BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / ARŞİV / KORONA 7 GÜNLÜK 11-17 OCAK 2021

KORONA 7 GÜNLÜK 11-17 OCAK 2021

ATA SOYER SPO'DAN

Anti demokratik uygulamaların ve haksızlıkların hız kesmeden devam ettiği bu zamanlarda her gün hayatımıza bir yenisi ekleniyor. Gözaltına alınan ve her adımlarında hedef gösterilen siyasetçiler ve gazeteciler, ücretleri ödenmeyen ve haksız yere işten çıkarılan işçiler ve dur durak bilmeyen bir doğa katliamı. İktidar sahiplerinin adeta bir canavar gibi saldırgan olmalarının sebebi elbette bellidir; KAYBEDİYORLAR!

Kaybetme korkusu yaşan iktidar olabildiğince saldırarak tekrar güç kazanmaya çalışıyor ama nafile. Bunun karşısında duran kadınlar, emekçiler, öğrenciler, sol sosyalist hareketler ve Kürtler her alanda olabildiğince direniyorlar ve her gün kaybedeceklerini yüzlerine sokaklarda, üniversitelerde ve cezaevlerinde haykırıyorlar.

***

Kapitalist tıp insanlığın ortak mirası olan ve kamu kaynaklarıyla üretilen korona aşısını nasıl ücretli satıyorsa topluma ait olan sağlık bilgisinin de para karşılığı yayılmasına izin veriyor.

Sağlık emekçilerinin yaklaşık bir yıldır pandemiyle mücadelesinin karşılığı ücretlerini tam alamama, yoğun mesai saati, tükenmişlik oldu. Koronayla mücadele eden sağlık emekçileri mücadelelerine iktidarla mücadeleyi de ekledi ve sokaklarda haklarını aramaya başladı. Günlerdir sokaklarda olan sağlıkçılar maaş zammı, özlük haklarının ve çalışma koşullarının düzeltilmesini istiyor.

***

Madenler, oteller, asfalt yollar, atıklar, kimyasallar, kirli hava nedeniyle oluşan doğal tahribatların sonucu kuraklık baş göstermekte. Yaşanan bu kuraklığın nedenlerine yoğunlaşmalı ve asıl insan ve doğa tahribatının ana nedeni olan kapitalizmi iyi tahlil etmeliyiz. Kapitalizmle mücadele edilmedikçe doğanın tahribatı kaçınılmaz olacaktır.

***

Bilim ve teknoloji çağının altın yıllarını yaşadığımız bu zamanlarda önemli bir tartışma konusu gündemden hiç düşmedi: Bilgi hegemonyası. İktidarlar tarih boyunca toplumu denetim altına tutabilmek için çok çaba sarf ettiler. Günümüzde de bu yöntemlerden biri olan ‘bilgiye sahip olma ve bilgiyi kullanma’ durumu iktidarların en vazgeçilmezi oldu. Özellikle şirketlerin farklı yöntemlerle topladığı bireye ve/veya topluma ait bilgileri belli ücret karşılığında satması ve bilgiyi satın alanlar tarafından bir güç olarak kullanılması durumun vahametini göstermektedir.

Bilimin ve teknolojik gelişmelerin kapitalist şirket ve devletlerin tahakkümü altında olduğunu bir kez daha görmüş olduk. Bir teknoloji şirketi tarafından geliştirilen bir yöntemle yolda yürüyen insanların etnik kimliği tespit edilebilecek. Ayrımcılığın ötekileştirmenin ve ırkçılığın zirvede olduğu bu dünyada bu Teknolojik Nazizm yöntemleriyle daha da artacağa benziyor. Amaçlanan şey saf ırk mı, üstün ırkın mutlak yönetimi mi?

***

Tüm bu yaşananlara rağmen direnenlerin olması ve kazanım elde etmesi yeni yaşamı inşa etmedeki umudumuz daha da yeşeriyor. Onlar kaybedecek biz KAZANACAĞIZ…

Chomsky: Rojava Devrimi mucizedir, dünya görmelidir

Qamişlo’daki Rojava Üniversitesi’nin Tarım Akademisinin konferans salonunda onlarca öğrenci, aydın, siyasi parti temsilcisinin katılımıyla bir seminer düzenlendi. Zoom programı üzerinden verilen seminerde ABD’li aydın ve yazar Avram Noam Chomsky konuştu.

Rojava’nın zor bir süreçten geçtiğini ifade eden Chomsky, “Temel sorun ABD’nin onayı ile Türk devletinin yaptığı saldırılar nasıl bertaraf edilecek. Diğer tarafta ise Şam hükümetinin yaklaşımlarına karşı nasıl bir yol izleyecek. Rojava’nın şu ana kadar varlığını devam etmesi bir mucizedir. Tecrübelerden anlıyoruz ki uluslararası destek mümkündür” dedi.

ABD’nin yeni seçilen başkanı Joe Biden ve Ortadoğu’ya dikkat çeken Chomsky şöyle konuştu: “Halkın baskısı olmaz ise Biden’de ABD’nin mevcut zenginleri koruyan sisteme devam edecek. Trump’tan farklı olabilir. Ama çok şey beklememek gerek. Herkesin bu yüzden Biden’e baskı uygulaması lazım. Biden’in Trump gibi vahşi olacağını zannetmiyorum. Kürtlerin katledilmesini ve Trump gibi onaylamasına ihtimal vermiyorum.”

Rojava yönetimine önerilerde bulunan Chomsky, “İlk olarak yapılacak şey kadın haklarının güvence altına alınmasıdır. Güney Afrika bu konuda attığı adımlarla başarılı oldu. Bu sizlerin de tek umududur.

Kuzey ve Doğu Suriye çok büyük bir değerdir. Rojava devriminin bu değer tüm dünyada görünmelidir. Halkın desteği ile sizler amaçlarınıza ulaşacaksınız” diye konuştu.

SİYASAL VE EKOLOJİK SAĞLIK
Canlı cansız tüm varlıkların bir araya gelerek oluşturduğu ve yaşamlarını sürdürdüğü ekolojik ortamlar belli bir düzen içerisinde işlemektedir. Ekolojik ortamlar kimi zaman doğal şartlarla bozulabilirken pek çok defa da insan etkisi ile zarara uğrayıp düzensizlik gösterebilmektedir. Daha hızlı ve daha fazla üreterek daha çok kazanma arzusunda olan insanın doğa üzerinde yapmış olduğu her olumsuz değişiklik, tüm canlı alemlerinin sağlığını derinden etkileyecek sonuçlar doğurmaktadır. Küresel ısınma, toprakların verimsizleşmesi, yeşil alanların giderek azalması, iklim değişiklikleri, yağış miktarlarındaki farklılaşma, üretim koşullarının farklılaşması, üretilen ürünlerin nitelikleri gibi pek çok etken ekolojik değişikliklerin yansımaları olarak karşımıza çıkmaktadır.

Siyasal ve toplumsal koşulların göz ardı edildiği kapitalist – piyasacı tıbbın Covid-19 karşısındaki çaresizliği, piyasaya bağımlı hale gelen bilimin durumunu perdelemeye devam etmektedir. Covid-19 ile bireyin iyilik hali otoriteler tarafından hayatta kalma durumuna indirgenmiş görünmektedir. Ancak cezaevlerinden yükselen açlık grevleri bu anlayışı da çürütmektedir.

Tıbbi etik tutum belgesi niteliğindeki Malta Bildirgesi’nde de ifade edildiği üzere: Açlık grevi eylemi intihar değildir, açlık grevcileri çoğunlukla ölmeyi istemezler ama bazıları amaçlarını elde etmek için buna hazırlıklı olabilir.

İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 21 yıldır tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması ve artan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla cezaevlerinde 27 Kasım’da başlatılan süresiz dönüşümlü açlık grevi eylemi, 51’inci gününe girdi. 5’er günlük sürelerle devam eden eylemi 11’inci gruplar devraldı.

 ***

 Cezaevleri ölüm ve işkence merkezi olmaya devam ediyor…CHP’li Tanrıkulu, cezaevlerindeki ölüm ve işkenceleri raporlaştırdı. Raporda 38 kişinin cezaevinde öldüğü ve 1855 kişinin de işkence gördüğü belirtilerek, bir yılda 3 bin 534 işkence olayı yaşandığı açıklandı. Raporda işkenceye maruz kalanların 15’inin çocuk olduğu vurgulandı. Raporda toplantı ve gösteri yürüyüşlerine getirilen engeller de sıralandı. Raporda 38 eylem ve etkinliğin yasaklandığı, 753 eylem ve etkinliğine müdahalede bulunulduğu, eylem ve etkinliklerde 2 bin 123 kişi gözaltına alındı, 44 kişi tutuklandı, 294 kişi de toplantı ve gösteri yürüyüşü nedeniyle açılan davalarda mahkûm oldu.

 ***

 Geç gelen adalet…Mücahit Karataş, Bülent Uçar, Ömer Faruk Arsoy, Gökhan Açıkkollu gibi 15 Temmuz darbe girişimi sonrası KHK ile görevden uzaklaştırılan ve ölümlerinin ardından haklarında iade kararı verilen kamu çalışanlarına son olarak eğitimci Mehmet Nasır Sönmez eklendi. Eğitim Sen üyesi olan Sönmez, Tekirdağ Çorlu’da lise okul müdür yardımcılığı ve Türk dili ve edebiyatı öğretmenliği yaparken 7 Şubat 2017’de 686 No’lu KHK ile görevden ihraç edildi. 7 Kasım’da oturduğu apartmanın balkonunda iş yaparken 5. kattan kazayla düşerek ölen Sönmez için, OHAL Komisyonu ölümünden 3 ay, görevden alınmasından 3 yıl sonra karar verebildi.

 ***

 Cumartesi Annelerinin mücadelesi devam ediyor…Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek için her hafta düzenledikleri eylemlerinin 825’inci gerçekleştirdi. Koronavirüs salgını nedeniyle online gerçekleşen eylemde bu hafta 17 Ocak 1996’da Yüksekova’da gözaltında alındıktan sonra cansız bedenine ulaşılan iş insanı Abdullah Canan’ın faillerinin cezalandırılması istendi.

***

 Hukuksuz uygulamaların bir örneği daha, Güvenlik Soruşturmaları…Aydın Valiliği tarafından Aydın Büyükşehir Belediyesi, Efeler ve Germencik Belediyelerine gönderilen yazıda isimleri bildirilen işçilerin yapılan güvenlik soruşturması sonucu kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmalarının yasaklandığını ve işten çıkarılması gerektiği tebliğ edildi. Toplam 80 işçinin işine yüz kızartıcı suç nedeni olarak bilinen Kod-29 maddesiyle son verildi.

***

İlkim krizinin yarattığı olumsuz etkilere her gün bir yenisi ekleniyor. Bilim insanları dünya genelinde görülen kitlesel denizyıldızı ölümlerinin, okyanus sıcaklıklarındaki iklim krizi kaynaklı artışla bağlantılı olduğunu söyledi. Araştırmalar denizyıldızlarının solunum sıkıntısı nedeniyle ölüyor olabileceğini ve ısınan okyanuslarda çoğalan yerel organik maddelerin sebep olduğu yüksek seviyeli mikrobiyal aktivite sebebiyle kendi yaşam alanlarında “boğuluyor” olabileceğini gösteriyor.

 ***

Yapılan yanlış tarım politikaları, kâr hırsı ile yok edilen alanlar, kapitalist sisteme kurban edilen binlerce hektarlık alanlar ile ekolojik denge yok edilmeye devam ediyor. WWF raporuna göre, doğal veya insan kaynaklı nedenlerle dünyadaki ormanlık alanlarda yaşanan kıyım sürüyor. Raporda, sadece 2004-2017 arasındaki 14 yıllık süreçte 43 milyon hektar ormanlık alan yok oldu. Bu ise 435 bin kilometrekarelik Irak’ın topraklarına eşit bir alan demek. WWF Direktörü, ormanların yok edilmesi durdurulamazsa, Covid-19 dünyadaki son salgın olmayacak ve daha birçok salgın insanlığı tehdit etmeye devam edecek.

***

Doğayı talan etmeye devam eden şirketler halkın direnişiyle karşılaşıyor. Dersim’in Çemişgezek ilçesine bağlı Ekirek köyünün Merekler-Sekatır-Kıraçlar mıntıkasında kurulmak istenen maden ocağı, bölge halkının protestosuna yol açtı. Maden açma ruhsatı bulunmadığı ileri sürülen Gökalp Maden adlı firma görevlileri, sabah erken saatlerde sondaj kazmak için iş makinaları ile bölgeye geldi. Görevlilerin bölgeye geldiği haberini alan köylüler, toplanıp yolu keserek iş makinalarının maden sahasına geçişine izin vermedi.

***

Maden arama faaliyetleri bir ilçeyi yok ediyor. TEMA Vakfı’nın açıklamasına göre Artvin’in yüzde 71’in maden arama, işletme faaliyetleri için ruhsatlanmış durumda. Yusufeli ve Murgul ilçeleri başta olmak üzere çoğu ilçe için maden arama-işletme ruhsatları söz konusu. Öte yandan Yusufeli ilçesine Türkiye’nin en büyük dünyanın da üçüncü büyük barajı yapılıyor. Artvin’in yaklaşık 40 km güneybatısında ve Çoruh Nehri üzerindeki Yusufeli ilçesinin 10 km uzağında yer alan baraj yapımı sebebiyle Yusufeli’ndeki yerleşim biriminin taşınması gündemde. Baraj suyunun geleceği yerde de maden olduğunu söyleyen yöre halkı, ilçenin taşınmasının nedenini baraj yapımı için değil de madenler için yapıldığını düşünüyor.

 ***

 2020’de değişen sağlık tanımı / Ali Tepe

Bir seneyi aşan pandemi sürecinde şu ya da bu şekilde herhangi bir amaç ya da beklentiyle karşımıza getirilen tüm komplo teorilerini bir yana bırakalım. Ancak bu “bir yana bırakma” işi pandemi krizinin düşünsel yaşantımıza bilim ve siyasi otoritesi tarafından bir müdahale fırsatına dönüştürülmesinin örneklerinin de irdelenmesini engellememeli. Bu kısa yazımızın başlığına dönersek; bu yazının savı pandemi sürecinde “sağlık” kavramının tanımına ya da bu kavramın içeriğine yönelik müdahaledir.

“Sağlık, sadece hastalık ve sakatlık durumunun olmayışı değil kişinin bedenen, ruhen ve toplumsal yönden tam bir iyilik halidir. Bu tanım 1948’de Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılmış, üzerinde tartışma ve değişiklik olmakla birlikte genel bir kabul görmüştür. Bu tanım üzerinde ilerleyelim; kuşkusuz “bedenen iyilik hali” tanımlanması somutlanması en kolay olanı. Bu o an itibariyle bireyde herhangi bir bedensel/organik rahatsızlığın bulunmayış hali olarak özetlenebilir. Bulunmama durumunu belirleyen modern tıbbın olanakları ve bilimsel birikimidir. Tıp tarafından -henüz- tanımlanmamış, bilgisine sahip olunmayan sorunlar bu bağlamda iyilik halini nitelemesini zora sokar gibi görülebilir. Pandemi sürecinde ise sağlığın bireysel bedensel iyilik hali durumu bilim/tıp otoriteleri ve siyasi otoriteler tarafından sadece ve sadece COVID-19’da sağlıklı kalma durumuna indirgenmiş görünmektedir. 2020 yılı için sağlığın tanımı “COVID-19’da sağlıklı kalma hali / hayatta kalma” olarak değişmiş görülüyor.”

https://yeniyasamgazetesi2.com/2020de-degisen-saglik-tanimi/

 ***

 Topraksız tarım -2/ Abdullah Aysu

“Yeşil devrimin yarattığı sorunlar sıralanıyor, bu teknolojik yanlışlardan vazgeçelim denmiyor, yanlışlar yapılacak yeni yanlışa altlık yapılıyor. Aynı temcit pilavı ısıtılıp tekrar önümüze servis ediliyor. Bakın yukarıda altını çizdiğim artan nüfusu beslemek olarak gerekçelendirilen durum “yeşil devrim”in de gerekçesiydi. Şu an dünya üzerinde yetiştirilen ürün ihtiyacın %110’u civarında, yani ürün fazlası var, azlığı yok. Ancak bir milyardan fazla insan açlık, 1 milyardan çok insan da gizli açlık çekiyor. Demek ki, sorun ürün yetmezliğinde değil, paylaşımda adaletsizlikte. Bu gerçeklik bir yana, BM’in yaptığı bir araştırma yeşil devrim adıyla uygulanan endüstriyel tarım sisteminin dünyayı açlığa doğru götürdüğü kanıtlanmışken, yeşil devrim ve onun bir üst versiyonu olan topraksız tarım niye?”

http://www.yeniyasamgazetesi2.com/topraksiz-tarim-2/

 

MEVCUT DURUM - SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI

Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Mersin’de çalışan Eczane Teknisyeni Mustafa Doğan, Osmaniye Kadirli Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi’nde görev yapan Sağlık Memuru ve Yusuf Pampal ve Nevşehir Devlet Hastanesi’nde çalışan Hemşire Ayşegül Onurkal, Erdemli Alata ASM’de Aile Hekimi  Dr. Mehmet Yaşar Karabacak Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.

***

Sağlık emekçilerin Covid-19 ölümlerine meslek hastalığı kanun teklifi ile ilgili ses çıkmazken ‘ücretsiz mezar’ kanun teklifi mecliste görüşülmeye başlandı. AKP’li Samsun Büyükşehir Belediye Meclisi’nin sunduğu teklifin kabul edilmesi halinde, pandemi nedeniyle yaşama veda eden sağlık çalışanlarına mezar yerleri ücretsiz olacak. Sağlık personeline ücretsiz mezar teklifi “Asıl olan yaşatmaktır” diyen sağlık emekçilerince tepkiyle karşılandı.

***

Ordu’da sağlık çalışanı isyan etti! Ordu’da nöbetten çıkıp evine gitmek isteyen sağlık çalışanından 40 km yol için 45 lira ücret istenince çalışan isyan etti. Harun Kışan adlı sağlık çalışanı, Ordu’da nöbeti bitmesi sonrası ikametgâhı bulunan Fatsa ilçesine evine gitmek için araç bulamayınca şehirlerarası otobüs terminalinden bulunan bir firmayla Fatsa ilçesine gitmeye karar verdi.  Firma 40 km mesafede olan Fatsa seyahati için 45 TL bilet ücreti talep edince sağlık çalışanı Harun Kışan bu duruma tepki göstererek 40 km mesafede bulunan Fatsa ilçesinde bulunan evine yaya olarak yürümeye başladı.  Nöbetçi sağlık çalışanları araç olmadığı için görev yerlerine ve nöbet sonrası evlerine gitmek isterlerken mağdur olurken, birçok hasta yurttaş ise sokağa çıkma yasağı sürecinde toplu taşıma araçlarının olmaması nedeniyle sağlık kuruluşlarına gidemeyerek mağdur oluyor.

***

Covid-19 pandemisi çok görülmeye, çok öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 95 milyona yaklaşırken Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı artık 2 milyon 30 bine ulaştı. Covid-19 vakalarının 27.7 milyonu Kuzey Amerika’ya, 27.3 milyonu Avrupa’ya, 22 milyonu Asya’ya, 14.6 milyonu Güney Amerika’ya ve 33.3 milyonu Afrika kıtasına ait. Covid-19’a bağlı ölümlerinen çok görüldüğü ülkeler şunlar: ABD (405 bin), Brezilya (209 bin), Hindistan (152 bin) ve Meksika (139 bin). Avrupa kıtasında ise Covid-19 nedeniyle 623 bin 738 kişi hayatını kaybetti.

Küresel düzeyde son 24 saatte yüksek yeni vaka ve günlük ölüm sayısı devam etti. Yeni vaka sayısı 645 bin 872 kişiye yükselirken, 13 bin 24 kişi yaşamını kaybetti. Aktif vaka sayısı 25 milyonu geçti. Günlük vaka bildirimin yüksek olduğu ülkeler şunlar: ABD (248.1 bin), Brezilya (68.1 bin), İngiltere (55.8 bin), İspanya (40.2 bin), Rusya (24.7 bin), Fransa (21.3 bin), Kolombiya (21.1 bin), Almanya (19.8 bin), Meksika (16.5 bin), İtalya (16.1 bin), Hindistan (15.2 bin), Güney Afrika (14.9 bin), Endonezya (12.8 bin), Arjantin (12.3 bin) ve Portekiz (10.7 bin).

***

Türkiye’de Covid-19 yeni vaka sayısı azalma eğilimi devam ediyor. Buna rağmen ölümler hala ciddi düzeyde. Son 24 saatte 168 kişi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Toplam can kaybı 23 bin 832’ye yükseldi. Yeni vaka sayısı 8 binin altına indi, dün 7 bin 550 Covid-19 vakası tespit edildi. Toplam vaka sayısı ise 2 milyon 380 bini geçti. Turkuaz tabloda eleştirilere rağmen ısrarla yer verilen yeni hasta sayısı binin altına düştü, 902 kişi. Günlük test sayısında 157 bine düştü. Turkuaz tabloda aktif hasta sayısı yer almıyor. Günlük olarak aktif hasta sayısını Worldmeters’dan paylaşmaya devam ediyoruz.

Worldmeters’a göre Türkiye’de aktif hasta sayısı 14 Ocak itibarıyla 102 bin 781. Ağır hasta sayısında azalma eğilimi devam ediyor, halen 2 bin 265 ağır hastaya sahibiz. Aktif hastaların içinde ağır hastaların payı hala yüksek! Halen %2.2 olan ağır hasta oranı hala dünya ortalamasının dört katından fazla! Yüksek ölüm hızının yüksek ağır hasta oranı ile ilişkili olduğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.

***

Sağlık Bakanlığı’nın yetkin ismi: Hedefimiz, 15 Mart’ta aşıda 27 milyon sayısına ulaştığımızda okulları ve restoranları açabilmek!

***

Çin Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, Halk Kurtuluş Ordusu ve bir dizi araştırma enstitüsünden bir grup bilim insanı, Prof. Xu Jianguo öncülüğünde yeni tip Coronavirus (Covid-19) salgınının 2021’deki gelişimini modelledi. En kötü senaryoda, dünya genelinde enfekte olanların toplam sayısı önümüzdeki iki ay içinde 92 milyondan 170 milyona çıkacak. Dünyadaki toplam vaka sayısının beşte birinin ABD’de görüleceğini belirten Profesör Jianguo’ya göre, mart ayı başlarında Covid-19’dan ölenlerin sayısı beş milyona ulaşacak.   En iyi senaryonun uygulanabilmesi için, herkesin fiziksel mesafeyi koruma ve maske takma kurallarına uyması, ülke hükümetlerinin sadece etkili önlemler almaları ve toplu aşılama programlarının hızlı bir şekilde uygulanması gerekiyor. Çinli uzmanlara göre, tüm bu koşullar yerine getirilse bile, bu yıl mart ayı başında dünya genelinde 300 bin kişi daha Covid-19’dan yaşamını yitirecek.

***

Çin’de son haftalarda yükselişe geçen Covid-19 vakası sayısı nedeniyle Pekin’in komşu eyaleti Hıbey’in Nangong kentinde 5 günde 1500 odalı hastane inşa edildi. Hıbey’in Şıciacuang kentinde ise 3 bin odalı bir hastane inşası için çalışmalar yürütülüyor. Kentte artan vakalar nedeniyle 6 Ocak’ta başlayan Kovid-19 test kampanyasında 10 milyonu aşkın kişi test edilmişti. Ulusal Sağlık Komisyonunun yaptığı açıklamada, Hıbey’de 90 Kovid-19 vakası saptandığı bildirilmişti.

***

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri (CDC), korona virüsünün ilk örneklerine İngiltere’de rastlanan yeni bir türünün mart ayına kadar ülkeyi etkisi altına alabileceği uyarısında bulundu. CDC’nin internet sitesinden yapılan açıklamada, maske kullanımı ve sosyal mesafe gibi Covid-19 önlemlerinin artırılmaması durumunda virüsün daha bulaşıcı türünün ülkede hızla artabileceği belirtildi.

***

Çin’in Tianjin kentinde Tianjin Daqiaodao Food Co. tarafından üretilen dondurmalarda Covid-19 tespit edildi. Tüm ürünlere el konuldu ancak  bu süre zarfında dondurmalardan bin 812’sinin diğer şehirlere dağıtıldığı belirtildi. Virüsün tespit edilmesinin ardından şirketin bin 662 çalışanı karantina altına alınarak nükleik asit testi yapıldı.

***

Doktora televizyon tarifesi: 15 dakikası 28 bin lira! Televizyon kanallarına çıkarak sağlık konusunda açıklamalar yapan doktorların bunun için para ödedikleri iddiasıyla ilgili medya ombdusmanı Faruk Bildirici bir ‘tarife’ açıkladı. Buna göre bir doktorun “Çağla Şikel ile Yeni Bir Gün”, “Demet ve Alişan ile Sabah Sabah” gibi programlarda 15 dakika konuşması için 28 bin liraya kadar ulaşan paralar ödemesi gerekiyor.

***

‘Sahte içki’ şüphesi: İzmir’de iki ölüm daha!

  

TOPLUMSAL MÜCADELE-SAĞLIK MUHALEFETİ

 Sağlık çalışanları gasp edilen hakları için alanlarda… Geçtiğimiz hafta pazartesi başlayan 4 haftalık ‘maskeler konuşuyor’ eylem ve etkinliği SES öncülüğünde planlandı ve yapılmaya başlandı.

1.hafta ücretler ve zamlar

2.hafta özlük hakları

3.hafta aşı ve çalışma koşulları

4.hafta meslek hastalığı ve İSİG

Taleplerinin ön plana çıkacağı eylem ve etkinlikler düzenlenecek.

***

Şişli Hamidiye Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesinde “Ek Ödeme Değil Tek Ödeme 3 kuruşa isyandayız” basın açıklaması yapıldı. Basın açıklaması başlangıç konuşmasını Şube Hukuk Sekreteri Fırat Burak Gürhan, ardından Şube Eş Başkanı Abuzer Aslan ve İstanbul Tabip Odası yöneticisi Dr.Murat Erkmez konuşma yaptı. Konuşmalarda Kasım-Aralık ayı ödenmeyen ek ödemelere, maaş zamlarımıza vurgu yapıldı. Açıklamanın ardından çalışanlar bordrolarını yaktı ve acil servis önüne kadar yürüyüş yaptı.

***

Sağlık Bakanlığı tarafından açıklanan listenin virüsün yayılma ölçütüne göre yapılmış bir sıralama olmadığını ifade eden Bursa Tabip Odası başkanı Türkkan, “Virüsün binlerce işçinin emekçinin dip dibe çalıştığı yerlerde, servislerde, toplu taşıma araçlarında yayıldığı görmezden geliniyor. Hastalığa en fazla yakalanan ve en fazla hastalığı yaygınlaştıracak olan grup çalışmak için işyerlerini ve toplu taşımayı kullananlar. Yaşam standartları gereği iyi beslenemeyen ve bağışıklık sistemi zayıf bu insanlara da öncelik tanınması gerekiyor” dedi.

***

Pandemi patronlara yaradı. İşini kaybeden binlerce işçiye verilmesi gereken ödenekler patronlara verildi…DİSK-AR: İşsizlik Fonu’ndan işverenlere teşvik verilmeseydi salgında işçilere 3 katı ödeme yapılacaktı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Koronavirüs salgınında İşsizlik Sigorta Fonu’nun kullanımına ilişkin hazırladığı raporu kamuoyuna sundu. İşverenlerin sık sık kendileri için kullanılmasını istediği fonun salgında da çalışarak fonu güçlendirenlerin değil sermayenin ihtiyaçları için kullanıldığı ortaya çıktı. DİSK-AR ücretsiz izne çıkarılan 2,3 milyon işçiye 6,5 milyar TL ödeme yapılırken, sermayeye 18 milyar TL tutarında destek ve teşvik yapıldığını hatırlattı.

***

İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, işten çıkarılan 65 işçi işe geri dönme talebiyle hastane önünde açıklama yaptı. 2 yıldır maaşlarını ödemeyen işveren Coşkun Yılmaz’ın ofisinin önünde eylemlerini sürdüren Kayı inşaat işçileri ise, ‘Kimse patronlarından sadaka istemiyor. Tüm çalışanlar hakkedişlerini istiyor’ dedi

***

2020 yılı diğer senelerde olduğu gibi iş cinayetleri yılı oldu… İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), “2020 Yılı İş Cinayetleri Raporu” nu yayınladı. 148’i kadın ve 68’i çocuk, 101 mülteci/göçmen toplamda en az 2 bin 427 işçinin yaşamını yitirdiği belirtilen raporda, bu işçilerinin yüzde 66’sının ulusal basından yüzde 34’ünün ise iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından derlendiği bilgisi yer aldı.

Covid-19 nedeniyle 741 işçi, Trafik, Servis Kazası nedeniyle 388 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 296 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 237 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 190 işçi; Şiddet nedeniyle 105 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 104 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 87 işçi; İntihar nedeniyle 73 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 53 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 27 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 21 işçi; diğer nedenlerden dolayı 105 işçi hayatını kaybetti.

***

Siyasi soykırım operasyonları devam ediyor…İHD İzmir Şubesi’nde ESP’ye yönelik operasyonlara tepki göstermek amacıyla yapılan açıklamada, AKP iktidarının siyasi krizden çıkmak için devrimci ve emekçilerin örgütlülüğünü dağıtmak istediği vurgulandı.

***

Özgür basın çalışanları, meslektaşlarına yönelik gözaltı ve tutuklamalara dikkat çekmek üzere Beyoğlu’nda bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basın toplantısı düzenledi. Meslektaşlarına yönelik gözaltı ve tutuklamalara tepki gösteren basın çalışanları, baskı, gözaltı ve tutuklamalara boyun eğmeyeceklerini ve hakikatin sesini duyurmaya devam edeceklerini söyledi.

 ***

2020 yılında ABD’de George Floyd’un ardından başlayan eylemlerin yankısı tüm dünyada devam ediyor. Bu kez de Belçika’da ırkçı bir cinayete karşı eylemler başladı. Brüksel’de 23 yaşındaki İbrahima Barrie’nin polis tarafından gözaltına alındıktan sonra öldürülmesi üzerine kitlesel protesto eylemleri patlak verdi. “Siyahların hayatı önemlidir”, “İbrahima için adalet”, “Katil polis” sloganlarıyla gerçekleştirilen protestolara polis saldırdı. Göstericilerden bazıları, yakınlardaki bir başka polis merkezinin girişini, civardaki bir aracı ve bazı çöp kutularını ateşe verdi. Çarşamba akşamı yapılan eylemde 116 kişi gözaltına alındı.

 

JIN
Bu haftanın kadın gündemi yine cinayetler ve bir türlü tutuklanmayan katillerdi. Kadınlar kendi varlığını ve özgürlüğünü almaya çalışırken öldürülüyor. Eşlerinden/partnerlerinden ayrılmak isteyen kadınlar koruma kararları aldırıyor, boşanma davaları açıyor. Buna rağmen devlet yine kadınları korumuyor ve failleri tutuklamıyor. Devletle kirli ilişkileri olan katil Ümitcan Uygun anca uyuşturucu görüntüleriyle tutuklanıyor, Gülistan Doku davasının baş şüphelisi Zaynal Abakarov 378 gündür yargılanmıyor. Bunların yanında sistematik bir şekilde kadına yönelik şiddet politikaları devam ederken kadınlar yaşamlarına sahip çıkıyor.

Kadınların şiddet karşısında ortaya koyduğu tüm savunma biçimleri meşrudur. Kadınların hayatlarına sahip çıkması, direnmesi, şiddetten uzaklaşmaya çalışması ve kimi zaman da öldürmeye mecbur kalması da erkeklikle örülmüş toplumsal düzenin sonucudur. Kadınlar bedenleri, yaşamları, hakları ve emeği üzerinde tek söz sahibi olanlardır ve bunları savunmak en meşru hakkıdır.  Tüm cephelerden gelen şiddet dalgasına karşı kadınlar örgütlenmeli, kendini savunmalı ve öz savunma bilincini oluşturmalıdır.

Uçan Süpürge Vakfı’nın gerçekleştirdiği Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’nin tarihleri belli oldu.1998 yılından bu yana aralıksız olarak kadın yönetmenlerin filmlerini sinemaseverlerle buluşturan festival bu yıl 27 Mayıs – 3 Haziran tarihlerinde gerçekleşecek.

***

İstanbul Tabip Odası Kadın Komisyonu, “Cinsel Şiddet Sonrasında Suskunluk Duvarını Aşmak: İfşa” konulu web semineri düzenledi. Kadınların yaptıkları ifşalara değinen feminist Av. Meriç Eyüpoğlu, şöyle konuştu: “Uykularınız kaçsın sloganı 25 Kasım eylemlerinde hayatımıza girdi. Yaşadığımız handikaplardan birisi erkek şiddeti. İfşaların bir bölümünün tecavüz, cinsel istismar, saldırı ve taciz olduğunu görüyoruz. Birçok çeşit şiddet hali var. Erkek şiddeti lügatı açısından yenilerinin eklendiğini görüyoruz. Tecavüz, cinsel saldırının sistematik hal almasının hayatımızdaki psikolojik etkileri farklı oluyor. Yıllardır var olan sessizliği yırtmanın yöntemlerinden biridir ifşa. İfşa edilen erkeklerin yaptıklarının tekrar tekrar tartışılmasından korktuklarının altını çizelim. Güçlü bir kadın dayanışması ve örgütlenmesine ihtiyaç var. Sosyal medyada birbirimizi bulmak ve ellerimizi tutmak gerekir. İfşalar sürecinin bu topraklarda yaşayan kadınlar açısından milat olduğunu teslim etmek gerekiyor

***

STK’lara kayyum atama yetkisinin İçişleri bakanlığına verilmesinin yankıları devam ediyor… AKP-MHP iktidarının Meclis’ten geçirdiği sivil toplum örgütlerine yönelik kayyım atanmasını öngören yasanın Türkiye’de kadın mücadelesi yürüten kadın dernekleri ve örgütlerini hedef aldığını söyleyen KİH- YÇ’den Berfu Şeker, “Yasayla birlikte haklarımıza yönelik saldırılara karşı verdiğimiz mücadelenin daha da zorlaştığı, demokrasinin temeli olan sivil toplum alanının iyice daraltıldığı bir durumla karşı karşıyayız” dedi.

2016’dan beri demokrasi kurumlarının teker teker işlevsiz hale getirildiğini hatırlatan Berfu, sözlerine şöyle devam etti: “Yerel yönetimlerden tutun, üniversitelere kayyum atandı. Şimdi de sivil toplum kuruluşlarına yönelik, kayyum atama meselesi elbette ifade özgürlüğünün, adalet arayışının, eşitlik talebinin engellenmeye çalışılmasının bir parçası. Türkiye’de en örgütlü köklü ve güçlü hareket kadın ve LGBTİ+ hareketi. Geldiğimiz aşamada zayıflatılmaya çalışıldığı, şiddet gören kadınların yalnızlığa itilmeye çalışıldığı bir noktadayız. Kadınların kazanımlarına saldırlar 2016’da Meclis’te kurulan Boşanma Komisyonu Raporu ile bambaşka bir boyut aldı ve bu rapordaki çocuklara yönelik cinsel istismarın evlilik yoluyla aklanmaya çalışılması, nafaka hakkının gasp edilmesi, 6284’ün zayıflatılması gibi maddeler teker teker hayata geçirilmeye çalışıldı. 2012’de kürtaj yasaklanmaya çalışıldı. Her gün en az 3 kadının erkekler tarafından hunharca katledildiği bu ülkede, daha geçtiğimiz temmuz ayında ‘İstanbul Sözleşmesi’nden çekilebiliriz’ açıklamaları yapıldı. Tüm bu girişimler örgütlü ve güçlü kadın hareketinin ve feministlerin çıkardığı ses sayesinde durduruldu. Bu yasayla birlikte zaten haklarımıza yönelik saldırılara karşı verdiğimiz mücadelenin daha da zorlaştığı, demokrasinin temeli olan sivil toplum alanının iyice daraltıldığı bir durumla karşı karşıyayız” ifadelerine yer verdi.

***

Korona Şoku ve Patriyarka – 2. Bölüm

“Gênero e Número ve Sempreviva Organização Feminista tarafından salgın sırasında Brezilya’daki kadınların özel ve iş hayatı üzerine yapılan ankete göre, salgının başlangıcından beri Brezilyalı kadınların yaklaşık %50’si birinin bakımını üstlenmek zorunda kalmış. Bu kadınların %72’si, yaptıkları bakım işlerinin genelde çocuklar, yaşlılar ve ağır hastalığı ya da engeli olan kişilerin yoğun bakımı ve yakından izlenmesi olduğunu belirtmiş. Ayrıca kadınların %40’ı, salgın, karantina ve evde kalma önlemlerinin kendi hayatlarını ve ev halkınınkini de riske attığını ifade etmiş. Bu durum siyah kadınlar için daha vahim. Siyah kadınların %55’i kendi hayatının ve ev halkının hayatının risk altında olduğunu belirtmiş. Çalışmaya ve ücret almaya devam eden kadınların %41’i ise karantina sırasında daha uzun saatler çalıştıklarını ancak ek ödeme almadıklarını ifade etmiş.”

“Korona Şoku, bakım emeğinin temel doğasını küresel çapta tartışmaya açmak için bir fırsat yaratır. Bakım emeği, ücretsiz iş olarak görülmesinden çıkar sağlayanlar ve bu sömürgeci yapıyı devam ettirenler tarafından uzun zamandır görülmüyor; yani burjuvazi tarafından. Burjuvazi, cinsiyetlendirilmiş işbölümünü sorgulamayı ve üretici emek için toplumsal, kolektif bir sorumluluk yaratmayı hiçbir zaman istemedi. Burjuvazi, ücretsiz üretici emekten her yıl milyarlarca dolar kâr elde ediyor ve devleti bakım emeği için sorumluluk almaktan kurtarıyor. Burjuva sınıfı, hizmetleri özelleştirmeye ve sosyal yatırımları kesmeye yönelik politik bir gündem izliyor ve bu rolleri hanelere ve kadınlara yüklüyor.”

https://www.5harfliler.com/korona-soku-ve-patriyarka-2-bolum/

***

 İklim krizi ve kadın liderliği / Menekşe Kızıldere

“90’lı yıllar hem kadın hareketi hem de çevre hareketleri bakımından oldukça hareketli dönemlerdi. Çevre kavramının dışsal bir kavram olmadığı, son derece politik olduğu bu yıllarda gündemleşmiştir. Kadın hareketinde ise özel olanın politikliği ve kadınların bireysel haklarının kritikliği ve mücadelesi bu yıllarda eylemlere dönüşmüştür. Bu iki hareketin iç içe dönüşümü bir tesadüf değildir, çünkü her iki mücadelenin de karşısında patriarkal devlet düzenleri vardır. Şeffaf, hesap verilebilir, kapsayıcı ve çoğulcu olmayan anti demokratik yönetimler aynı zamanda erkek egemen yönetimlerdir. Hem kadın bedenini hem ekolojik varlıkları tüketilebilir bir kaynak olarak gören bu düzen ikisi üzerinde de tahakküm kurma çabasındadır. Fakat suretleri değişse de günümüze kadar gelen aynı fikriyattaki, giderek faşist bir hal olan bu düzen karşısında ne kadınlar ne ekoloji mücadelesi boyun eğmemiştir. Bu düzenin günümüzde dahi ayağına en çok dolanan kadınlar ve çevre mücadelesidir…”

https://yeniyasamgazetesi2.com/iklim-krizi-ve-kadin-liderligi/

***

Geçtiğimiz hafta Amerika İşgücü İstatistikleri Bürosunun (BLS) yayınladığı 2020’nin nihai istihdam raporunun ardından ABD Ulusal Kadın Hukuk Merkezi (NWLC) verileri analiz etti: ABD’de Aralık ayında 140 bin kadın işgücü kaybı görünüyor. Oranlara bakıldığında 156 bin kadın işgücünden eksilirken 16 bin erkek işgücüne katıldı. Aralık rakamları, kadın istihdamının bir yıl önce kadınların erkeklerden küçük bir farkla daha fazla iş sahibi olduğu noktadan çarpıcı bir düşüşe işaret ediyor. NWLC analizinin yazarı Claire Ewing Nelson, “İşsiz kadınların yaklaşık yüzde 40’ının altı ay veya daha uzun süredir işsiz olduğunu görüyoruz. Sorun sadece kadınların işini kaybetmesi değil aynı zamanda aylar önce işlerini kaybetmeleri ve bu süre boyunca tekrar iş bulamamaları.” Ewing Nelson’a göre, 2,1 milyon kadın pandeminin başından bu yana işgücü piyasasını tamamen terk etti, yani iş aramayı da bıraktı.

Aralık ayı iş raporuna göre, genel olarak kadınlar için işsizlik oranı yüzde 6,3. Ancak kadın işsizliği beyaz olmayan kadınlar için daha sert bir gerçeği ortaya çıkarıyor: Siyah kadınların yüzde 8.4’ü işsiz ve bu rakam Latinler için yüzde 9.1’e yükseliyor. Bunun nedeni pandemi sürecinde en çok iş kaybedilen sektörlerin; restoranlar, perakende ve konaklama gibi iş yerlerinin çok sayıda siyah, Latin ve yerli işçi oranlarına sahip sektörler olması.

***

90’ların cesur performansçısı: Jujin / Rewşan Apaydın

Bir kadın bedeninin bu performans ile anlamı; bireysel, toplumsal, tarihsel, düşünsel, siyasal tüm süreçlerle dönüşerek anlamın kendisinin sınırlarını zorluyor. Burada bulunan o bedenin varlığını sorgulamaya başlayan sorular dizgesi ve tahayyül etme yetisine de sahip olan özne, etken bir varlığa dönüşüyor. Ve bu etken varlık dış dünyayla ilişkilendiğinde bir toplumun parçası olur, bir toplumu ve o toplum içindeki kadını temsil ettiğini söyleyebiliriz. Ve bu temsiliyet ile Jujin hem dönemi içinde değerlendirdiğimizde hem de bugün ele aldığımızda kadın bedeninin ve kendisinin inkarını bu performansı ile kamusal alana taşıyarak çok güçlü bir anlam dizgesi yaratmıştır. Bedeni sanatsal bir dil olarak kullanıp çok çeşitli yaklaşımların ortak noktası, bedenin, toplumsal normların öğrettiği kültürel değerlerin ötesinde bir yere getirmiştir. Jujin’nin beden üzerinden yaptığı bu çalışma belli anlamların taşıyıcıları olmaktan çıkmış ve başka bağlamlarla ilişki kurmadan kendi özgül maddeselliğine vurgu yapmıştır. Bu da beraberinde birden çok anlamı sürüklemiştir. Jujin’in bedenindeki anlamlar kendilerini bedensel olarak açığa vurmuştur ve aynı zamanda başkaları tarafından algılanan düşünsel tepkiler doğurmuştur.

http://www.yeniyasamgazetesi2.com/90larin-cesur-performanscisi-jujin/

 

YENİ YAŞAM

Gezi’nin bakiyesi: Caferağa ve Yeldeğirmeni’nde yatay örgütlenme deneyimi / Eren Topuz /Söyleşi

Gezi direnişi sırasında kentin farklı yerlerinden eylemlere gelen binlerce kişi, bir aradalıklarını güçlendirmek ve Gezi’de yaratılan pratiği kendi yaşam alanlarına taşımak için mahallelerinde dayanışmalar kurdu. Bu mahalle dayanışmaların birçoğu Gezi’den sonraki birkaç aylık dönemde dağılırken Caferağa ve Yeldeğirmeni Dayanışmaları, faaliyetlerini daha uzun süre devam ettirmeyi başaran yapılardan oldu….

“Temsili demokrasinin bile işlemediği bir ortamda katılımcılığın ya da doğrudan demokrasinin kalıcı hale gelmesini düşünmek pek gerçekçi değil. Burada yerelde verilen mücadelelerin bir açmazıyla daha karşılaşıyoruz, genelden bağımsız düşünülmesi pek mümkün olmuyor. Ama böyle bir ülkenin hayalini kursak nasıl olurdu; yerel yönetimlerin daha güçlü ve özerk olduğu, halk meclislerinin karar alma süreçlerinde daha etkili olduğu bir ülke yönetim olurdu. Kişinin kendisiyle birlikte yaşam alanına iradi olarak yön verebilmesinin farklı bir yurttaşlık tanımı yaratacağını düşünüyorum. Bu yeni yurttaşlığın da siyasal hayata yansıması, çok daha katılımcı, herkesin sözünü söyleyebildiği, bu ölçüde de sorumluluk aldığı siyaset anlayışı olabilir.”

https://www.gazeteduvar.com.tr/gezinin-bakiyesi-caferaga-ve-yeldegirmeninde-yatay-orgutlenme-deneyimi-haber-1509396

 ***

 HARMANDALI DERNEĞİ VE YENİ HAYAT KOOPERATİFİ -Yeni hayat, yeni birey tahayyülü

Söyleşi: Umut Kocagöz, Dicle Dilan Salman

1980 sonrası İzmir’e göçen emekçilerin yaşadığı bölgede kentin dev çöplüğü yer alıyor. Gezi direnişinin ardından forumlar ve çöp eylemleriyle başlayan örgütlenme yüzlerce çocuğa eğitim veren bir derneğe, ortak değer yaratan bir kooperatife, şenlikli direnişe evrildi.

“1970’lerdeki mahalle çalışmalarında devrimciler halkla birlikte, tırnaklarıyla kazıyarak mevzi kazanmış. 1990’larda Kürt ve Alevi mahallelerine yoğun saldırılar oldu; direnişler yaşandı. 2000 sonrasında solun mahallelerde etkili bir mücadele enstrümanı yoktu. Anahtar soru: Mücadele aracı ne olacak? Sürekli arayış içindeyiz. Yoksa dernekte kalır, kooperatif kurmazdık.”

“Faaliyetler arttıkça ortaya kaynak sorunu çıkıyor. Bunun üstesinden nasıl geleceğimizi düşünürken kooperatifleşme fikri ortaya çıktı. Çocuk bakımı kadınların üzerine yıkılmış durumda. Bu emeği bir kooperatifle kolektifleştirmek hem o bakımı veren yetişkini hem de çocuğu değiştirir. “Çocuklarımızı kapitalist sistemin kreşlerine göndermek zorunda değiliz” deme imkânı doğurur. Kadın üretim atölyesi kurma fikrimiz de var. Kooperatif dayanışma ilişkilerini kurumsallaştırmak, kalıcılaştırmak için önemli bir adım.”

https://birartibir.org/dayanisma-ekonomileri/1007-yeni-hayat-yeni-birey-tahayyulu

 ***

Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) paylaştığı verilere göre, Türkiye’de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan diller listesinde Kürtçe’nin Kirmançkî (Zazakî) lehçesi de yer alıyor. Kirmançkî lehçesini gelecek nesillere aktarmak için Dersim’de bir araya gelen iki yönetmen, “Klamların Ardında Dersim Sanatçıları” adıyla uzun metrajlı belgesel film çekimleri için hazırlık yapıyor. Özkan Ulucan ve Sevim Kahraman’ın yönetmenliğini yaptığı belgeselde, Dersimliler için önemli bir yere sahip olan Sey Qaji, Qemera Arayiz, Sae Heyder ve Silo Qız gibi dengbejlerin yanı sıra yine günümüz sanatçıları da yer alacak. Kentin kültür sanat, toplumsal ve siyasal olaylarını işleyecek belgeselin çekimleri 4 mevsim sürecek. Yönetmenlerden Özkan Ulucan, Dersim, İstanbul ve Avrupa’da bulunan sanatçıların yer alacağını vurguladı. https://yeniyasamgazetesi2.com/kirmancki-yok-olmasin-diye-yola-ciktilar/

AKADEMİDEN
Enfeksiyon yoluyla sürü bağışıklığı bir seçenek değil 

Buss ve ark.larının bulguları  kesin olarak göstermektedir ki doğal olarak edinilen enfeksiyon yoluyla sürü bağışıklığını sürdürmek, düşünülebilecek bir strateji değildir.  Enfeksiyon yoluyla sürü bağışıklığına ulaşmak çok az başarı garantisi ile mortalite ve morbidite açısından çok maliyetli olacaktır. Aşılama ile bulaşmayı azaltmada bağışıklığın süresi ve etkinliği net olmasa da çeşitli bulaşıcı hastalıklarla ilgili deneyimler, bağışıklığın gerekirse aşılama yoluyla güvenli bir şekilde artırılabileceğini göstermektedir. İnfluenza için yapıldığı gibi başvuruları sağlık hizmet kapasitesinin altında tutma hedefiyle virüsün nüfusa yayılmasına izin veren hafifletme stratejisi bile SARS-CoV için açıkça yanlış yönlendirilmiştir. SARS-CoV ve MERS-CoV gibi, Covid-19 da en iyi agresif bir bastırma stratejisiyle şekilde ele alınır. Hükümetler daha önemli olan farmakolojik olmayan yöntemlere, güçlü test/takip/izolasyon sistemlerine, sınır kontrol önlemlerine, toplu testlere, daha iyi tedavilere ve aşı geliştirme-dağıtımına odaklanmaları gereklidir. Bu pandemiden çıkış için en sürdürülebilir yoldur.

https://science.sciencemag.org/content/371/6526/230.full

 

AŞI TARTIŞMALARI ve EKLER

Almanya’da 840 bin fazla kişi koronavirüs aşısı oldu. Ülkedeki Paul Ehrlich Enstitüsü, aşı olmalarına rağmen hayatlarını kaybeden 10 kişinin olduğunu açıkladı. Enstitünün Sağlık Ürünleri Bölümü Başkanı Brigitte Keller-Stanislawski, hayatını kaybeden kişilerin hepsinin 79 ila 93 yaşlarında olduğunu ve daha önce hastalık geçmişlerinin bulunduğunu söyledi. Uzmanın açıklamasına göre aşının yapılması ile ölüm arasındaki süre ise birkaç saat ile 4 gün arasında değişti. Stanislawski, “Bu hastaların durumu çok ağırdı, birden çok hastalıkları bulunuyordu ve hafifletici tedavi görüyorlardı. Elimizdeki bilgiler ışığında bu kişilerin hastalıkları nedeniyle vefat ettiklerini ve bunun aşılanma sürecine denk geldiğini tahmin ediyoruz” şeklinde konuştu. Dün de Norveçli yetkililer, ülkede 23 yaşlının Covid-19 aşısının ilk dozunu vurulduktan kısa süre sonra hayatını kaybettiğini duyurmuştu.

***

TTB Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, aşılama sürecinde şeffaf olunmadığı takdirde sağlık çalışanlarına şiddet olarak yansıyacağını söyledi.

Amed Sağlık Platformu: Etkili ve güvenli her aşının yanındayız… Diyarbakır’da aşılanma süreciyle ilgili Diyarbakır Tabip Odası ve Amed Sağlık Platformu ortak basın açıklaması yaptı. Tabip Odası bürosunda yapılan açıklamada konuşan Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Elif Turan, Sağlık Bakanlığı ve ilgili mercilerin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamında aşılama hizmetlerine talep yaratma, bu talebi karşılama sorumluluğu olduğunu belirterek “Sağlık Bakanlığı bilimsel veriler ışığında aşılar ile ilgili toplumu bilgilendirmeli, insanların kuşkularını gideren doyurucu açıklamalarda bulunmalı” dedi.

***

Boston College Biyoloji bölümünde Asistan Profesör, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Emrah Altındiş, yeni tip Koronavirüs’e (Covid-19) karşı BioNTech ile birlikte aşı geliştiren Pfizer’in 2021’de aşı üretim kapasitesini artırırken Avrupa’ya aşı tedariğini ‘kısa süreli olarak azaltacağını’ değerlendirirken, “Patent/bilgi özgürleşse başka şirketler de milyarlarca dozu ucuza üretebilir. Yoksul ülkelerde 2021 içinde nüfusun maximum yüzde 20’sinin aşılanabileceği tahmin ediliyor. Bulaşı devam ettikçe virüsün farklı varyantları ortaya çıkacak. Aşıdan kaçma kapasitesi olan bir varyant oluşursa bu yepyeni bir pandemi demek. Dolayısıyla aşıların yaygınlaşması çok önemli” dedi.

***

Koronavirüse karşı Türkiye’de de kullanılan “CoronaVac” aşı üreten Çinli Sinovac şirketinin sitesine Türkiye’den girilemiyor. Şirketin sitesine girmek isteyenler “IP adresinizin bu web sitesini ziyaret etmesine izin verilmiyor!” yazısı ile karşılaşıyor.

***

Hong Kong’da, Çinli Sinovac firmasının ürettiği Covid-19 aşısının dağıtımının veri eksikliği nedeniyle ertelenmesi söz konusu.

***

Sağlık Bakanlığı, Türkiye’de Covid-19 aşısında öncelikli meslek grupları arasında veteriner hekimlere yer vermedi. Veterinerlerin virüsle mücadelede önemli sorumluluk aldığını belirten meslek örgütü temsilcilerine göre bakanlığın kendilerini de öncelikli gruba alması gerekiyor. Veteriner hekimlerin ‘Covid mi getirdin’ sözleriyle şiddet gördüğünü belirten meslek örgütü temsilcileri “500’ün üzerinde veteriner hekim evinde otururken Covid olmadı. Sağlık hizmeti veriyoruz ve bizler hekimiz” dedi.

***

Endonezya’da influencer’lar da aşı için öncelikli gruplar arasında yer alıyor.

 ***

 Başkaya: Eko-sosyalizm gerçekliğe dönüşebilir / Selman Güzelyüz / Röportaj

“Eko-sosyalizm, Marksizm’in temel ilkelerinden ve kazanımlarından hareket eden ama Marx sonrası Marksizmlerin ve reel sosyalizm denilenlerin büyümecilik, üretimcilik, verimlilik, üretkenlik ve teknoloji saplantısından arınmış bir sosyal, politik, ekonomik, ekolojik, etik paradigma demektir… Eko-sosyalizm tahlile ekolojiyi dahil ediyor ve kapitalizme özgü ‘piyasacı mantık’ dahilinde ekolojik yıkımın, iklim krizinin üstesinden gelinemeyeceği tespitinden hareket ediyor. Şimdilerde insanlığın yüz yüze geldiği sorunlar kapitalizmin sınırsız büyüme dinamiğinin ve eğiliminin sonucu… Kapitalizm sınırsız büyüme dinamiğine sahip ama bu dünyanın kaynakları sınırlı…”

“Eko-sosyalist paradigma, sorunun nihai çözümü demek değil ama çözüme giden yolun başlangıcı, o yolun aralanması anlamındadır. Ortada bir sürdürülemezlik, bir yıkım tablosu var. Eğer İnsanlığın ve uygarlığın geleceğini tehdit eden, tehlikeye atan bir durum ortaya çıkmışsa ki maalesef çıktı. Durup onu seyredecek misin? Bu dünyada bir şeyler oluyorsa, mutlaka birilerinin ‘bilinçli eylemi’ sayesinde mümkün oluyor. İrade bir tek bu dünyayı yaşanamaz bir yer haline getirenlere mahsus bir şey mi? Bu süreçten zarar gören sınıflar, ezilen-sömürülen geniş halk kitleleri, yeryüzünün lanetlileri, şimdilerde yüzde 99 denilenin bir irade ortaya koyma yeteneği yok mu? Ellerimiz daha ne zamana kadar armut toplamaya devam edecek?…”

http://mezopotamyaajansi27.com/tum-haberler/content/view/121578

***

Sınıf mücadelesi ve işçi sağlığı üzerine / Coşkun Canıvar

“…Ancak burjuvazi ve devletler varlık zeminlerini korumak için ‘tehlikeye’ göz yumarak Covid-19 hastalığına bağlı ölümlerin bir numaralı failleri olmuş ve olmaya devam etmektedirler. Bu tespitler sınıf temelli işçi sağlığı mücadelesinin yöntemi konusunda da doğrudan belirleyicidir. Doğası itibariyle tehlikeye göz yuman kapitalist üretim ilişkilerinin hâkim olduğu bir emek rejiminde, tehlikeyle kaynağında mücadele etmenin yolu emek sürecinde işçi denetiminin devreye girmesinden geçer.  Bu alandaki mücadelede sorunların tespiti kuşkusuz çok önemlidir. Bu sorunları çözmek için talep oluşturmak da elbette ki zorunluluktur. Ancak mücadele bunlardan ibaret kaldığında sorunun kaynağı olan kesimlerden, soruna çözüm bulmasını beklemekten ibaret bir talep siyasetine sınırlanmış olarak kalırız. Çalışma esnasında tehlike unsurunun kazaya/hastalığa dönüşmemesi için o anda ve o mekânda müdahale eden, gerekirse üretimi durduran bir refleksi ve iradeyi işyerlerinde hayata geçirmeliyiz. Bu refleksi gösterebilmek kuşkusuz yaptığı işin risklerini bilen, tehlikeyi öngören, dayanışma halinde örgütlü hareket eden bir işçi tutumu gerektirir.”

https://sendika.org/2021/01/sinif-mucadelesi-ve-isci-sagligi-uzerine-606065/

***

Rosa’dan bugüne kırlangıçların direngenliğindeyiz! / Asya Erdal

“…kadın mücadelesine dair öncelik verdiği meselenin işçi kadınlarının örgütlenmesi olduğunu da kabul etmek gerekmekte. Zira onun burjuvaziden bağımsız bir işçi kadın örgütünün kurulmasına dair büyük bir arzuya sahip olduğu da su götürmez bir gerçek. Fakat bu meselenin asli yüzü, bugün bile oldukça güncel ve güçlü bir talep olan işçi sınıfı içinde ve sosyalistler arasında kadınlar için özörgütlenmeyi arzulamasında gizlidir. Rosa bu meselede Clara Zetkin’i Spartakist Birlik içinde bir kadın seksiyonu kurması konusunda kuvvetle desteklemiş ve cesaretlendirmiştir. Onun on yıllar evvelinde gösterdiği bu tavrın bugün bile birçok Marksistin pozisyonundan daha ileride olduğunu da görmeliyiz. O kadınların özörgütlülüğü için talepkardır. Lakin Rosa’nın kadınların erkeklerle eşit koşullarda var olması bahsindeki mücadelede kadınların safında olduğunu gösteren başka ve belki de daha net ibareler de vardır…

http://siyasihaber6.org/rosadan-bugune-kirlangiclarin-direngenligindeyiz

 

 

 

 

 

 

 



İLİŞKİLİ İÇERİK

KORONA GÜNLÜĞÜ  13 MAYIS 2021

Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, hayatını kaybediyor! Sosyal cinayete dönüşen ...