BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / ARŞİV / KAMU HASTANELERİNDE EMEK SÖMÜRÜ DÜZENİ – Mehmet Zencir

KAMU HASTANELERİNDE EMEK SÖMÜRÜ DÜZENİ – Mehmet Zencir

(Haziran 2013, Muğla Tabip Odası Bülteni için hazırlanmıştır)

Sağlık hizmet üretimindeki yapısal dönüşüm sağlık alanının diğer alanlara benzetilmesi, artı değer üretimine uygun hale getirilmesi şeklinde karşımıza çıkmıştır. Son otuz yılda her gelen hükümetin taş koyduğu sağlık hizmetlerinin metalaştırılması süreci son AKP hükümetlerinin politik kararlılığı ile tamamlanmak üzeredir.

Sağlık hizmetlerinde kamu tekelinin parçalanması ile başlayan süreç, kamu sağlık kurumlarının hizmet satın almanın yaygınlaştırılması (taşeronlaştırma), özel sektörün ağırlığını artırılması, özel sağlık sektöründe tekelleşme ve uluslar arasılaşma ile devam etmektedir.

Özel sağlık sektöründe daha çıplak gözüken işleyiş, kamu sağlık kurumlarında daha örtük bir tarzda, fakat aynı amaçlara yönelik değişikliklerle kendini göstermektedir. Kamu kurumunun yönetiminden, istihdam politikalarına, kaynak kullanımı ve yatak planlamasına kadar tüm süreçler özel sağlık sektörü ile uyum içerisindedir.

Kamu sektöründe desantralizasyon adı verilen uygulamalar ile her sağlık kurumu kendi yağında kavrulur hale gelmesi istenmektedir. Kamu Hastane Birlikleri, sağlık kampüsleri ve kamu-özel ortaklığı vb. hastanecilik hizmetlerindeki dönüşüm bu gözle değerlendirilmelidir. Ekonomik perspektifle karşımıza çıkan desantarlizasyon uygulaması siyasal alandaki demokratikleştirmenin önemli parçası olan özerklik-otonomi tartışması perdelenmek, zihinler çarpıtılmak istenmektedir. Karşımızda duran tablo kamu sağlık hizmetlerinin tamamen işletmeleştirilmesi, sağlık hizmet üretiminin metalaştırılması sürecidir. Her hastanenin kendi yağında kavrulması, kamu bütçesi ile ilişkisinin sınırlandırılması, mümkünse kesilmesi söz konusudur. Bu açıdan ele alındığında kamu bütçesi ile bağlantının en güçlü olduğu kısım çalışanların ücretleridir.

KHB ile hastaneler kendi gelirlerini kendilerinin elde etmesi ve gelir ile gider dengesinin sağlanması, mümkünse hastanenin yatırımlarla daha büyütülmesi hizmet yelpazesinin ve kalitesinin artırılması stratejik hedefler arasındadır. Bunun anlamı SGK’ya hizmet satarak büyümedir. Kapitalizmin kuralı “büyü ya da öl”dür. KHB perspektifi içinde hastaneler ya bir üst sınıfa geçecek, büyüyecek ya da alt sınıfa geçecek (depo hastanelere evrilecek) yani ölecektir. Büyüme ve ölme ekonomik anlamda farklı avantajlar sağlayacaktır. SGK ile yapılacak anlaşmalarda, sağlık çalışanına performansa bağlı döner sermaye dağıtımında ve olasılıkla ileri de hastalardan ilave ücret talebinde… Hastanelerin sınıflandırılması bu gözle bakıldığında daha anlamlı hale gelmektedir.

Kapitalist üretim ilişkileri hastanenin içine girmişse artık profesyonel yönetici çalıştırmak kaçınılmazdır. CEO ve küçük CEO’lar diye karşımıza çıkan çok geniş yetkiye sahip, ancak iş güvencesi pamuk ipliğine bağlı performansa dayalı sözleşmeli profesyonel yöneticiler. Sık sık (6 ay ile 1 yılda bir) performansı gözden geçirilen “büyü ya da öl” paradigmasının kıskacında

CEO’ların sağlık emekçilerinin üretkenliğini, verimliliğini artırmak kaçınılmaz hale gelecektir. Birim zamanda en fazla gelir getiren üretimler ön plana geçecektir. Sağlık otoriteleri, yöneticileri tarafından bu durum üretkenlik, verimlilik diye adlandırılsa da gerçek adı sağlık alanında canlı emek sömürüsüdür, yani sağlık emekçilerinin sömürülmesinin derinleştirilmesidir. KHB ile ilgili yasal mevzuat ile CEO’nun eli çok güçlüdür. Güçlü CEO ve küçük CEO’ların hastane iktidarlarına yerleştirilmesi ile sağlık emekçileri gelir, mekan, çalışma koşulları tarafından güvencesiz hale getirilmiştir. İstihdam güvencesizleştirilmesi de tamamlanmak üzeredir. Zaten son dönem ana istihdam modeli 4-b’ye dönmüş, bunu taşerona bağlı istihdam izlemektedir. Süreci daha sessiz izleyen 4-a’lı sözde güvenceli sağlık emekçileri içinde kamu personel rejimi kanunu kapıdadır.

Kamu bütçesi ile sağlık emekçisi istihdamı özel sektör tarafından sık sık “haksız rekabet” diye eleştirilmektedir. Kendi yağında kavrulmanın doğası gereği ve sağlık alanına yatırım yapan sermaye gruplarının baskısı ile kamu bütçesinin ortadan kaldırılması çok uzun süre almayacaktır diye gözüküyor (sağlık emekçileri sessiz kalmaları, mücadele etmemeleri koşulu ile). Özel sektör ve diğer kamu hastaneleri ile sağlık alanındaki pazardan pay alma yarışı güçlü rekabeti zorunlu kılmaktadır. Hal böyle olunca hastaneler başka rasyonellerle, değer yaratmanın her türlü yollarının yaşama geçirildiği fabrikalar haline gelecektir. Hizmet üretimin asli unsuru olan emek üretkenliğinin artırılmasına yönelik sanayi de yaşanan her türlü yönetsel alternatifler sağlık hizmetlerinde de taklit edilmeye çalışılmaktadır/ çalışılacaktır. Yalın üretim, toplam kalite yönetimi vb. güncel yönetsel stratejiler sağlık alanında yaşama geçirilmesi için hastaneler yarışacaktır. CEO ve küçük CEO’lar boşuna değildir. En çok duyacağımız kavram maliyet-etkinlik olacaktır. Klinikler, poliklinikler, laboratuarlar, ameliyathane, yoğun bakım üniteleri, yataklar, yenidoğan küvözleri vb. maliyet-etkinliği… Sağlık emekçilerinin vardiyaları, çalışma saatleri, tatil günleri, yemek molaları, iş-zaman etüdleri hepsi teker teker gözden geçirilerek maksimum etkinlik sağlanması… Hangi hizmetlerin taşerona verileceği… Hangi teknolojik yatırımları daha maliyet etkin olduğu… Hastane içerisinde ulaşım, tetkik-tedavi-taburculuk için geçen süreler, vb. maliyet-etkinliği tekrar tekrar değerlendirilecektir.

CEO ve küçük CEO’nun için zor görev olan maliyet-etkin olmayan, ödeme gücü olamyan hastalara yönelik sosyal işlevleri olacaktır.Bu iş içinde 663 sayılı KHK’de gönüllü sağlık hizmeti adı altında sağlık alanında vatandaşa hizmet edecek (sadaka tarzı)  tüzel kuruluşların (vakıflar) kurulabileceği olanağı getirilmiştir Sağlık alanında vakıfların hastane bahçelerinde mantar gibi bitmesi çok uzun sürmeyecektir.

CEO’lar ve küçük CEO’lar için en zor olanı sınıf bilincine erişen sağlık alanında kolektif hizmet üreten sağlık emekçilerinin dayanışması, örgütlü mücadelesi olacaktır. Bunu engellemek için TTB yasasında değişikliklere gidilmesi başta olmak üzere hekim sendikası tartışması ile sendikal mücadeleyi parçalama girişimleri gündemdedir. Sağlık alanında kapitalist üretim ilişkileri yaşama geçirilmiş ise emek-sermaye mücadelesi kaçınılmazdır. KHB’ne karşı mücadele bireysel çıkarını maksimize etmek için rekabetin parçası olma değil, taşeronundan uzman hekimine, akademisyenine kadar dayanışma içinde olan, iktidar partilerinin arka bahçesi olmayan emekten yana meslek örgütlerinden ve sendikalardan geçer. Emeğine, meslek bağımsızlığına sahip çıkan kolektif sağlık emekçileri mücadelesi…  Gün örgütlenme günüdür. Gün mücadele günüdür.

 



İLİŞKİLİ İÇERİK

OLANAKLAR/ Baran Kılıç*

Edward Norton Lorenz, kelebek etkisini “Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de bir fırtınanın kopmasına ...