER Eşbaşkanı Kudret, Temel Hükümetin tüm uyarılara rağmen henüz adım atmamasının ciddi sorunlara yol açabileceği uyarısında bulunarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin sadece ona değil tüm Türkiye halklarına, barışa, demokrasiye ve özgürlüklere yönelik olduğu değerlendirmesinde bulunarak:”Arkadaşlarımız son derece haklı taleplerle yola çıktılar. Onlara uygulanan büyük haksızlığa karşı direniyorlar. Haklarından fazlasını istemiyorlar. … Salgın bahanesi ile hastaneye götürülmesi gereken tutsaklar tek kişilik hücrelere yerleştiriliyor. Havalandırma ve yemek konusunda hakları ihlal ediliyor. Açlık grevine giren siyasi tutsaklar bu şekilde baskı altına alınmak isteniyor. Aileler cezaevleri kapısında akşama kadar bekletiliyor ve sonra hücre cezası verdiklerini söyleyerek görüştürmüyorlar” dedi.

 

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) verilerine göre, cezaevlerinde 590’ı ağır olmak üzere toplam bin 564 hasta tutuklu var. Bu hasta tutuklulardan biri de yargılandığı davadan müebbet hapis cezası verilip, 26 yıldır cezaevinde olan 81 yaşındaki Sıddık Güler’in çok sayıda hastalığı olması ve cezaevi koşullarının uygun olmamasına rağmen tahliyesi yönünde başvurulara red kararı verildi.  (MA)

 

Halkların Demokratik Kongresi Sağlık Meclisi:

‘’Cezaevlerinde ‘’karantina koğuşları gibi’’ alınan salgın önlemleri diğer koğuşların daha kalabalık olmasına neden olmuştur. İnfaz memurlarının maske- fiziksel mesafe önlemlerine dikkat etmemeleri, temizlik malzemeleri, maske ve suya ulaşmada yaşanan sorunlar, yeterli lavabo ve tuvaletin olmaması, temiz olmayan ve ısınma sorununun olduğu koğuşlar, sağlıklı ve dengeli beslenme ihtiyacını karşılamayan öğünler, hastalık riskini de arttırmıştır.

Hasta mahpusların ilaçlarının ve revir hizmetlerinin aksadığı, COVİD -19 şüphesi ile başvurularda test yapılmadığı belirtilmektedir. Hastane sevklerinde, ring araçlarında artmış bulaş riskine maruz kalınmakta, dönüşte 14 gün karantina koğuşuna alınanlar, yeni gelenlerle aynı koğuşta tutulunca karantina süreleri uzamaktadır. Bu kaygılar nedeniyle hastaneye gitmek istemeyen mahpusların, tanı ve tedavisinde gecikmeler olmaktadır.

…Kürt Sorununun demokratik ve barışçıl yollarla çözümü için devletin gereken adımları atmadaki zafiyetleri, çözüm sürecine sahip çıkılmayıp sürecin heba edilmesi, İmralı Cezaevinde Sayın Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit, bugün gelindiği noktada sorunların daha da derinleşmesine diyalog ve müzakere olanağının önünün alınmasına neden olmuştur. Türkiye ve Ortadoğu halklarının demokrasi barış ve özgürlük için yeni yaşamı inşa çabaları, toplumsal barışı tecrit altına alınmıştır. Ortadoğu halkları kirli savaşlar, politikalar ile daha fazla bedele, yeni çözümsüzlüklere maruz bırakılmaktadırlar.  Kapitalizmin çoklu krizi ve iktidarın yönetememe hali; pandemi ile iyiden iyiye ağırlaşmıştır. Tüm bu çözümsüzlükler, siyasal krize, antidemokratik uygulamalara, yoksulluk, işsizlik, toplumsal stres ve genel sağlıksızlık haline dönüşmüştür. Buna karşı demokrasi mücadelesi veren, adalet, eşitlik ve özgürlük isteyen emekçiler, kadınlar, muhalifler baskı, saldırı, tehdit, gözaltılar ve tutuklamalara maruz kalmakta, dışarıda da toplumsallık tecrit altına alınmaktadır.

…Tutsakların talepleri haklıdır, cezaevlerinde insanlık onurunu zedeleyen uygulamalar ve hak ihlalleri derhal sonlandırılmalı, tecrit kalkmalıdır. Yaşanacak can kayıpları ve toplumsal travmadan iktidar ve Adalet Bakanlığı sorumludur. Ayrımcı ve onur kırıcı tutumlara son verilmeli hukuka aykırı fiiller gerçekleştiren kamu görevlileri hakkında etkin soruşturma başlatılmalıdır. Anayasa ve yasalarda yer alan haklar tüm mahpuslara eşit uygulanmalıdır. Başta salgından etkilenme olasılığı yüksek olan risk grubu olarak tanımlanan 60 yaş üstü bireyler, kronik hastalıkları nedeniyle ilaç kullanan ve bağışıklık yetmezliği olanlar olmak üzere, İfade ve örgütlenme özgürlüğünü kullandıkları için cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler şartsız bir şekilde serbest bırakılmalıdır.  Hüküm verilmemiş tutuklular adli kontrol mekanizması uygulanarak serbest bırakılmalı, cezaevleri boşaltılmalıdır. Hukuksuz bir şekilde uygulanan gözaltı ve tutuklamalara son verilmelidir.’’

***

Doludizgin Kayyumistan ve Pek Memnun Memurları, Cengizhan Kaptan

“İşte bu özgürlüğe düşmanlığın LGBT üzerinden tüm özgürlüklere yansıtılması da bundan gerçekleşiyor. Çünkü egemen, en zayıf halkayı diğer halkalardan ayırarak iktidarını perçinleştirmek derdinde. Yazının başında HDP’li belediyeleri yazmam da bundandı; hem ülkenin Kayyumistan haline gelmesini betimlemek hem de gelişen Kürt muhalefeti ve dostları, aydınları marjinalleştirerek onları tutuklama gayretinin asıl nedenlerini bugünkü Boğaziçi Üniversitesi direnişine bağlamaktı. Nasıl ki Kürt hareketi ve dostlarını ırkçı kimlik ve yerleşik kalıplar üzerinden izole etmeye çalıştılarsa bugün de akademik-demokratik muhalefeti LGBT üzerinden marjinalleştirmeye çalışıyorlar. Sapkınlık tam da burada ama bu özel savaş taktikleri, bir stratejinin parçaları olarak ne zaman gerekirse uygulanıyor çünkü politik bilincin yerle bir edildiği bir toplumda nedenler, sonuçlar, uzantılar üzerinde durulmuyor ne yazık ki.”

https://yeniyasamgazetesi2.com/doludizgin-kayyumistan-ve-pek-memnun-memurlari/

***

Doğumların Ertelenmesini Siyasal Etkileri, Bülent Danışoğlu

‘’2008 yılından beri devam eden krizin üzerine Covid-19 salgının gelmesinin hayatın her alanında ciddi değişikliklere yol açacağı tahmin ediliyordu. Değişiklik beklenen konulardan biri de nüfustu. Salgının bir bebek patlamasına mı yoksa doğumları ertelemeye mi yol açacağı merak ediliyordu.

Evlere kapanmanın ve her türlü aktiviteden uzak kalmanın doğumların artmasına yol açacağını tahmin edenler vardı. Hatta işi gebelik testi satışlarındaki artışı incelemeye kadar vardıranlar oldu. Buna karşılık işsizlik, güvencesizlik, gelecek endişesi gibi nedenlerle doğum sayısının azalacağını öngörenler de vardı.

Rakamlar ikinci grubun haklı çıktığını gösteriyor. Her yerde doğumlar azalıyor. Hatta ABD’de yapılan bir araştırmaya göre, doğumlar bir yana, her türlü cinsel ilişkide azalma görülüyor.

Bunun öyle gelip geçici bir durum olduğunu düşünmemek lazım. Yine ABD’de yapılan bir çalışmada doğum oranlarındaki düşüşün yılın son aylarına doğru arttığı saptanmış. Doğumu erteleme kararı ile doğum arasında 9-10 aylık bir süre olduğunu dikkate alınca, düşüşün 2021’de daha şiddetli olacağını varsayabiliriz. Nitekim Britanya’da 2020 içinde geleceğe ilişkin kötümser bakışın katlanarak arttığı ve doğumların 2021’de 600 bin daha azalacağı tahminleri yapılıyor.

Büyüme projeksiyonlarını revize etmenin zamanıdır. II. Dünya Savaşı hariç, ekonomik ve demografik düşüş dönemlerinden sonra hızlı bir toparlanma yaşanmadı. II. Dünya Savaşı sonrasında da görülmemiş bir yıkım nedeniyle girişilen devasa imar faaliyetleri ve buna tahsis edilen olağanüstü kamu fonları, siyasal sistemler arası şiddetli rekabet gibi özel koşullar vardı. Belli ki doğum oranlarındaki düşüş en az birkaç yıl daha sürecektir.’’

https://bianet.org/bianet/toplum/238855-dogumlarin-ertelenmesinin-siyasal-etkileri-var

***

İnsanlık Varoldukça LGBTİ+ Varoluşu da Olacak, Doç Dr. Koray Başaran’ın Anlatıyor

‘’LGBTİ+’yı kapsayan cinsiyetle, cinsiyet kimliğiyle, cinsel yönelimle ilgili çeşitlilik… Bu kimlikler sanki batıdan geldi gibi bir söylem var. İslam toplumlarında da kutuplarda da yeni Zelanda’da başka isimlerle anılarak veya isim konulmadan da bu varoluşlar vardı. İnsanın var olduğu her zaman bu çeşitlilik de vardı.

Aslında nasıl olup da hastalık olduğunun zannedildiğini anlatmak daha doğru olur bu durumda. LGBTİ dediğiniz insanlık tarihi boyunca vardı.

İnsanlar birçok özellikleri açısından çeşitlilik sergiliyorlar. Saçımızın kıvırcık olması, düz olması, gözümüzün renginin birbirinden farklı olması….Bu özellikler açısından bir grubun sayıca daha az veya çok olması bir hastalık belirtisi olamaz.

Bu özelliklerin genel olarak ruhsal bedensel durumları ile kendileri açısından ne gibi sonuçlar doğurduklarıyla ilgilidir hastalık durumu.

Cinsel kimlikle ilgili çeşitliliği hastalık olarak görmek bizim hangi gözlükle baktığımızla ilgilidir. Hangi gözlükle baktığınız ne gördüğünüzü çok etkiler. Sadece bu kimlik özelliklerini değiştirmek isteyen bir grupla karşılaşır, bu kişilerde gördüğünüz ruhsal sorunları bu kimliğin, tüm grubun özellikleri kabul ederseniz bu durum bir hastalık olarak algılanabilir.

Kısa bir dönem hastalık dediler tıpta. Bugün biz biliyoruz ki cinsel kimlikle ilgili çeşitlilikte herhangi bir özellik insanın zekasını, karakterini, ahlakını, sevme, sevilme, sayma sayılma becerisini, işini, gücünü, psikolojik ve fizyolojik durumunu etkilemiyor. Yaşanılan ruhsal zorluk, kim olduğunuzla değil, toplumun kimliğinize bakışıyla ilgili. Dolayısıyla bugün artık cinsel kimlikle ilgili çeşitliliğin hastalık olmadığı kabul ediliyor.’’

https://bianet.org/bianet/toplumsal-cinsiyet/238764-insanlik-oldukca-lgbti-varolusu-da-olacak

***

Sağlık ve Çevre Birliği HEAL (Healthand Environment Alliance) tarafından 4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde yayınlanan “Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği: Kömürün Sağlık Yükü ve Kömür Bağımlılığını Sonlandırmak” raporu, termik santrallerden kaynaklı hava kirliliğinin yarattığı sağlık sorunları ve bunun mali yüküne dikkat çekiyor. Rapora göre 2019’da hava kirliliğinden dolayı 5 bin erken ölüm yaşandı.

Polen Ekoloji hareketinin derlediği Ocak ayında yaşanan ekolojideki durum haberleri için:

Ocak 2021 Bülteni

İklim davasında Fransa suçlu bulundu: Devletler yaptıkları kadar yapmadıklarından da sorumlu olmalı – Pelin Cengiz(Artı Gerçek)

‘’Dünyanın dört bir yanında insanlar, temel hakları arasında yer alan daha yaşanabilir bir iklimi herkes için mümkün kılmaya yönelik yasal mücadelelerini giderek artırıyor.

Bu kapsamda, dünya çapında hükümetlere karşı küresel yüksek profilli açılan iklim davaları gündem yaratırken, mahkemelerden gelen kararlar da iklim adaleti açısından önemli sonuçlar içeriyor.

Geçtiğimiz hafta bu yönde çok kritik bir gelişme yaşandı.

Fransa’da faaliyet gösteren dört sivil toplum kuruluşu (Notre Affaire à Tous, Fondation Nicolas Hulot, Oxfam Fransa ve Greenpeace Fransa) 2018 yılının sonunda  Fransa devletine karşı iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında etkin faaliyet göstermeme kapsamında dava açmıştı.

Paris İdari Mahkemesi, 3 Şubat 2021’de “Yüzyılın Davası” olarak görülen davada kararını yayınlayarak, Fransa devletini iklim krizinden sorumlu tuttu.

Mahkeme aynı zamanda, devletin sera gazı emisyonu azaltım taahhütlerini yerine getirmemesinin “yasadışı” olduğunu karara bağladı.

Mahkeme, Fransa’nın, iklim değişikliğiyle mücadelede ve Fransa’nın belirlediği sera gazı emisyon azaltım hedefine ulaşma kapsamında yetersiz kaldığını belirterek, devleti kusurlu buldu.

Bu karar Fransa’daki bir mahkemenin ilk kez devletin iklim değişikliğiyle mücadeledeki yetersizlikten sorumlu olduğunu tasdik ediyor.

Devletin kusurlu bulunması sonucunda, Fransa’daki iklim değişikliğinin doğrudan etkilediği mağdur kesimin tazminat talebinde bulunmak üzere adalete başvurabileceği öngörülüyor.

Devlet böylece, iklim değişikliğine karşı yıllardır sürdürdüğü yetersiz mücadelesinin sorumluluğuyla yüzleşmek zorunda kalıyor.’’

 

MEVCUT DURUM - SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI

Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, hayatını kaybediyor!İstanbul’da özel bir hastanede görev yapan iç hastalıkları uzmanı Dr. Şener Karakış Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

***

Covid-19 pandemisi çok görülmeye, çok öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 106 milyon 338 binin üzerinde iken Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 2 milyon 319 bine dayandı. Bulaş tehdidi olan aktif hasta sayısı halen 25 milyon 895 bin civarında olup oldukça yüksek sayıda olduğunu hatırlatıyoruz.

Covid-19 vakalarının kıtalara göre dağılımı şöyle: Kuzey Amerika (31.5 milyon, 27.5 milyonu ABD’ye ait), Avrupa (31.2 milyon), Asya (23.5 milyon), Güney Amerika (16.4 milyon) ve Afrika (3.7 milyon).

Covid-19’a bağlı ölümlerde kıtaların sıralaması değişiyor: Avrupa (734 bin), Kuzey Amerika (683 bin), Güney Amerika (428 bin), Asya (372 bin) ve Afrika (95 bin).

Ölümlerin en çok görüldüğü ülkeler: ABD (474 bin), Brezilya (231 bin), Meksika (164 bin), Hindistan (155 bin) ve İngiltere (112 bin).

Yeni vaka sayısı eğilimi devam ediyor. ölüm sayısında ise hafta sonu alıştığımız düşüş yaşıyoruz. Dünya genelinde son 24 saatte yeni vaka sayısı 421 bin 908 kişiye geriledi. Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 11 bin civarında. Günlük vaka bildirimin yüksek olduğu ülkeler şunlar: ABD (106 bin), Brezilya (48.7 bin), Fransa (20.6 bin) İngiltere (18.3 bin), Rusya (16.6 bin), İtalya (13.4 bin), Meksika (13.1 bin), Endonezya (12.2 bin) ve Hindistan (11.9 bin). Pandeminin yüksek hızda devam ettiği İspanya hafta sonları yeni vaka ve ölüm bildirimleri yapmadığını hatırlatıyoruz.

***

Türkiye’de Covid-19 salgını bir türlü kontrol altına alınamıyor Son 24 saatte yeni vaka sayısı 7 bin 897 kişi, hala çok yüksek. Toplam vaka sayısı ise 2 milyon 525 bine dayandı. Ölüm sayısı ciddiyetini koruyor. Son 24 saatte 108 kişi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Toplam can kaybı 26 bin 577 kişiye yükseldi. Turkuaz tabloda eleştirilere rağmen ısrarla yer verilen yeni hasta sayısı 618 kişi. Günlük test sayısı çok düştü, 138 bin civarında. Turkuaz tabloda aktif hasta sayısı yer almıyor. Günlük olarak aktif hasta sayısını Worldmeters’dan paylaşmaya devam ediyoruz.

Worldmeters’a göre Türkiye’de aktif hasta sayısı hala yüksek, 85 bin 596 aktif hastaya sahibiz. Bu hastalar bulaştırma potansiyelinin çok yüksek olduğunu gösteriyor. Ağır hasta sayısı iki binin altına indi, bununla birlikte 1,337 ağır hastaya sahibiz. Aktif hastaların içinde ağır hastaların payı hala oldukça yüksek! Halen %1.7 olan ağır hasta oranı hala dünya ortalamasının (%0.4) dört katından fazla! Yüksek ölüm hızının yüksek ağır hasta oranı ile ilişkili olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyoruz.

***

İstanbul İl Sağlık Müdürü Kemal Memişoğlu kentte pozitif Coronavirus vaka sayısının son hafta yükselme eğiliminde olduğunu belirtti. Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Akın, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) uyarılarında bulundu. Akın, “Mutasyon virüsler de girdi, riski daha hızlandırdı. Bu boş vermişlik içinde İstanbul koptu gidiyor, ikinci zirveyi yapacak” açıklamasını yaptı. Akın, “İşverenlere ısrarla mesai saatlerini değiştirin diyoruz ama dinlemiyorlar” eleştirisini yaptı.  Akın, “Kurumların salon toplantıları da rahatsız edici” diye konuştu. Akın, “Boğaziçi eylemleri sağlık yönünden tereddüt ettiriyor. Çocuklar iç içe… Bazıları maskesiz. Yeni mutant virüs 16 yaşından altını da etkiliyor…” ifadesini kullandı.

Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı ve Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yeşim Taşova, “Aşılama ve uzun süre izolasyonda kalmanın vermiş olduğu sıkıntı, aşılamanın vermiş olduğu rehavet ile maske, mesafe ve hijyen kurallarının ihmal edilmesi özellikle o beklediğimiz üçüncü dalganın oluşmasına neden olabilir” dedi.

***

Fiziki mesafe bir tek muhalefete uygulanıyor: Batman’da düzenlenen ulusal birlik yürüyüşüne katılan 46 kişiye, “fiziki mesafe uymadıkları” gerekçesiyle 41 bin 400 TL para cezası kesildi.

***

Japonya’nın başkenti Tokyo’nun da içerisinde bulunduğu Chiba bölgesinde görülen kuş gribinin insanlara bulaşma riski olduğu ve bu nedenle 410 bin tavuğun itlaf edileceği açıklandı. Öte yandan Danimarka’da da Coronavirus mutasyonu endişesiyle 15 milyon vizon itlaf edilerek çeşitli yerlere gömülmüştü. Yeterince derine gömülemeyen vizonların vücutlarının toprak altında şişerek yer yüzüne çıktığı görülmüştü.

***

CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker nüfus artış hızında yarı yarıya yaşanan düşüşün sebebinin, gizlenen “Covid-19” ölümleri olduğu iddiasını Meclis gündemine taşıdı. Şeker, verdiği soru önergesinde, “En düşük nüfus artış hızının 2020 yılında yaşanmasının sebebi nedir? Bu düşüşün nedenleri arasında 31 Aralık 2020 tarihi itibariyle kamuoyuna açıklanan Covid-19 kaynaklı toplam 20 bin 881 vefat sayısından katbekat fazla olduğu iddiaları doğru mudur?” diye sordu. Yıllık nüfus artış hızı 2019 yılında binde 13.9 iken 2020’de ise binde 5.5’e geriledi. Bu yıl gerçekleşen nüfus artış hızı son 10 yılda en düşük nüfus artış hızı oldu.

***

Politeknik, COVID-19’un mühendis, mimar ve şehir plancıların çalışma hayatına etkilerine yönelik bir araştırma raporu yayımladı. Raporda, pandeminin çalışma hayatında pek çok hak ihlali için fırsat yarattığına dikkat çekildi.

(https://sendika.org/2021/02/covid-19-muhendis-mimar-ve-sehir-plancilarin-calisma-hayatinda-hangi-sonuclara-yol-acti-607725/)

 

AŞI TARTIŞMALARI

Sinovac tarafından geliştirilen CoronaVac aşısına Çin’den ‘yaygın kullanım onayı’ geldi. Sinovac’tan yapılan açıklamada, aşının Covid-19 kaynaklı hastaneye yatma ve ölümleri önlemede yüzde 100 etkili iken enfeksiyonundan koruma oranı yüzde 50.65 ve tıbbi tedavi gerektiren vakaları önlemede etkisinin yüzde 83.7 olduğu bildirildi.CoronaVac, Sinopharm aşısının ardından ülkede onay alan ikinci korona virüsü aşısı oldu.

***

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı illere göre günlük aşı sayıları ile 2020 nüfus sayıları oranlandığında en az Covid-19 aşısı vurulan kentlerin tamamını Kürt illeri oluşturdu. Bakanlığın paylaştığı verilere göre, Türkiye ortalamasının yüzde 4,01 olduğu aşılama oranının en az olduğu il, yüzde 1,27 ile Hakkari oldu.  Bu kenti sırasıyla Ağrı (1,34), Şırnak (1,46), Siirt (1.67), Urfa (1,76), Mardin (1,77), Muş (1,77), Bitlis (2,11), Bingöl (2,11), Van (2,32) ve Diyarbakır (2,64) izledi. Aşılanma düzeyinin Kürtillerinde bu kadar düşük olmasında aşıya karşı güvensizlik ve yaşlı nüfusun diğer bölgelere göre daha az olması birer etken olsa da bu bölgelerde sağlığa erişimdeki problemleri başat problem olarak ele almamız gerekiyor.

Nüfusa oranla en fazla aşılamanın yapıldığı ilk 10 il ise şöyle sıralandı: Isparta (6,71), Amasya (6,38), Bolu (6,29), Burdur (6,07), Edirne (5,82), Eskişehir (5,77), Çanakkale (5,70), Artvin (5,61), Giresun (5,56), Çorum (5,39). Ankara yüzde 5,35 ile 11’inci sırada yer alırken, İzmir yüzde 4,62 ile 30’uncu sırada yer aldı. 15 milyonu aşan nüfusuyla Türkiye’nin en kalabalık şehri olan İstanbul’da yaşayanların ise yüzde 3,63’üne aşı yapıldı. İstanbul, yapılan aşının nüfusa oranı sıralamasında 55’inci oldu.

***

Sputnik V aşısının Türkiye’de üretimine ilişkin Türkiye ve Rusya arasında imzalanan sözleşmenin detayları Meclis gündemine taşındı. CHP’li Murat Emir, Rus aşısında aracı firma kullanıldığını iddia etti. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması istemiyle TBMM’ye yazılı soru önergesi sunan Emir, sözleşmeyi imzalayan VisCoran firmasının sahibi Öztürk Oran’ın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a olan yakınlığına dikkati çekti.

***

İsrail’de 60 yaş ve üstü nüfus içinde günlük vaka sayısı, Ocak ayı ortasındaki zirveye oranla yüzde 46 düştü. Tel Aviv Üniversitesi Weizmann Bilim Enstitüsünden bir ekibin analizine göre, henüz daha az sayıda aşılanan 60 yaş altı nüfusta ise yüzde 18’lik bir düşüş kaydedildi.

***

Aşıda patent varsa kriz de var!

AB’de, Covid-19 aşılarının satın alınmasındaki feci başarısızlıklar nedeniyle Avrupa Komisyonu ve Başkanı Ursulavon der Leyen üzerindeki baskı artıyor. …Aşı teminindeki başarısızlığına rağmen, AB tek bir ilkeye bağlı kalmaya devam ediyor: Pandemi süresince bile aşı patentlerinden vazgeçmemek! Patent hakkından vazgeçmek, yalnızca zenginlerin değil, aynı zamanda daha fakir ülkelerin nüfusunu da bir an önce aşılayabilmek için dünya çapındaki tüm üretim kapasitelerini kullanmayı mümkün kılacaktır. AB bunu yapmayı reddederek salgının küresel iyileşmesini geciktiriyor, ancak ilaç şirketlerine büyük kârlar sağlıyor. Örneğin Pfizer, yalnızca kovid-19 aşısı satışları nedeniyle bu yıl cironun 15 milyar dolar artmasının beklendiğini açıkladı. BioNTech ile eşit düzeyde brüt kâr paylaşmak isteyen grup, vergi öncesi kâr marjını yüzde 30 olarak tahmin ediyor: Bu nedenle salgın, iki şirket için milyarlar değerinde.  AstraZeneca, başka bir yolun daha olabileceğini gösteriyor: İngiliz-İsveç şirketi, aşısını geliştiren Oxford Üniversitesinin ısrarı üzerine, en azından pandeminin sonuna kadar imalat fiyatından satış yapıyor. Sonuç: BioNTech / Pfizer’de (Almanya / ABD) bir doz aşı 12 avroya mal olurken, AstraZeneca’da (merkez: Cambridge) 1.78 avroya mal oluyor.

https://www.evrensel.net/haber/425326/asida-patent-varsa-kriz-de-var

 

TOPLUMSAL MÜCADELE – SAĞLIK MUHALEFETİ

Kayyum rektöre karşı bir ayını geride bırakan öğrencilerin eylemleri günden güne büyürken, Boğaziçi Üniversitesi adeta polis karargahına dönüştürüldü. Ablukaya rağmen öğrencilerin eylemi büyük bir kararlılıkla devam ediyor ve her gün rektörlük önünde açıklama yaparak rektörün istifasını istiyorlar. Yapılan protesto eylemleri nedeniyle üniversitenin dört bir tarafı polis barikatlarıyla abluka altına alınırken, yüzlerce çevik kuvvet polisi, TOMA ve zırhlı araçlar hazır bekletiliyor.

***

İstanbul Tıp Fakültesi ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi öğrenci kulüpleri ve hekim adayları dayanışma açıklaması yayınladı. ‘LGBTQ+’ların terörle bağdaştırılıp sapkın olarak nitelendirilmesine ve ifade hürriyetinin kısıtlanmasına karşı çıkıyor, hiçbir düşüncenin yaşam hakkından daha değerli olamayacağını savunuyoruz.’ dediler.

***

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle dayanışma için ülkenin farklı yerlerinden lise öğrencileri dayanışma mesajları yayınladı. Üniversitede polis şiddetinin sona ermesi, LGBT+ bireylere yönelik baskı ve ayrımcılığın sonlanması, kayyum rektörün istifası ve gözaltındaki öğrencilerin serbest bırakılması gibi talepler içeren farklı açıklamalar yayınladı. O liselerin idarecileri ise Milli Eğitim Bakanlığı tarafından kendilerine dayatılan, paylaşılan metnin okulun öğrencileri ile bir ilgisi olmadığını yazan açıklamayı aynen vermeyi seçtiler.

***

Öğrenciler Ayakta: Genç Sürdürebilmek Üzerine Bir Deneme, Kemal Taylan Abatan

‘’Boğaziçi Üniversitesi’nde, daha önce AKP’den aday adayı olan Melih Bulu’nun rektör (kayyum) olarak atanmasından sonra başlayan protestolar boyut kazanarak devam ediyor. Öncesinde Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin başlattığı eylemler, şu anda birçok üniversiteden öğrencilerin kendi örgütlenmeleriyle geliştirdikleri dayanışmayla büyüyor. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra iyice sindirilmiş olan toplumsal muhalefetin sürekli olarak bir gözünün ucuyla çevresine göz gezdirmesine karşılık belki de öngörülemez gelen öğrencilerin örgütlü tepkisi mevcut koşullarda mücadeleyi sürdüren özneleri de göreve çağırıyor.

Bununla birlikte, işin politik yönünden bakacak olursak, gençlik kendi içerisinde bir öncülük yaratmanın uğraşını sürdürürken, kendisiyle birlikte, mücadele eden diğerlerini de direnişe çağırmaktadır. Bu çağrının psikolojik olarak abi/abla-kardeş/kızkardeş’e dönüşmesinden çok, bir yoldaşlık olduğunu kavramak gerekir. Birbirinin açığını arayan değil, birbirinin farklılıklarını kabul eden bir yoldaşlık biçimi gelişebilir; en azından bu zorlanabilir. Bu gelişirken de sabırlı olunabilir. Gençliğinin bir döneminde, 2000’lerin serhildanlarını ve Gezi’yi izlemiş/yaşamış bir kuşağın üyesi olarak, artık bir daha başarısızlığa uğramanın ne vahim sonuçlar doğuracağını yeterince tecrübe ettik. Bu bağlamda, kesin ve büyük bir zafer beklentisine girmeden -büyük beklentilerle devrim hayallerinin başarısızlıkla sonuçlandığında ne olduğunu psiko-politik bağlamda EnzoTreverso “Solun Melankolisi” kitabında açıklamıştı- ancak iyi hesap edilmiş ve hazırlanılmış bir mücadele yukarıdan aşağıya paket argümanlarla değil, aşağıdan birbirinin farklıklarını kabul ederek, temsiliyetini sağlayarak ve asgari müşterekler yaratılarak örgütlenebilir. Bunu yaparken de kesin sonuca kestirmeden ulaşma tembelliğini göstermek yerine, ütopyamıza yavaş yavaş ilerlemek hepimiz açısından iyi olabilir. Genç başladıysak da, gençlikten ilham alarak yürüyüşümüzü sürdürebiliriz.’’

https://gazetekarinca.com/2021/02/ogrenciler-ayakta-genc-surdurebilmek-uzerine-bir-deneme/

***

Ankara İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Ankara Şubesi: ‘Yaşamak ve yaşatmak istiyoruz!’

 

3 Şubat 2011’de Ostim Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Özkanlar Hidrolik İmalat’ta ve yine aynı gün İvedik Organize Sanayi Bölgesi’ndeki Metsan’da patlamadan kaynaklı yangın sonucu 20 işçi hayatını kaybetti, 53 işçi yaralandı. Patronların daha çok kazanma hırsı, yapılmayan denetimler, alınmayan önlemler ve sermaye düzenini koruyan hukuk sistemi 20 işçinin yaşamına mal oldu. Ostim ve İvedik Katliamı, acı ve kara bir leke olarak tarihe geçti. Mahkeme yalnız 5 sanık hakkında hüküm verdi, diğer 13 sanık hakkında beraat kararı verdi. Yapılmayan denetimler ve alınmayan önlemlere göz yuman kamunun sorumluğu ortadayken, dava sürecinde sorumlu kamu kurumları hakkında hiçbir işlem yapılmadı, yargı sürecinin dışında tutuldu!

Ostim-İvedik Katliamının ardından 10 yıl geçti. Ostim-İvedikKatliamı’na yol açan despotik çalışma rejimi, COVID-19 Pandemisi eşliğinde ağırlaştı ve yeni iş cinayetleriyle devam ediyor. Salgının ilk günlerinden bu yana ısrarla ifade ettiğimiz gibi bu sürede izlenen politikalarla salgın adım adım bir işçi sınıfı hastalığına dönüştürüldü. Salgının 7 aylık sürecinde sermayeyi koruyan, üretimin her ne olursa olsun devamlılığına dayanan “çarklar dönsün” anlayışı ile işçi sınıfını sürü bağışıklığına iten politikalar, virüsün işyerlerinde ve işçilerin yaşam alanlarında hızla yayılmasına sebep oldu. COVID-19 nedeniyle en az 741 işçi çalışırken hastalandı ve öldü! Açıktır ki, 10 yıl önce patlamada ölenlerle, bugün başta hastaneler olmak üzere işyerlerinde Covid-19’a yakalanarak ölenler, emekçilerdir.

  • İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalıdır.
  • Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki işçiler bu süreçte idari-ücretli izne çıkarılmalıdır.
  • İşten atmalar yasaklanmalı ve 1168 TL değil tam ücret ödenmelidir.
  • Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gitmeden azaltılmalıdır.
  • İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmelidir.
  • Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalıdır.
  • Göstermelik değil etkin iş sağlığı ve güvenliği düzenlemeleri çıkarılmalı ve ertelenmeden uygulanmalıdır.
  • İş yerlerinde risk değerlendirmesinde emekçiler de yer almalıdır.
  • İSG önlemleri piyasanın insafına terk edilmemelidir, etkin bağımsız katılımlı denetim sağlanmalıdır.
  • Covid 19 nedeniyle tüm emekçilere nitelikli ve yeterli sayıda koruyucu ekipman sağlanmalıdır.

***

Dünya Tabipler Birliği (DTB), Avrupa Hekimler Daimi Komitesi (AHDK) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB), 79 gündür tutuklu bulunan TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi Dr. Şeyhmus Gökalp’in 10 Şubat 2021’de görülecek duruşmasına sayılı gün kala, 4 Şubat 2021 günü “Dr. Şeyhmus Gökalp Davası ve TTB’nin Özerkliğine Tehdit” başlıklı bir çevrimiçi panel düzenledi.Ayrıca TTB‘Bizimle birlikte #iyihekimliğeözgürlük için geri sayın.’ diyerek duruşmaya destek istediklerini tekrarlıyor.

***

HDP PM Üyesi Doğan Erbaş, 8 Şubat’ta topyekûn direniş hamlesi başlatacaklarını söylediği kampanyayı açıkladı. Erbaş, “Dört ay sürecek bir kampanyanın başlangıcını yapacağız. Yeni bir siyasi ve demokrasi hamlesi yapmak istiyoruz. Son 4-5 yıldır darbe ile mücadele adı altında zaman zaman tek adam dense de aslında ittifak olan AKP-MHP bloku yeni bir rejim inşa etmeye başladı. Bu yeni proje hem toplumsal hem siyasal muhalefeti ortadan kaldırmak, kendi deyimleriyle de yerli ve milli bir muhalefeti oluşturmak gibi bir yeni rejim. Her türlü farklılığı reddeden, ötekileştiren, kutuplaştıran gerginliğe dayalı bir atmosferle bugüne kadar geldik. Türkiye’de dışarıda savaş ve işgal hatta ilhak; Efrîn’de olduğu gibi, içeride de muhalefeti bitirmeye yönelik sert, faşizmin daha da kurumsallaştığı, faşizme geçildiği bir rejimin inşası söz konusu. Bunu adım adım örüyorlar. Son günlerde, özellikle de bir iki aydır her zamankinden farklı saldırdılar. Boğaziçili öğrencilerde, Birleşik Mücadele Güçleri’nin açıklama yaptığı sırada da gördük. Bir gösteriyi, basın açıklamasını engellemek için büyük bir kin, nefret ve öfkeyle yok etmeye yönelik, gözaltına alırken işkence eden bir kolluk gücü var ortada. Milletvekillerimiz bile yerlerde sürüklendi ve gözaltına alınmaya çalışıldılar.” dedi. Ayrıca Erbaş, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a tecrit ve zindan direnişinin kampanyanın önemli başlığı olacağını vurguladı.

***

Birleşik Mücadele Güçleri kuruluşunu deklare etti. Açıklama, “Küresel çapta, özelde de Türkiye-Kürdistan sathında muazzam gelişmelerin yaşanabileceği bir siyasal ve toplumsal zeminle karşı karşıyayız. Emperyalist kapitalizmin ekonomik, siyasal ve toplumsal krizi günden güne büyürken, AKP-MHP-Ergenekon faşist ittifakı, saldırılarına azgın bir şekilde devam ediyor. Koşullar her açıdan, faşizmin çizdiği sınırlara hapsolmuş hiçbir anlayış ve önerinin kurtuluş reçetesi olamayacağını gösteriyor. Bu eşikte tarih, sol, sosyalist, devrimci, demokratik ve yurtsever güçleri göreve çağırıyor. Bu çağrıya ses verdiğimizi ve yan yana mücadeleyi büyüteceğimizi deklere ediyoruz.” şeklinde başladı.

***

Yunanistan’da öğrenciler haftalardır hükümetin üniversitelere polis konuşlandırma planlarını protesto ediyor. Öğrenciler 4 Şubat’ta başkent Atina olmak üzere birçok kentte yeniden sokağa çıktı. Selanik’te ise öğrenciler üzerinde Türkçe-Yunanca “Kampüste polis istemiyoruz. Yunanistan’dan Türkiye’ye öğrenci hareketi kazanacak” yazılı pankartla Boğaziçi direnişine destek verdi.

***

Yıllarca askeri cunta yönetimi altında yaşamış olan Myanmar’da, ordunun yönetime yeniden el koyup ülkenin lideri Aung San SuuKyi’yi gözaltına almasının ardından sivil itaatsizlik eylemleri başladı. Bu eylemlerin başını sağlık çalışanları çekiyor. Hastalarına hiçbir saygısı olmadığını gösteren gayrımeşru askeri rejimin herhangi bir emrine uymayı reddettiklerini ve seçilmiş hükümet yeniden tesis edilmeden bu eyleme son vermeyeceklerini söylüyorlar. Ülkede askere karşı sokak protestoları düzenlenmiyor, Facebook üzerinden örgütlenen bir kampanyayla çektiği sivil itaatsizlik eylemleri devam ediyor.

***

Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’nun, “Bizler, direniş ve isyan virüsünün taşıyıcıları olan Zapatistalarız” diyerek “Una Montaña del Mar”[1] (Açık Denizde Bir Dağ) başlığı ile yaptıkları isyancı yürüyüş çağrısı, dünyanın dört bir tarafında kapitalizme ve patriyarkaya karşı mücadele eden kesimler tarafından büyük bir ilgi ve çoşku ile karşılandı.  2021 yılının Nisan ayında Meksika topraklarından başlayacak olan “Yaşam İçin İsyan ve Direnişleri Buluşturma” yürüyüşünün ilk etabının, İspanya’nın Meksika’yı sömürgeleştirdiği resmi tarih olan 13 Ağustos 2021’de İspanya’nın başkenti Madrid’te son bulacağı açıklandı.

 

JİN
Antidemokratik atama süreciyle başlayan ve sonrasında öğrencilerin kurduğu demokratik yapıların söylem üretmesi ve itiraz etmesini izlediğimiz haftada, iktidarın ilk saldırı odağının LGBTİ+’lar olduğunu gördük. Yaşam alanı savunusu yapan, üniversitede söz sahibi olmak isteyen ve bu alana zarar gelmesini önlemek isteyen öğrencilere saldıran iktidar, BÜKAK (Kadın Araştırmaları Kulübü) ve BÜLGBTİ+ kulüp odalarını kapattı, grupların kendilerini var ettikleri kulüpleri kriminalize etmeye çalıştı. Yaşanan müdahalelerin sonucunda zarar gören iki grubun İstanbul Sözleşmesi ile de hakları garanti altına alınmak istenen toplumun daha kırılgan ve şiddete açık kesimleri olan kadınlar ve LGBTİ+lar oluşuna dikkat çekmek gerek. Eril sistem yine ilk olarak, her alanda eril tahakküme karşı sözünü söyleyen aktivistlere yöneldi. Uygulanan şiddetin haklı çıkarılmaya çalışılması ve normalleştirilmesi için nefret söylemi kullanıldı ve verilen tepkilere rağmen geri çekilme görülmedi. Yaşananların iyi yanı, hem Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri hem de toplumdaki baskıyı hisseden herkesi birleşmeye ve daha çok dayanışmaya itti. Biliyoruz ki birbirimizi hissetmeye ihtiyacımız var. Gücümüzü dayanışmadan alıyoruz. Ayrıca hatırlatmakta fayda var: Zulmün olduğu her yerde direniş sürecektir.

 

Kadın Sağlığı Hareketine Giriş, Nazan Karacabey

Bugün pandemiyle birlikte daha da belirginleşen iki sorun var; birincisi, kadınların sağlığa erişim talebi ötelenmiş, ikincisi de kadınların beden istilası kışkırtılmış ve tamamen kâr odaklı bir sağlık sisteminin sömürüsü ile zirve yapmıştır. Biz kadınların bugün yapmamız gereken feminist mücadelenin birikimiyle sağlık hakkımızı yeniden inşa etmektir. Kadın sağlığı hareketi, halk sağlığı hareketinin bileşeninden öte itici öznesi olacaktır.

Bedenlerimizi yeniden keşfedip doğallığımızı anlayarak tıbbın eril tahakkümünü yıkabiliriz. Bunu için bize bir kadın sağlık hareketi yeter. Yeniden öfkelenmenin vakti geldi.

https://sendika.org/2021/01/kadin-sagligi-hareketine-giris-606523/

***

ŞîfaJin: “Toplumun sağlığını korumak istiyoruz.”

ŞîfaJin, Jinwar ve çevresindeki kadınlar, çocuklar için bir şifa ve sağlık merkezidir. Doğal tıp ve modern tıbba dayanan tedavilere ek olarak, merkez, tıbbi bitkilerden kendi ilaçlarını üretmektedir. ŞîfaJin’ın temel felsefesi, sağlığın, yaşam biçiminin, toplum ve çevre ile ilişkilerin bir aynası olması ve dolayısıyla baskı ve direniş tarihini yansıtmasıdır.

Bir kadın için doğal şifa merkezini kurmak ne anlama gelmektedir? Bu bilgiyi geliştirmek neden önemlidir? Jinwar’ın bilge kadınları, İngilizce, İspanyolca ve Arapça altyazılı olarak izlenebilecek aşağıdaki videoda hedeflerini açıklıyor.

https://politikosbiosethos.blogspot.com/2020/07/sifa-jin-toplumun-saglgn-korumak.html?spref=tw

***

Avrupa Kürt Kadın Hareketi’nin (TJK-E) 25 Kasım’da startını verdiği “Diktatörün yargılanması için 100 neden 100 bin imza” kampanyası kapsamında İsviçre’nin Bern ve Fribourg kentlerinde imza toplandı. 25 Kasım’dan bu yana kampanyanın sonuca ulaşması için alanlarda olmayı sürdüren Mizgin Kadın Meclisi üyeler Erdoğan faşist rejiminin kadın kırımı üzerinden yürüttüğü politikalara karşı alanlarda olarak mücadelelerini sürdüreceklerini söylüyor.

***

İfşalar, adalet ve kadınların güçlenmesi, Cemre Baytok

Bir süredir ifşalar ve erkeklik biçimleri gündemde …Eşitsizlikten ve tacizden, cinsel şiddetten beslenen ilişkilerin ne kadar yaygın olduğunu, flört şiddetine savrulmayan ilişkinin ne kadar az olduğunu görmek, cinsel saldırı tanımını daha fazla genişletmek veya en ağır cezayı talep etmek değil, eşitsiz ilişkilenmenin münferit değil sistematik olduğunu görmek ve kendini bunun bir parçası (sadece “mağduru” değil tanığı da) kılmamak anlamına geliyor…İfşa edilen bu şiddet ve erkeklik biçimlerinin hayatlarımıza daha az egemen olacağı, patriarkayı geri ittirecek hareketi kadınların güçlenmesinde görüyorum. Sistemi değiştirecek gücün, kadınların hayır deme alanlarının artmasında, bunun paylaşılan bir deneyime dönüşmesinde ve ifşanın bir biçimine sıkışmış feminist politikanın ötesine geçebilmesinde olduğuna inanıyorum.
https://www.catlakzemin.com/ifsalar-adalet-ve-kadinlarin-guclenmesi-2/

***

Arjantin’de isteğe bağlı kürtaj hakkının yasalaşması için kadınların yıllardır verdiği mücadele kazanımla sonuçlandı. Senato’da kabul edilen yasal düzenlemeye göre, kadınlar 14 haftaya kadar gebeliği sonlandırma imkanına sahip olacak ve gerekli tedaviden ücretsiz faydalanacak. Ülkede her yıl yüz binlerce yasa dışı kürtaj yapılarak kadınların hayatı tehlikeye atılıyordu.

***

Şiddetsiz Erkeklik atölyeleri el kitabı yayınladı.

Proje Özyeğin Üniversitesi ve Eleştirel Erkeklik İncelemeleri İnisiyatifi (EEİİ) olarak, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu desteğiyle Nisan 2020-Ocak 2021 arasında gerçekleştirilmiş olup, erkeklerin cinsiyet temelli şiddetle mücadeleye katılımını artırmaya katkıda bulunmak amacıyla bir proje başlatılmış. Proje yürütücüleri: ‘Şiddetsiz Erkeklik Atölyeleri’ el kitabında eleştirel bir perspektiften erkeklik ve şiddet ile ilgili temel kavram ve tartışmalara değindik, atölye tasarlamaya dair bazı pratik konuları ele aldık, bu atölyelerde kullanılabilecek uygulama örnekleri sunduk ve yeni çalışmalara ilham vermesi umuduyla dünyadan iyi örneklere yer verdik. El kitabında mültecilerin, engeli olanların ve LGBTİ+’ların şiddet ve ayrımcılık deneyimleri bağlamında kapsayıcı olmaya özellikle gayret ettik.

 

YENİ YAŞAM

Rojava’da Kooperatif Deneyimi(2) – RojavaEnternasyonel Komünü

“Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, kooperatifleri inşa etmek amacıyla, projeleri finansal ve materyal gereçlerle desteklemekle kalmayıp, mahalleleri, köyleri ve aileleri her gün ziyaret edip komünal ekonominin prensiplerini ve yerel bir kooperatifin nasıl kurulabileceğini tartışıyor. Demokratik konfederalizm paradigması her an ve her yerde alternatifleri inşa etmenin öneminin altını çiziyor.

Rojava’daki kooperatiflerin çoğunluğu, sebze meyve ve mahsul eken tarımsal kooperatifler. Ancak, çiftlik hayvanları (kuzu, inek, tavuk) işinde olduğu gibi, fırınlar, restoranlar, giysi dükkânları, terzi, berber, dikiş, tuz üretimi ve elektrik gibi çeşitli düşük yoğunluktaki üretim ve hizmet alanlarında uğraşanlar da var. Daha kompleks ve teknoloji yoğunluklu tarımsal sektör harici üretim-kooperatifleri için kısıtlayıcı iki faktör, zaman zaman somut üretim sürecine dair bilgi eksikliği ve daha da önemlisi gerekli ekipman ve makinelerin yokluğudur.

Kuzey ve Doğu Suriye’de kooperatifleri açmanın orta vadeli sebebi kesinlikle toplumun maddi ihtiyaçlarını karşılamak ve kendi kendine yetebilirliğini sağlamak olsa da daha derin amaç kesinlikle ilk hedefle el ele gidiyor, o da komünal hayatı geri getirmeyi sağlamak. Her kooperatif, komünal ekonomi için bir tohum niteliğinde.”

https://yeniyasamgazetesi2.com/rojavada-kooperatif-deneyimi-2/

***

COVID-19 Sosyolojisi

“Fiziksel olarak buluşmanın neredeyse olanaksız olduğu ya da çok katı sınırlamalarla mümkün olabildiği pandemi koşulları aynı zamanda yeni mücadele alanları açtı. Mendes (2020), COVID-19 pandemisinin Lizbon’da nasıl topluluk-temelli toplumsal hareketlere yol verdiğini anlatır. Pandemi insanları evlerine bağladı ama evi olmayanlara ne olacaktı? Evsizler, “konut hakkı” sloganıyla harekete geçen sivil toplum inisiyatiflerinin çıkış noktası oldular. İnternetten dilekçeler yazıldı, manifestolar ilan edildi, açık mektuplar yayınlandı, siber uzayda konut sektörünün finansallaşmasını kınayan etkili platformlar oluştu. Farkındalık artırıldı ve başarılar elde edildi.”

https://ayrintidergi.com.tr/covid-19-sosyolojisi/

***

‘’Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi (DBB) bünyesinde 2010 yılında kurulan Aram Tigran Konservatuarı, Kasım 2016’da atanan kayyum tarafından kapatıldı. Bunun üzerine konservatuar eğitmenleri, belediyeden bağımsız MA Music Akademisi kurdu. “Herkes İçin Müzik, Her Yerde Müzik” sloganıyla 3 Mart 2017’den bu yana faaliyet yürüten MA Music, Kürt müziğinin geliştirilmesini hedefliyor. Bünyesinde Kadın Korosu, Çocuk Korosu, MA Orkestrası ve Doğal Ritim Orkestrası’nı bulunduran MA Music, dört yıl içinde binlerce çocuk ve gence müzik eğitimi verdi. MA Music, daha önce imkansızlıklar nedeniyle hayata geçiremediği ZarokMA’yı kuruyor. Mezopotamya Ajansı’na (MA) konuşan MA Music Akademisi Koordinatörü ŞêrkoKanîwar, daha önce anne karnındaki bebekten 5 yaşındaki çocuklara kadar ebeveynlerin katılımıyla bir çalışma yürütmek istediklerini, ancak yeterli bütçeleri olmadığından projeyi hayata geçiremediklerini belirtti. Kanîwar, Pandemiile birlikte Almanya’da bulunan Goethe Enstitüsü’nün, “Pandemiden kaynaklı sorun yaşayan edebiyat, sanat ve kültür derneklerine destekte bulunuyoruz” açıklamasında bulunmasıyla destek fonuna Zarok MA adlı bir proje ile başvurduklarını ve projenin kabul edildiğini söyledi.’’ (Yeni Yaşam)

 

AKADEMİDEN – EKLER

Nature dergisinin internet haberlerinde 3 Şubat’ta yayımlanan bir habere göre (Van Noorden, 2021) yüzlerce bilim insanı, SARS-CoV-2 varyantlarının genom verilerinin bulunduğu veritabanlarının erişime açık hale getirilmesini talep eden bir mektup kaleme aldı. Bu veritabanlarının en popüler olan GISAID’de 450 binden fazla genom verisi bulunuyor. DSÖ dahil birçok otorite bu veritabanlarının yeni varyantların tanınmasında, tedavi ve aşı çalışmalarına çok ciddi katkı sunduğunu belirtiyor. Fakat veritabanlarını yönetenler bu bilgileri açık erişime sunmadıklarından söz konusu çalışmalar sınırlı sayıda merkezce yürütülebiliyor. Avrupa Bioinformatik Enstitüsü direktörü RolfApweiler’ın da dahil olduğu yüzlerce bilim insanına göre ise: “SARS-CoV-2 sekans verilerinin açık bir şekilde paylaşılması, insanlığa yönelik en büyük sağlık tehdidine karşı hızlı yanıt vermek için çok önemlidir.”

Van Noorden, R. (2021). Scientistscallforfullyopensharing of coronavirusgenomedata. Nature.

Aşı bilgileri ve viral varyantlarla ilgili sermaye gruplarının ve devletlerin “entelektüel mülkiyet hakkı” dayanağıyla veri paylaşımını sınırlı tutuyor olmaları, şu an salgınla mücadelede daha etkin kullanılabilecek bilgilerin belli ellerde sınırlı kalmasına sebep oluyor. Birçok merkezde aşı üretimi yapılabilecekken, aşıları yalnızca aşı bilgisini üretebilen şirketler üretiyor. İhtiyaca göre çok düşük miktarda üretilebilen aşıların dağıtımı için uzun bir süredir 2 doz arasındaki süreyi uzatma tartışmaları mevcut. İngiltere hükümeti kısa süre önce doz aralığını 12 haftaya kadar çıkarmayı kararlaştırmıştı. BMJ’nin haberine göre (Wise, 2021) Oxford-AstaZeneca aşısının bu aralıkta hala etkin olabileceğine dair veriler mevcut. Fakat Pfizer-Biontech aşısının 21 günden daha uzun bir doz aralığı ile yapıldığında nasıl etki göstereceğine dair bir ver mevcut değil. Türkiye’de aşılama 22 gün önce başlamıştı ve henüz 2. dozlar planlanmadı, zaten aşının faz 3 verileri dahi yeni yeni ortaya çıkıyor.

Wise, J. (2021). Covid-19: New data on Oxford AstraZenecavaccinebacks 12 weekdosinginterval. BMJ, n326.

Aşı doz aralıkları konusunda detaylı bir haber analiz için: https://www.bmj.com/content/372/bmj.n18?int_source=trendmd&int_medium=cpc&int_campaign=usage-042019

***

Salgın, var olan sosyo-mekansal eşitsizlikleri görünür kıldı- İSİG Meclisinden Aslı Odman ile Söyleşi, Eren Topuz

Burada muhtaç bedenler ve çalışan bedenler arasındaki zıtlık üzerinden çalışan insanların ve çalışma yerlerinin görmezden gelinmesini ve bütün pandemi politikalarından dışlanmasını ifade etmek istedim. Biliyoruz ki salgın gibi yoğunluk, sıkışıklık ve havasızlık ile yayılan bir durumda en önemli bulaş yeri çalışma mekanlarıdır. SGK’nin verilerine göre İstanbul’da kayıtlı çalışan 5 buçuk milyon insanın yüzde 40’ı, en az 50’den fazla işçinin yan yana bulunduğu iş yerlerinde çalışıyor. Hayatını idame ettirmek için çalışması gereken bu insanlar yokmuş gibi düşünüldüğünde ortada yardıma, hayırseverlere ihtiyacı olan bedenler kalıyor. Ana akım medyada, siyasetçilerin dilinde, akademik analizlerde sürekli yoksul bedenler, yardıma muhtaç bedenler var. Tanımlanan bedenin, hegemonik paradigmanın ne olduğu çok önemli. Pandemi, bu hegemonik paradigmayı, toplumsal bedenin nasıl tahayyül edildiğini bir kez daha bize hatırlatmış oldu.

https://www.gazeteduvar.com.tr/sosyalbilimci-asli-odman-salgin-var-olan-sosyo-mekansal-esitsizlikleri-gorunur-kildi-haber-1512544

 ***

Devlet ve Demokrasi Üzerine Düzenlenmiş Notlar, Ferîk Özgür

“Modern devlet bulunduğu her yerde demokrasi iddiasını kendisiyle beraber taşır. Fakat demokrasi kavramı, kullananın siyasal konumuna göre birçok farklı anlama gelebilen kaygan bir kavramdır. Burada konuyu anlaşılır bir şekilde ele alabilmek için demokrasinin ortaya çıkış koşullarına bakılmalıdır; bunun için devlete bakmak gerekir. Devlet, var olduğu her haliyle toplumun sınıfsal yarılmasına işaret eder. Sınıflara bölünmüş durumda olan toplumun, ondan ayrışmış bir kamu gücüyle; zor ve rıza yoluyla bir arada tutulması işlevi devletin asli işlevi olarak görünür (Engels, Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni, 2019: 120). Bu bağlamda devlet, iktidardan ayrı olarak, onun icrasının bir merkezi olarak örgütlenir fakat iktidar ilişkileri her durumda devlet iktidarının alanını aşmaktadır. Devlet, iktidarın merkezîleşip tekrar dağıldığı bir üs işlevi görür. Ancak iktidardan devleti türetemeyiz, iktidarların belirli çelişkilerde yoğunlaşmasıyla ve örgütlenmesiyle devlet, sınıflılığın çelişkisinden örgensel olarak ortaya çıkar. Kendi başlarına dağınık iktidarlar, belirli bir özgül yoğunlaşma derecesinde örgütlenmedikçe gelişkin bir toplumsallık oluşturmazlar. Toplumsallığın oluşturulması bu iktidarın, merkezi bir seçici dönüştürülüşüyle bağlantılıdır. Bu işlevi devlet üstlenir, ancak devlet olarak üstlenmez; üstlendiği için devlettir. Burada devlet dediğimizde bir kere belirlenmiş ve sabitlenmiş işlevler arasında kısıtlı bir kurumdan değil, her toplumsal formasyonda farklı özgül yoğunlaşma biçimlerine sahip olan bir aygıttan bahsetmekteyiz.

Devlet bütün işlevleriyle sınıflı topluma özgülenmiştir.[1] Bu açıdan sınıfların var olduğu her koşulda devlet, sınıfların iradesinin dışında var olmayı sürdürür. Egemen sınıflar, genel çıkarının toplumsal olarak örgütlenmesi işlevini devletsiz yerine getiremez. Bununla birlikte, “Burjuva-kapitalist dünyada hüküm süren rekabet ilkesi, (…), siyasal iktidarın tekil girişimciye (iktidarın büyük toprak sahibine bağlı olduğu feodalizmde olduğu gibi) bağlanmasına hiçbir biçimde izin vermez” (Paşukanis, Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm, 2002: 145). Bu sebeple modern devlet, onu zapt etmiş olanın istek ve arzularının basit bir hizmetkarı olamaz. Çünkü örgensel ortaya çıkışıyla damgalanmış bir varlık kazanır.”

https://politikosbiosethos.blogspot.com/2021/01/devlet-ve-demokrasi-uzerine-duzenlenmis.html?spref=tw

***

Yapay zeka işçiler çağı ve üretimin değişen Saikleri, Hikmet Acun

‘’Burjuvazi yeni bir ‘ilksel birikim’ çağının kapısını aralıyor. Oldukça heveskar, oldukça büyük deneyimler sahibi, oldukça cüretkar. Burjuvazinin sermayenin anlamını da değiştirdiği bir ‘ilksel birikim’ çağının son kulvarına  giriyoruz. Sermaye iktidar ürettiği sürece, bir ‘Macht’ olarak işlevli olduğu sürce bu sermeyenin tanımın burjuvazi açısından ne olduğun da bir önemi yok. Bir zamanlar en kıymetli değişim aracı tuzdu. Ve uzun tarih aralığında ticaret, tuzun  para olarak kullanılmasıyla anıldı. Hakeza servet de öyle.

Ancak hala bir şansımız var! Şimdi gelmekte olan büyük altüst zamanlarına, akıl sahibi yapay zeka işçiler zamanının erken dönemlerindeki belirsizlik anlarına odaklanmalı. Belki geleceği bu belirsizlik anını ele geçirerek, kurtarabiliriz.

Komünizm mi? Onun cevabını ‘makinelerin  gelişmesinden ve ilerlemesinden’ varılacağını umanlar  versin. Komünizmi makinelerin kendinde  marifetinde arayanlar, bugünün  yapay zeka makinelerine veri üretmek için günlük 7-9 Dolara çalışan  Kenyalı yoksul insanlara, Bangladeş’e, Malezya’ya bir de Hindistan’daki vahşi piyasanın çarkları arasına sıkışmış ucuz mühendislere, IT uzmanlarına, yazılım teknisyenlerine baksınlar. Çok yakın geleceğin akıl sahibi nesneleri ve işçileri çağı, oralarda  ve  diğer ülkelerde insanların çalınan emekleriyle şekilleniyor.’’

(http://komundergi4.com/yapay-zeka-isciler-cagi-ve-uretimin-degisen-saikleri-hikmet-acun/)

 

 



İLİŞKİLİ İÇERİK

KORONA GÜNLÜĞÜ 4 MAYIS 2021

KORONA GÜNLÜĞÜ  (04 MAYIS 2021) Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, ...