BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / ARŞİV / KORONA 7 GÜNLÜK (8-14 MART)

KORONA 7 GÜNLÜK (8-14 MART)

ATA SOYER SPO’DAN
İnsanlık tarihinin gelişimine bakıldığında; yaşanan gelişmeler, toplumları ve içinde yaşayan bireylerin olumlu ya da olumsuz yönde etkilemiş ve şekillendirmiştir. Bu gelişme animistik bir süreçten salt pozitivist bir zaman dilimine seyretmiştir. İnsan, doğa, kültür ve değerler anlamsızlaştırılmaya çalışıldı ya da satılabilecek bir duruma getirilerek bir anlam yüklenildi. Kapitalizmin ve onun neoliberal politikalarının hızla yaşamımıza girmesiyle; kendini yaratan, kendini bilen ve kendine hakim olan insan öz disiplinini kaybetmeye başladı. Bu da toplumsallığın düşüşe geçip; bireyselleşmenin ve tüketimle değer kazanacak insan tipini ortaya çıkardı. İktidarlar, tüketebilmek için sürekli çalıştırdığı bu insan tipolojisiyle tüm dünyayı; alış- veriş yapılan bir mekana indirmeyi hedeflemektedir. Dünyamız, bu şekilde küçülmeye devam ederken birden Çin’in Wuhan kentinde Covid salgını küçük dünyalarımıza girmeye başladı. Başlarda salgının sebebi; Çin’in kültür, değer ve yaşam şekillerine indirgendi. Ancak, bu gerçekliğin böyle olmadığı, neoliberal politikaların virüs gibi dünyaya yayılmasından kaynaklandığı çok kısa süre anlaşıldı. Türkiye’deki iktidar salgını hafife alıp; ya tedbir alınmıyordu ya da tedbirleri ağırdan alıyordu. Ta ki Türkiye’deki Covid-19 salgınıyla resmi olarak ilk tanışmamız olan 11 Mart 2020 tarihine kadar. Bu tarihte ekranda beliren Sağlık Bakanlığı, bir erkek hastanın olduğunu ve ‘İnsanların ülkeden ülkeye hareket halinde olduğu bir dünyada bazı sonuçları maalesef önlemek mümkün değil’ dedi. İktidar, sanki sürpriz olan bir durumla karşılaşmış ve bunun sebebini de globalleşen dünyaya indirgeyerek, içinden çıkmaya çalıştı. Bu durumda iktidarın bu salgına karşı herhangi bir önlem almadığının itirafıydı. Salgının yayılmasıyla “önlem”ler, alınmaya başlandı. Sağlık emekçileri alkışlanarak rahatlatılmaya çalışıldı, sonrasında ise sağlık çalışanlarının izin, istifa vb durumları ikinci bir emre kadar kaldırıldı. Şehirlerdeki hemen hemen bütün hastaneler (bir kısım özel hastaneler hariç) pandemi hastanesine dönüştürüldü. Üstelik yıllardır iktidarların sebep olduğu, iyilik halini ortadan kaldırdığı hastaların; kronik ve diğer hastaları göz ardı ederek yaptılar. Turkuaz tablolar oluşturularak kamuoyuna yaşamını yitiren insanların ve ileride yaşamını yitirecek insanların iktidar için birer rakamdan ibaret olduğunu her gün tekrarlayarak zihinlerimize kazıtıldı. İlaçlara ihtiyaçları olan hastaların durumu umursanmayarak ilaç stoku yapıldı. Hatta bu süreç, “mal canın yongasıdır” denilip karaborsadan ilaç alım satımına evrildi. Bununla yetinmeyen iktidar, sorumsuzluğunun üstünü örtmek için ileriye dair hiçbir planlama yapmadan, halk sağlığını düşünmeden canlarının istediği gibi kontrollü ve kontrolsüz bir şekilde sokağa çıkma yasakları uygulamaya başladı. Buradaki temel felsefeleri bireyciliğe indirdikleri toplumları; “artık herkes başının çaresine baksın, bizden bu kadar. Dışarıya çıkana elimdeki kolluk gücüyle istediğim cezayı keserim” diyerek, sorumsuzluğunun üstünü örtmeye çalıştı. Çalışmadığı takdirde evine ekmek götüremeyen insanları görmezden gelen iktidar, ya ceza yersin ya da ekmek ikilemi arasında bıraktı. Son kurtarıcı olan aşı; “aşı candır hayat kurtarır” ki buna yürekten inanıyoruz, toplumun büyük bir kısmının aşılanmasını umuyoruz. Bunu da yapamayacaklarını ya da yaptıklarının da yetersiz olduğunu Türkiye haritasındaki kırmızı, sarı, turuncu ve mavi renkleriyle gün yüzüne çıktı. Haritanın bu şekilde renklenmesine; Aşının payı neydi? İklimin koşullarını renkler üzerinde payı var mıydı? AKP il kongreleri bu renklendirmede ne kadar etkili olmuştu? Sürü bağışıklığı uygulanan bölge oldu mu? Kürdistan’daki insanlar öle öle mi mavi renge dönüştü harita? Her yer kapatılırken zor koşullar altında fabrikalara doldurup çalıştırılan ya da iktidarın sorumluluklarını yerine getirmediği için çalışmak zorunda olan emekçilerin haritadaki renklere katkısı ne oldu? Bu soruların cevabı hala muğlaktır. İktidar toplumun tamamının ilgilendiren konuları salt bilgiye(sadece iktidarın bildiği) ve uzmanlığına dayanarak, güç kullanarak, denetleme mekanizmalarını ve sivil toplumu ortadan kaldırarak bir çözüme giderek, birinci yılını bitirdi. Sonuç malumunuz ortada. İnsan, ancak toplumsallaşarak var olabilir. İnsan toplumsallaştıkça yaratır, değiştirir ve dönüştürür. Bilgi toplumsallaştıkça, yaygınlaşır ve tekel olmaktan çıkar. Bizler iktidarın gündemine takılmadan gerçek gündemlerimizi yaratıp çözümleriyle kamuoyuna mal etmeliyiz, sivil toplumu ve dayanışma ağlarını güçlendirerek yeniden öz yaşamı ve öz disiplini inşa etmeliyiz. Böylece kapitalizmin sebep olduğu ve asla çözüm aramayacakları sorunları çözebiliriz.                                                                                                                                                                                                                                                                                           “Hesinê sar bi hulmê germ nabe”
TOPLUMSAL MÜCADELE-SAĞLIK MUHALEFETİ
“Tecridin ve baskıların sonlandırılması” talebiyle cezaevlerinde başlatılan süresiz-dönüşümlü açlık grevi eylemi 108’nci gününde. 27 Kasım’dan bu yana açlık grevinin 107 cezaevine yayıldığı ve binlerce tutuklunun eylemde yer aldığı belirtiliyor.
***
Gazi Katliamı’nın 26. yıl dönümünde yüzlerce kişi ablukaya rağmen yürüdü. Eski PTT önünde yapılan basın açıklamasında Gazi Katliamı’nda hayatını kaybeden Dilek Şimşek’in abisi Erkan Şimşek açıklama yaptı. İnsanca yaşam, demokrasi ve özgürlük talebiyle hak arayanların çeşitli baskılarla susturulmak istendiğini, terörist ilan edildiğini ifade eden Şimşek, “Bu düzende tek seçeneğimiz örgütlü olmak” dedi. Katliamda hayatını kaybedenlerin mücadelesini sonuna kadar sürdüreceklerini ifade eden Şimşek, 14 Nisan 2017’de polis kurşunuyla öldürülen 4 genci de andı. Gazi Katliamı’nda dönemin hükümet ve emniyet yetkililerinin sorumlu olduğunu söyleyen Şimşek, bu sorumluların bir an önce cezalandırılmasını talep etti.
***
TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanvekili, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, ‘2021 Şubat Ayı Hak İhlalleri Raporu’nu açıkladı. Raporda, polisin zor kullanarak müdahale ettiği basın açıklaması, bildiri dağıtma, protesto eylemi gibi eylemlerde 722 kişinin gözaltına alındığı, 9 kişinin tutuklandığı, 39 kişiye ev hapsi verildiği aktarıldı.
https://bianet.org/system/uploads/1/files/attachments/000/003/326/original/2021_%C5%9EUBAT_AYI_HAK_%C4%B0HLALLER%C4%B0_RAPORU.pdf?1615547370
***
Diyarbakır’da Kürdistani İttifak; pandemi koşulları gözetilerek 2021 Newroz’u kutlamalarının planlamasını açıkladı. Bizler Newroz ateşiyle direneceğiz, başaracağız. “Ortadoğu’da, Orta Asya’da ve dünyanın birçok yerinde farklı inanışlarla ve farklı şekillerde Newroz kutlanıyor. Ama ne şekilde olursa olsun Newroz yüzyıllardır Kürtler için ulusal bir bayram olarak kutlanmıştır. Kawa’nın ateşinin kıvılcımları bölgenin çölleri ve dağlarına yayılmış, Kawa’nın ateşinin şavkı dağları uyandırmış ve aydınlatmıştır. Bu ateşin aydınlığı ve kıvılcımları, Dehaq’ın zulmünden kaçmış ve göç etmiş insanları Kawa’nın ateşi etrafında birleştirmiş ve Newroz bayramını yaratmıştır. Ateşin çevresinde dans etmiş, halaylar çekmiş ve o günden bugüne o ateş özgürlüğün bayramı ve günü olmuştur.
***
HDK, 2021 yılı Newroz’una ilişkin açıkladığı deklarasyonda adalet mücadelesi yürüten bütün toplumsal kesimleri, ‘Faşist zorbaların sonu yakındır’ mesajıyla alanlara çağırdı. Basın açıklamasını HDK Eş Sözcüsü İdil Uğurlu: “Ortadoğu halklarının, ezilenlerinin ve özellikle de Kürt halkının kadim bayramı olan Newroz bu yıl da büyük bir coşkuyla kutlanacak. Newroz ateşleri etrafında adaletin, eşitliğin, onurun ve barışın güçleri faşist zorbalığa karşı birleşecek, kaynaşacak; İmralı zindanından başlamak üzere, topluma yayılan tecrit zulmünü kıracak kararlılığını ortaya koyacak; halklarımızın birleşik iradesi demokrasi ve özgürlük davasının kazanılmasında yeni bir dönemi başlatacaktır. Faşist zorbaların sonu yakındır. 2021 Newroz’unun çağrısı ve müjdesi budur.”

***
İstanbul’da, “Newroz ateşiyle direnelim, özgürleşelim” şiarıyla 20 Mart günü Yenikapı’da gerçekleştirilecek büyük kutlamanın startı verildi. İstanbul’daki ilk Newroz ateşi, Başakşehir ilçesine bağlı Güvercintepe’de beyaz tülbentli annelerin zılgıtları eşliğinde yakıldı.
***
Dünyanın en büyük beş şirketinden birisi olan Amazon, çalışanlarının örgütlenmemesi için danışmanlık şirketlerine günde 3 bin dolar ödeme yapıyor. İşçiler tüketiciyi boykota çağırıyor. 29 Mart’ta sona erecek oylamada sendika üyeliğini onaylayanların çoğunluğu elde etmesi halinde işçiler Perakende Toptan Satış ve Çok Katlı Mağazalar Birliği’ne üye olarak sendikaya örgütlenen ilk Amazon işçileri olacak. Amazon yönetimi ise sendikalarla mücadele eden hukuk firması Jackson Lewis’in desteğiyle sendika karşıtı kampanyaya yüksek meblağlar harcıyor. İşçilerin bir kısmı sendika karşıtı toplantılara katılmaya zorlanıyor ve işçilere her gün çok sayıda sendika karşıtı kısa mesajlar gönderiliyor. Şirket görevlilerinin çalışanlara, “İhtiyacınız olan her şeye ücretsiz olarak sahipken neden bir sendikanız olsun ve sendika aidatı ödeyin” şeklinde ikna girişiminde bulunması tepki görüyor.
***
Sağlık emek-meslek örgütleri, COVID-19 pandemisinin birinci yılında hayatını kaybeden emekçileri anarak birçok ilde basın açıklamaları düzenledi. İstanbul’da, Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Hastanesi önünde yapılan basın açıklamasında TTB MK Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, yaşamını yitiren hekimlerin üçte birinin işyeri hekimi olduğuna, hastalanan sağlık çalışanlarının üçte birinin şirket hastanelerinde çalıştığına dikkat çekerek şunları söyledi:
“Sonuçta bu bir işçi sınıfı hastalığı, çözüm de bizlerin, emekçilerin ellerinde. Dünyayı daha fazla tahrip etmelerinin önüne geçerek, neoliberal, patriyarkal kapitalizme karşı mücadele ederek bu pandeminin ve bundan sonra olacakların da önüne geçmemiz mümkün. Toplumsal bir dayanışmaya ihtiyacımız var ve toplumsal bir sağlık için olmazsa olmazlarımız demokrasi ve adalet. Yitirdiğimiz tüm insanlarımızı, tüm meslektaşlarımızı sağlık çalışanlarını saygıyla anıyoruz, onları yüreğimizde, mücadelemizde taşıyacağız.”
***
Sağlık Bakanı Koca’nın bir yıllık aşı sicili tutarsızlıklar ve çelişkilerle dolu. Yerli aşı stratejisi çöktü, aşılama hedefi üç ay ertelendi, Biontech aşıları gelmedi, Sinovac aşısı 15 milyon dozda kaldı. Faruk Bildirici; Koca’nın tüm aşı açıklamalarını inceledim.
https://t.co/YmzgdhycCf https://t.co/ED1viCDUE4
***
Pandeminin Türkiye’de Birinci Yılı: Doğa, İnsan ve Geleceğimiz
Türk Tabipleri Birliği (TTB) COVID-19 İzleme Kurulu, Türkiye’de ilk COVID-19 vakasının resmi olarak açıklanmasından bu yana geçen 1 yıllık süreci kapsayan değerlendirmesini, 11 Mart 2021 tarihinde çevrimiçi düzenlenen bir basın toplantısı ile kamuoyuna duyurdu.
https://ttb.org.tr/duyuru_goster.php?Guid=dfc9b8da-7a97-11eb-9ddf-849047b3ac46
***
Kamu Emekçileri Konfederasyonu (KESK), “PANDEMİNİN 1. YILINI GERİDE BIRAKIRKEN” başlığı ile pandeminin emekçilere ve topluma etkilerini raporlaştıran bir çalışma yayınladı.
https://kesk.org.tr/wp-content/uploads/2021/03/KESK-PANDEMI%CC%87NI%CC%87N-1.-YIL-DEG%CC%86ERLENDI%CC%87RME-RAPORU.docx
***
“AKP sağlığa zararlıdır” Pandemi koşullarını topluma baskı aracı olarak kullanan AKP, kalabalık toplantılar ve kongreler yapmaktan geri durmayarak salgına davetiye çıkardı. Eskişehir’de pandeminin birinci yılında EMEP, Halkevleri, Sol Parti ve TKP üyeleri, AKP’nin aldığı kararlar ile halk üzerinde bıraktığı yıkımı, “Bizi bu virüs değil. Sizin düzeniniz öldürür!” diyerek protesto etti.

***
Pandemiden en çok etkilenen kesim hiç şüphesiz sağlık çalışanları oldu. İktidarın yanlış salgın politikaları nedeniyle bir senede 385 sağlık çalışanı koronavirüs nedeniyle yaşamını yitirdi. Sağlık Meslek Örgütleri bir sene boyunca hayatlarını hiçe sayan politikaların son bulması için çağrıda bulundu. Tıp Haftası nedeniyle Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve İstanbul Tabip Odası Yönetim Kurulu üyeleri, tüm meslektaşlarını temsilen İstanbul’da Taksim Anıtı’na çelenk bıraktı. “Meslektaşlarımız önlenebilir bir hastalık nedeniyle yaşamını yitirdi. Bu nedenle üzgün ve öfkeliyiz” denilerek açıklama yapıldı.
https://www.birgun.net/haber/saglik-calisanlarinin-haklari-odenmez-337429

SİYASAL SAĞLIK- EKOLOJİK SAĞLIK
Diyarbakır Tabip Odası’nın (DTO) 14 Mart tıp haftası kapsamında; 1995 yılından itibaren her yıl düzenli olarak verdiği “Barış, Dostluk ve Demokrasi Ödülü” bu yıl İnsan Hakları Derneği (İHD) Eş Genel Başkanı Eren Keskin’e verildi. Yıllardır insan hakları mücadelesi içinde yer alan bütün kararlılıkla mücadelesini sürdüren Keskin yakın dönemde 26 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Keskin, ödül esnasında ‘Jin jiyan azadi’ diyerek ‘mücadeleye devam’ kararlılığını vurguladı.
***
Kürt Dil ve Kültür Ağı ile bünyesinde 9 siyasi partinin bulunduğu Kürt Dil Platformu’nun oluşturduğu 21 Şubat Dil Komisyonu tarafından Kürtçenin resmi dil ve eğitim dili olarak kabul edilmesi talebiyle başlatılan imza kampanyası sürüyor. Sokakta ve internet üzerinden toplanma devam edilen imzaların yanı sıra yürütülen çalışmalarla kampanyaya dair sahiplenme günden güne genişliyor.
https://yeniyasamgazetesi2.com/dil-kurtlerin-ulusal-sorunudur/
***
Sokağa çıkma yasakları sırasında ablukaya alınarak aylar boyu süren çatışmaların yaşandığı kentlerinden olan Nusaybin’de birçok aile, 5 yıldır hala çocuklarının kemiklerine kavuşmayı bekliyor. Kürt sorununa dair izlenen çözümsüzlük politikaları doğrultusunda başvurulan baskı ve şiddet politikalarının vahşet boyutuna vardığı süreçlerden biri, 16 Ağustos 2015 ile 18 Mart 2016 tarihleri arasında ‘sokağa çıkma yasağı’ adı altında uygulamaya konulan kent ablukaları oldu. Aralarında Varto, Cizre, Silopi, Nusaybin, Yüksekova, Silvan ve Sur ilçelerinin de olduğu 7 il ve 35 ilçede hayata geçirilen bu ablukalarda Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nca (TİHV) hazırlanan raporuna göre, en az 310 sivil yaşamını yitirdiği, 1 milyon 642 bin kişi etkiledi. Büyük insan hakları ihlalleri ve hukuksuzluklara sahne olan bu dönem, görünürde “çözüm süreci” devam ederken 30 Ekim 2014 toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nda (MGK) hazırlanan “Çöktürme Eylem Planı” ile devreye konuldu.
https://yeniyasamgazetesi2.com/5-yildir-cocuklarinin-kemikleri-verilmiyor/
***

Ordu’nun Fatsa ilçesi Bahçeler Mahallesi’ndeki ormanlık alanda Maden Şirketi’nin maden sahasını büyütmek için başlattığı ÇED süreci tamamlanmadan Fatsa Orman İşletme Müdürlüğü tarafından yapılmak istenen ağaç kesimi Ordu Çevre Derneği, çeşitli kuruluş ve siyasi partilerin temsilcileri tarafından müdahale edilerek durduruldu. Kesim yapanlar hakkında suç duyurusunda bulunacaklar.
***
“Adalet istiyoruz” diye seslenince; 10 Ekim Ankara Gar katliamının mahkeme başkanı duruşma salonunu terk etti. Avukatlar ve milletvekillerinin tüm çabasına rağmen duruşmayı sürdürmeyen mahkeme başkanı, savcı mütalaasını dahi almadan davayı erteledi.
***
Yapılan ve yapımına devam edilen Hidroelektrik Santralleri(HES); yapılan yerlerin habitatını yerle bir ediyor. Giresun’da, aktif olan 38 HES derelerin kurumasına neden oluyor. Bu sayının 60’a çıkacağı belirtilirken, Derelerin Kardeşliği Platformu’ndan Ali Dursun, “Çocuklarımıza içebilecekleri bir su bırakabilmek için bu HES’lerin yapılmasını engellememiz lazım” dedi.
***
Kaz Dağı Kirazlı’daki altın madeni sahasının “rehabilitasyon” yutturmacadır. Kaz Dağları bütün olarak madenciliğe kapatılmadan, verilen hasarlar tespit edilmeden tek başına bir alanda yapılacak çalışmanın yutturmaca olacağını söyledi. TMMOB YK Üyesi Cemalettin Küçük yeniden ekolojik döngüye dönüştürülen kömür işletmelerinin olduğunun altını çizerek “Ancak kimyasal işletmeciliğin yapıldığı yerlerde ve açık işletmelerde bunu yapmak mümkün değil” dedi.
***
Savaş teknolojisinden devşirme olarak 1970’lardan itibaren kurulumu hız kazanan nükleer enerji, özünden hiç kopmamış olmakla birlikte yıkıcı formunu “güç” adı altında muhafaza ederken, bugünkü neoliberal kapitalist sistemde de ekonomik ve siyasi pazarlıkların nesnesi haline geldi. 10 Mart’ın sonu 11 Mart Fukuşima*: Tüm sonuçlarını bildiğimiz Fukuşima nükleer felaketi 10 yaşında; Akkuyu ve Sinop’ta nükleer santral projeleri gerçekleşirse, dün Fukuşima’da yaşanan felaketin yarın Türkiye’de yaşanmayacağını gösteren hiç bir veriye sahip değiliz. https://yesilgazete.org/10-martin-sonu-11-mart-fukusima-fukusima-10-yasinda/
***
Urfa’nın Suruç ilçesinde 14 Haziran 2018 tarihinde AKP milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınları ile Şenyaşar ailesi arasında 4 kişinin yaşamını yitirdiği olay yaşandı. Bu olay tüm kamuoyu önünde cereyan etti. Buna rağmen Şenyaşar ailesinin ve avukatlarının tüm talepleri mahkeme tarafından reddedilip, duruşma 2 Nisan’a ertelendi.
***
OHAL Komisyonu, KHK ile ihraç edilen Şemsettin Abi’nin “Newroz pîroz be” pankartı astığı için hakkında başlatılan ve takipsizlikle sonuçlanan soruşturmayı gerekçe göstererek, işe dönme başvurusunu reddetti.

MEVCUT DURUM
Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, hayatını kaybediyor!
İzmir Tabip Odası, pandemide yaşamını yitiren sağlık emekçilerini Eşrefpaşa Hastanesi’nin duvarlarına yansıttığı resimlerle andı.
***
Ürdün’de Sağlık Bakanı’nın, bir hastanede Covid-19 tedavisi yapılan koğuşta oksijen bulunamaması nedeniyle altı kişinin ölümünün ardından istifa ettiği bildirildi. 10 milyon nüfuslu Ürdün’de Koronavirüs vakalarındaki artışı kontrol altına almakta zorlanırken aşı tedariğinde de sorunlar yaşıyor. Ülkede şu anada kadar 465 binden fazla tespit edilirken 5 bin 200’den fazla kişi de Covid-19 nedeniyle hayatını kaybettti.
***
Covid-19 pandemisi sık görülmeye, sık öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 120 milyonu geçerken, Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 2 milyon 660 bine dayandı. Bulaş tehdidi olan aktif hasta sayısı 20 milyon 803 bine gerilemiş olsa da hala oldukça yüksek sayıda olduğunu hatırlatıyoruz.
Covid-19 vakalarının kıtalara göre dağılımında Avrupa (36.1 milyon) zirvedeki yerini koruyor. Bunu Kuzey Amerika (34.5 milyon, 30 milyonu tek başına ABD’ye ait), Asya (26.1 milyon), Güney Amerika (19.2 milyon) ve Afrika (4.1 milyon) izledi.
Covid-19’a bağlı ölümlerde kıtaların sıralamasında ilk iki değişmiyor: Avrupa (854 bin), Kuzey Amerika (790 bin). Üçüncülüğe Güney Amerika (497 bin) yerleşiyor ve ardından Asya (409 bin) ve Afrika (108 bin) geliyor. Ölümlerin en çok görüldüğü ülkeler: ABD (547 bin), Brezilya (277 bin), Meksika (194 bin), Hindistan (159 bin), İngiltere (125 bin) ve İtalya (102 bin).
Dünya genelinde hafta sonunun ilk günü 442 bin 484 kişide Covid-19 pozitifliği saptandı. Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 8 bin 82 kişi oldu. Günlük vaka bildiriminde Brezilya zirveye iyice yerleşti: Brezilya (70.9 bin), ABD (48.8 bin), Fransa (29.8 bin), İtalya (26.1 bin), Hindistan (25.2 bin), Polanya (21 bin), Türkiye (15.1 bin), Çekya (14.9 bin), Ukrayna (13.3 bin) ve Almanya (10.6 bin). Avrupa kıtası 183 bine yükselen günlük vaka sayısı ile pandeminin merkez üssü haline geliyor.
***
Yeni kontrollü normalleşme dönemine geçişin ikinci haftasının sonuna gelirken vaka sayısında tırmanış devam ediyor. Son 24 saatte yeni vaka sayısı 15 bin 82 yeni vaka bildirimi yapıldı. Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı ise 65 kişi olup, düşme eğiliminde olsa da hala oldukça yüksek olduğuna dikkat çekiyoruz. Toplam vaka sayısı 2 milyon 866 bini aşarken toplam can kaybı 29 bin 421 kişiye yükseldi. Turkuaz tabloda eleştirilere rağmen ısrarla yer verilen yeni hasta sayısı 841 kişiye yükseldi. Günlük test sayısı 150 binin üzerinde. Turkuaz tabloda aktif hasta sayısı yer almıyor. Günlük olarak aktif hasta sayısını Worldmeters’dan paylaşmaya devam ediyoruz.
Worldmeters’a göre Türkiye’de aktif hasta sayısındaki ciddi yükseliş devam ediyor. Dün aktif hasta sayısı 151 bin 31 kişiye yükseldi. Aktif hasta sayısındaki bu ciddi yükseliş, bulaş tehdidinin artacağını da gösteriyor. Ağır hasta sayısımız ise 1,350 kişi. Aktif vakanın yükselmesi ile %1’e kadar düşen ağır hasta oranı dünya ortalamasının (%0.4) halen iki buçuk katına yakın! Yüksek ölüm hızının yüksek ağır hasta oranı ile ilişkili olduğunun vurgulamaya devam ediyoruz.
***
Korona risk haritasında rengi turuncu olan ve aralaında İstanbul’un da bulunduğu illerden hangilerinin kırmızıya dönebileceğine dair Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Haköksüz’den açıklama geldi. Konuyla bir televizyon kanalında açıklamalarda bulunan Hasöksüz, İngiltere varyantına dikkat çekti ve “Renklendirilmiş haritada baktığımızda sarı ve mavilerin azalacağını, turuncuların kırmızıya döneceğini göreceğiz. Özellikle Marmara Bölgesi’nde İstanbul, Çanakkale, Tekirdağ, Kocaeli gibi illerimiz kırmızıya dönecek gibi duruyor” dedi.
***
Bingöl’de merkeze 109 kilometre uzaklıktaki 1.500 nüfuslu Yedisu ilçesinde 7 Ocak’tan bu yana Covid-19 vakası tespit edilmedi.
***
İzmir’de görev yapan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Serhan Sakarya, Coronavirus risk haritasında ‘yüksek risk’ grubunda turuncu renkle gösterilen İzmir’in, vaka sayısının artmaya devam etmesiyle yakın zamanda kırmızı listeye girebileceğine dikkat çekti. Prof. Dr. Sakarya, “Bir yıllık süreç içerisindeki değişimlere baktığınız zaman; Bodrum, Çeşme, Urla, Seferihisar mavi alandı. Ancak yazın en kırmızı alan orası oldu. Yani toplumsal hareketin olduğu her yer kırmızıya dönecektir. Normalleşme başlamadan önce iş yerime her gün 15 dakikada geliyordum. Normalleşme sonrasında ise 45 dakikada gelmeye başladım. Çünkü insanlar sosyalleşmeye başladı. Bu sosyalleşme ne kadar fazla olursa, o kadar kırmızılaşacağız. İzmir’de vaka sayılarımız gün geçtikçe artarak devam ediyor ve bu durum korkutucu düzeye gelecektir” dedi.
İzmir Valiliği’nin internet sitesinden duyurulan karar göre; berber, kuaför, güzellik salonu, güzellik merkezleri, dernek lokali, nikah salonu, düğün salonu, hamam, sauna, masaj salonu, kahvehane, kıraathane, internet kafe, internet salonu, elektronik oyun yerleri, bilardo salonu, lunapark, tematik parklar, tiyatro vb. kültürel aktivite yerleri, kütüphane, spor salonları ve spor merkezleri girişlerinde HES kodu kontrollerinin yapılması zorunlu hale getirildi.
***
Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, mutant virüsün çok az sayıda virüs yüküyle de bulaşabildiğini söyleyerek uyardı.
***
Milli Eğitim Bakanlığının lise ve ortaokullar için aldığı zorunlu yüz yüze sınav kararı, koronavirüsün yayılmasına neden oldu. Öğretmen, öğrenci ve velilerin uyarılarına rağmen geçtiğimiz hafta içi gerçekleştirilen sınavların ardından pek çok öğrenci, öğretmen ve okul çalışanının koronavirüs testleri pozitif çıktı. Eğitim Sen İstanbul 2 No’lu Şubeden edindiğimiz bilgilere göre sınavlar sonrası 7 okulda virüs tespit edilen öğrenci ve öğretmenler oldu.
***
Türkiye’nin koronavirüs risk haritasında ‘çok yüksek risk’ grubunda yer alan Edirne’nin Keşan ilçesinde 14 Mart ve 21 Mart Pazar günü fırınlar ekmek çıkarmayacak.
***
Diyarbakır Tabip Odası’nın her yıl geleneksel olarak verdiği ‘Barış, Dostluk ve Demokrasi Ödülü’ bu yıl insan hakları savunucusu avukat Eren Keskin’e verildi.
***
BioNTech şirketinin kurucusu Dr. Uğur Şahin, korona virüsü salgınının ‘dünyanın gördüğü en kötü salgın olmayacağını’ söyledi. Gelecekteki salgınların ‘daha yıkıcı’ olabileceğini aktaran Şahin, hazırlıklı olmanın çok önemli olduğunu söyledi.

AKADEMİDEN

British Medical Journal’da yayımlanmış, 4 Şubat 2021 tarihli, daha önce günlüklerimizde yer veremediğimiz bir editöryalden (Abbasi, 2021) bazı parçaları çeviri şeklinde aktarıyoruz.

Covid-19: Toplumsal cinayet

“Cinayet” duyguları harekete geçiren bir kelimedir. Hukukta önceden tasarlamayı gerektirir. Peki bir salgının başarısızca yönetimine “cinayet” sözü yakıştırılabilir mi? Belki yakıştırılamaz ama konu dikkate almaya değer. Politikacılar ve uzmanlar, sürü bağışıklığına ulaşmak uğruna on binlerce erken ölüme izin vermeye razı olduklarını söylediklerinde ya da ekonomik sebeplerle bunun mecburi olduğu vurgulandığında, insan hayatına pervasızca kayıtsız kalmaktan veya önceden tasarlamadan bahsedilemez mi? Siyasetin kararları, tekrarlayan bir şekilde saçma ve yanlış zamanlanmış kapanma-karantinalar şeklindeyse, ortaya çıkan non-covid aşırı ölümlerden onlar sorumlu değil mi? Politikacılar kasıtlı olarak bilimsel tavsiyeleri, uluslararası ve tarihsel deneyimleri ve gördükleri endişe verici istatistikleri ve modellemeleri ihmal ettikler çünkü harekete geçmek onların politikalarına, strateji veya ideolojilerine aykırıdır. Peki bu yasal mı? Eylemsizlik, bir eylem olarak değerlendirilemez mi? Dünya Sağlık Örgütü, 30 Ocak 2020’de uluslararası acil durumu ilan ettikten hemen sonra harekete geçmemenin ne büyük bir ihmal olduğu açık değil mi? En azından, yakın zamanda iki kriminoloji profesörünün vurguladığı üzere, covid-19 “toplumsal cinayet” olarak sınıflandırılamaz mı? (https://www.theguardian.com/world/2021/jan/27/the-failings-behind-the-uks-abysmal-death-toll)

İlk olarak Friedrich Engels, 19. yüzyıl İngiltere’sinde yönetici elitin işçi sınıfı üzerinde sahip olduğu politik ve sosyal gücü tanımlarken bu ifadeyi ortaya koydu. Argümanı, ayrıcalıklı sınıfların yarattığı koşulların kaçınılmaz olarak en yoksul sınıflar arasında erken ve “doğal olmayan” ölümlere yol açmasıydı. The Road to Wigan Pier’de George Orwell bunları yineledi İngiltere’nin kuzeyindeki işçi sınıfının yaşam koşullarını tasvir etti. Günümüzde “toplumsal cinayet” benzer şekilde, salgını şiddetlendiren eşitsizlikleri tanımlamak için kullanılabilir…

… Bir salgında ulusal hükümetlerin verdiği kararların hem o ülkenin vatandaşları hem de uluslararası toplum için etkileri vardır, bu nedenle egemen hükümetler Covid-19 konusundaki eylemleri ve ihmallerinden dolayı uluslararası topluma karşı sorumlu tutulmalıdır. Normal şartlarda Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından hükme bağlanan insanlığa karşı suçlar, halk sağlığını kapsamaz. Ancak eski bir ABD savaş suçları büyükelçisi olan David Scheffer, “salgınlar sırasında halk sağlığı yönetimini hesaba katmak için” halk sağlığı malpraktisi kavramını genişletebileceğimizi öne sürüyor. Bu durumda, vatandaşları veya yabancılar üzerinde kasıtlı olarak bulaşıcı bir hastalığın yayılmasına göz yuman liderler için, halk sağlığında malpraktis, insanlığa karşı bir suç haline gelebilir. Nitekim çevre suçları için de benzer tartışmalar yaşanmıştı.

… Siyasi suistimal veya ihmal yasaları karmaşıktır ve benzeri görülmemiş olaylara tepki vermek için tasarlanmamıştır, ancak iki milyondan fazla insan öldüğü için, dünyanın dört bir yanındaki seçilmiş temsilcilerin hesap vermeden ve pişmanlık duymadan kalmasını izlemekle yetinmemeliyiz…

… Önümüzde üç ayrı yöntem mevcut. Birincisi, BMJ ve diğerlerinin 2020 yazında savunduğu gibi, kamuoyuna açık bir soruşturma için bastırmak: alınacak dersleri belirleyecek ve hayatları kurtaracak suçu paylaştırma denemeleri yerine hızlı, ileriye dönük bir inceleme. İkincisi, hesap verebilirlikten kaçınan ve pişmanlık duymayan seçilmiş liderleri ve hükümetleri sandık yoluyla indirmek. Araştırmalar, bir pandemiyi yanlış yönetmenin oy kaybettirmeyeceğini öne sürmesine rağmen, ABD siyasi bir hesaplaşmanın mümkün olduğunu ve belki de yasal bir hesaplamanın da bunu takip edilebileceğini gösterdi. Üçüncüsü ise Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi küresel yönetişim mekanizmalarının pandemideki devlet başarısızlıklarını kapsayacak şekilde genişletilmesidir.

…Nüfusun “toplumsal cinayete” uğratılması, geçmiş bir çağın kalıntısından çok daha fazlasıdır. Bugün bir çok gerçek, Covid-19 ile ortaya çıktı ve daha görünür oldu. Bu durum artık göz ardı edilemez veya geri çevrilemez. Siyasetçiler, yasal yollarla, gerçekten de gerekli herhangi bir ulusal ve uluslararası anayasal yöntemle sorumlu tutulmalıdır. Bizi iki milyon ölüme götüren devlet politikaları, hepimizi utandırması gereken “eylemler” ve “eylemsizliklerdir”…

Abbasi K. Covid-19: Social murder, they wrote—elected, unaccountable, and unrepentant BMJ 2021: 372: n314 doi: 10.1136/bmj.n314

AŞI TARTIŞMALARI
İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, kentte 65 yaş üstü kişilerin yüzde 68’inin aşılandığını açıkladı.
***
Avrupa Birliği’nin (AB) planladığı aşı kimliğinde sadece Avrupa İlaç Dairesi (EMA) tarafından onay almış aşıların belgeleneceği açıklandı. Bu, Rus ve Çin üretimi aşıları kullananlara aşı kimliği verilmeyeceği anlamına geliyor. Avrupa Komisyonu İçişlerinden Sorumlu Komiseri Ylva Johansson, ‘yeşil sertifika’ olarak adlandırılan bu belgede, negatif PCR testi sonucu ve corona virüsüne karşı oluşmuş antikor bilgilerinin de kayıtlı olması gerektiğini söyledi.
***
Aşıda ikinci dozun yapılmasından iki hafta sonra bağışıklığın yeterli düzeye ulaştığını belirten Türk Tabipleri Birliği (TTB) Kovid-19 İzleme Kurulu Üyesi Doç. Dr. Cavit Işık Yavuz, “Hızlı yayılan mutant varyantlarla birlikte bağışıklık için nüfusu yüksek oranda aşılamalıyız. Bu konuda yaşanacak her aksama, aşılama hızının düşmesi aşıdan elde edeceğimiz faydayı azaltır” uyarısında bulundu.
***
Rusya Premier Lig ekiplerinden Zenit, iç saha maçlarını izlemeye gelen taraftarlara ücretsiz koronavirüs (Kovid-19) aşısı yapmaya başladı.
Kulüpten yapılan açıklamada, ligde bugün oynanan Akhmat Grozny karşılaşması ile birlikte aşı uygulamasının devreye girdiği kaydedildi.
Rusya’nın geliştirdiği Sputnik V aşısının kullanıldığı uygulamanın sezon sonuna kadar devam edeceği ve 18 yaş üstündeki taraftarların aşı olabileceği belirtildi.
***
Medya Ombudsmanı Faruk Bildirici, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın pandeminin ilk günlerinden bugüne kadar yaptığı aşı açıklamalarını inceledi. Bildirici, “Sağlık Bakanı Koca’nın bir yıllık aşı sicili tutarsızlıklar ve çelişkilerle dolu; yerli aşı stratejisi çöktü, aşılama hedefi üç ay ertelendi” düşüncesini dile getirdi. Bildirici şunları söylüyor: Bakan Koca, 25 Şubat günü “Toplamda baktığımızda 52,5 milyon insanımız, 20 yaşın üzerinde herkesi yapabilir duruma gelmiş olacağız. Ne zamana kadar? En geç mayıs ayına kadar bitirmek istiyoruz, hazirana gelmeden bu sayıyı yakalamak istiyoruz” diye konuşmuştu. Böylece ilk açıklamasının üzerinden 15 gün geçmeden 50 milyon vatandaşın aşılanması hedefini üç ay ertelemiş oldu ama bunu açıkça söylemedi. Gazetecilerin sorularını da yanıtlamadığı için bu değişikliğin nedeni de kapalı kaldı.
https://farukbildirici.com/saglik-bakani-koca-nin-bir-yillik-asi-sicili/
***
Patentlerin gölgesinde aşılar – İsmail Gökhan Bayram
Pandemi öncesinde oldukça dar bir kitle içinde tartışılan aşı ve ilaç patentleri aşı tedarikinde yaşanan sıkıntılarla birlikte tarihinde belki de hiç olmadığı kadar tartışılır hale geldi.
Aşılarına onay almış ya da almamış hemen tüm büyük aşı üreticileri 2021’deki tahmini aşı üretim kapasitelerinin çoğunu, hatta AstraZenaca gibi bazı vakalarda üretim kapasitesinden de fazlasını sözleşmelerle bağlamış durumda.
On milyarı aşkın dozda aşının anlaşması çoktan yapıldı. Kim mi bu anlaşmaları yapanlar? Ezici çoğunluğu Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, İngiltere, Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Kanada ve bir avuç zengin ülke daha. Teslim edilen aşı sayısı konusunda bilgilere erişmek biraz daha zor ama yapılan aşı sayısını az çok biliyoruz. Sayıları en yüksek veren kaynaklar bile yapılan 350 milyon civarındaki dozdan bahsedebiliyor ancak. 7.8 milyarlık dünyada 350 milyon… Yüzde dört buçuk… Çift doz aşı yapılanları hesaptan düşmeden üstelik. Aşıların tahmin edilen koruma sürelerinin 1 yıl ya da daha az olduğunu da göz önünde bulundurduğumuzda nasıl hesaplarsanız hesaplayın işin matematiği ortada: Mevcut modelle dünya nüfusuna yetecek kadar aşı üretmek, yeterli zamanda aşılamak mümkün değil. Ya aşı üreten şirketlerin üretim kapasitelerini yeterince arttırmalarını ve bu aşıları dünyaya sunmalarını bekleyeceğiz ya da doğal sürü bağışıklığını.
Oysa bu krizden çıkmanın başkaca yolları da var. Üstelik bilinmeyen, önerilmeyen yollar da değil. Daha salgının başlarında, mart ayında Kosta Rika, Dünya Sağlık Örgütünden gönüllülük esasına dayanan kullanıma açık bir fikri mülkiyet havuzu oluşturmasını talep etti. 2020 sonbaharından beri Güney Afrika ve Hindistan’ın başını çektiği ve çok sayıda ülke tarafından desteklenen bir girişim Dünya Ticaret Örgütünden (DTÖ) kovid ile ilgili patentlerin pandemi süresince askıya alınmasını talep ediyor. On binlerce, yüz binlerce hayat kurtarabilecek bu talebin hayata geçmesini engelleyen ise mevcut ve üretilecek aşı stoklarına ön siparişler aracılığıyla el koyan az önce bahsettiğimiz ülkeler.
İnsanlık tarihinin geleneksel aşı üretim birikiminin değerlendirilebileceği aşı varyantları da mevcut. Yeter ki aşıların ve üretim süreçlerinin bilgileri açık hale getirilsin. Bugünkünden daha az aşı üretmeyeceğimiz kesin. Ne kadar daha fazla üretebiliriz orası belirsiz olsa da bir fazla aşı bile hayati ihtiyaç değil mi şu an?
https://www.evrensel.net/haber/428047/patentlerin-golgesinde-asil

JİN
Kadınlar 8 martı geride bırakırken, pandemiye rağmen sokakları da alanları da boş bırakmadılar. Yapılan mitinglerde polisin gökkuşağı bayrağına karşı gösterdiği tahammülsüz tavır ve İstanbul da 6 mart cumartesi yapılan miting sonrası trans kadınların gözaltına alınması baskıların devam edeceği ve LGBTİ + lara karşı nefret boyutunun artacağını gösterir bir durumdur. Türkiye ve Kürdistan da tüm kadınlar özgürlüğümüzü kazanacağız şiarı ile baskılara ve pandemiye rağmen sokaklarda oldular. Dünya da kadınlar bir çok ülkede kadına yönelik şiddete çekerek “kadınlar için adalet” talebiyle sokaklar da oldular.8 mart taksim feminist gece yürüyüşünden iki gün sonra İstanbul da kadınların evlerine baskın yapılarak gözaltına alınması ve gerekçesinin cumhurbaşkanına hakaret olmasının yanı sıra kimlerin alındığı konusunda yüzlerin de maske olduğu için göremedik bu sebeple zıplayan kadınların alındığının söylenmesi sistemin kadın konusundaki tahammülsüzlüğünü bir kez daha göstermiştir. Ritme göre zıplayan kadınların alınması ‘dans edemediğim devrim benim değildir ‘i bir kez daha haklı çıkarmıştır.
Dünya sağlık örgütü (DSÖ) ve Birleşmiş milletler (BM) adına yürütülen bir çalışmanın sonucu olarak yayınlanan raporda kadına yönelik şiddet ilgili bulgular dikkat çekmiştir. DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus rapora ilişkin düzenlediği basın toplantısında, raporun 158 ülkeden 15 yaş ve üstü kadın ve kız çocuklarının verilerini içerdiğini belirtti. Rapora göre, dünya genelinde her 3 kadından 1’i yani yaklaşık 736 milyon kadın, yakın bir partneri tarafından fiziksel veya cinsel şiddete ya da partneri olmayan biri tarafından cinsel şiddete maruz kalıyor. Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınıyla birlikte kadınlara yönelik şiddetin daha da arttığı konusunda uyaran Ghebreyesus, “Kadınlara yönelik şiddet her ülkede ve kültürde endemiktir, milyonlarca kadına ve ailelerine zarar verir ve Covid-19 salgınıyla daha da kötüleşmiştir” dedi. Bu durum da aslında kadına yönelik şiddet konusunda corona değil erkekliğin öldürdüğünü bir kez daha gözler önüne getirmiştir.
İnsana, doğaya, hayvana, kadına, çocuğa, LGBT-İ +lara olan bütün düşmanlığı ile alana çıkan erkek iktidara yine en güzel cevabını kadınlar alanlara çıkarak vermiştir. Kadınlar bir kez daha sokakları da geceleri de terk etmediklerini terk etmeyeceklerini gösterdiler.
***
İstanbul’dan Ankara’ya, Mersin’den Dersim’e, Amed’den Adana’ya, 2021 8 Mart’ına en yakışan slogan “Feminist İsyan Her Yerde” oldu. Yine neşesiyle, coşkusuyla, öfkesiyle, heyecanıyla, gökkuşağının tüm renkleriyle sarıp sarmaladı bizleri. Kadın cinayetlerine, kadına yönelik şiddete, patriyarkal kapitalizme ve kadın emeğinin sömürüsüne, transfobiye, heteroseksizme, İstanbul Sözleşmesi’ni kaldırmak isteyen iktidarların ikiyüzlü politikalarına karşı yaşamlarımızı çoğaltmak için ve bir kişi daha eksilmeyelim diye yine alanları doldurduk.
Kaynak: Çatlak Zemin – https://www.catlakzemin.com/nice-8-martlara-2/
***
“Hâlâ 8 Mart’a ihtiyacımız var mı?” Bu küstah soruyu tam da bu zamanda bize tekelci kapitalizm soruyor -ve yine kendisi “Evet!” diyerek hakkımızı teslim ediyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun buyurduğuna bakılırsa, “Toplumsal cinsiyet eşitliğini görmeye maalesef ömrümüz yetmeyecek hatta çocuklarımız için de bu mümkün olmayacak. Toplumsal cinsiyet eşitliğine önümüzdeki yüz yıl boyunca erişilmeyecek.” (Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu 2021)
http://www.isigmeclisi.org/20646-yeni-bir-yasam-icin-8-mart-nilgun-gungor
***
İstanbul’da Feminist Gece Yürüyüşü’ne katılan 15 kişi için “Tayyip kaç kaç kaç kadınlar geliyor” sloganında ”ritmik şekilde” zıpladığı gerekçesiyle “Cumhurbaşkanı’na hakaret” ile gözaltı kararı çıkarıldı. Gözlatı kararı alınan kişilerden 12 kadın ve bir kız çocuğu evlerine baskın yapılarak gözaltına alındı. Gözaltına alınaların savcılık sorgusu ile mahkemeye sevk edildi ve adli kontrol kararı ile serbest bırakıldı.
****
8 mart Dünya kadınlar günü dolayısıyla bir çok yerde kadınlar sokağa çıktı. 8 mart eylemine getirilen LGBTİ+ dövizleri bir çok yerde engellenerek alana alınmak istemedi. Engellemelere rağmen bir cok yerde LGBTİ + bayrak ve dövizler alana girerken, Ankara ve Adana’da da 8 Mart eylemine getirilen LGBTİ+ dövizlerine polisler el koyarak alana almadı. Ankara’da polis tarafından el konulan dövizlerin başında polis nöbet tuttu.
***
Mahmut Çınar ve Tuğba S.’nin hazırladığı Askıda Sanat 8 Mart haftasına özel kadınlar ve sanat temalı bir bölüm hazırladı. Bu bölüm de; edebiyat, müzik, tiyatro gibi sanatın farklı dallarından kadınların, sanat sektöründe yaşadıkları deneyimleri izleyiciyle buluşturuyor. ‘Ciddiye alınmama’, ‘güzellik beklentileri’, ‘kalıplaşmış kadınlık rolleri’ ile mücadele ederken bir yandan da sanatsal üretimde bulunan kadınlar, hem ailelerinden itibaren toplumsallaşmanın her aşamasında hem de sektör içinde karşılaştıkları kalıp yargılar ve baskılarla nasıl başa çıktıklarını anlatıyor.
***
DİSK-AR’dan 8 Mart raporu: ‘Kadın istihdamı son bir yılda yüzde 8,2 azaldı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR) 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla ‘Covid-19 Döneminde Kadın İşgücünün Durumu Raporu’ yayınladı. Raporda, her dört kadından sadece birinin çalıştığı Türkiye’de kadın istihdamının son 1 yılda yüzde 8,2 azaldığı kaydedildi. http://disk.org.tr/2021/03/covid-19-doneminde-kadin-isgucunun-durumu-raporu-yayimlandi/
****
Kökleri şiddet ve gasp etme üzerine kurulu bir eril tahakküm düzeni olan ataerkil kapitalizmin yaşamı tehdit eden yüzü pandemi ile bir kez daha açığa çıktı ve bu süreçte karşı karşıya olduğumuz en büyük tehlikelerden biri, bu pandemiyi kaynaklandığı sistemden bağımsız ele almak olacaktır. Kadın bedeninin ve doğanın talanına, halkların sömürgeleştirilmesine, emeğin sömürüsüne dayalı bu düzenden bütünüyle özgürleşmeden sağlıklı olma halinden bahsedemeyeceğimiz gibi mevcut yaşam koşullarımızla, koronavirüs pandemisinin de son pandemi olmayacağını öngörebiliriz. “Normal”inde de kadın cinayetleri, işçi cinayetleri, savaşlar, doğa talanıyla bütün ekosistemi adım adım yok oluşa doğru sürüklemekte olan egemen erkek aklın ve bu aklın yarattığı kurumların sistemin özünü yansıtan militarist dille yürüttüğü “pandemiye karşı savaş”ına bel bağlayamayız. http://atasoyersaglikpolitikaokulu.org/pandemisiz-yasam-kadin-saglik-hareketi-ile-mumkun-cansu-kose/
****
ABD’nin Arkansas eyaletinde sadece hayati tehlikenin olduğu durumlar dışında kürtaj yasaklandı. Arkansas’ın Cumhuriyetçi Valisi Asa Hutchinson 2015’te göreve gelmesinden bu yana kürtaj karşıtı birçok tasarıya imza attı. Hutchinson,kadınların doğum yapmalarının sadece hayati tehlike oluşturduğu durumlarda kürtaj yaptırabileceği tasarıyı eyaletin yasama organlarında aldığı büyük destek ve “kürtaj karşıtı görüşleri” nedeniyle imzaladığını söyledi.
****
Anne Branigin, The Lily’de yer alan yazısında, pandemiyle birlikte hemen herkesin kullandığı görüntülü konuşma görüşmelerinin, kendimize bakışımız ve karakterimiz üzerindeki etkilerini irdeliyor.
***
Meksika’da kadınlar başkanlık sarayının önündeki barikatları yıkarak 2020 yılında katledilen kadınların isimlerini sarayın önündeki duvarlara yazdı
***
Arjantin ve Şili’de 8 Mart Dünya Kadınlar Günü yürüyüşü düzenlendi. Yürüyüş de kadına şiddeti protesto edildi ve hayatını kaybeden kadınlar için adalet istendi. Bazı göstericiler ise ellerinde “Kadın çalışanlar köle değildir, kadın cinayetlerine artık yeter” yazılı pankartlar taşıdı.

YENİ YAŞAM
Bornova Belediyesi’nin desteğiyle yaklaşık iki yıldır Yaka Mahallesi’ndeki 20 dönümlük arazide alternatif tarım metotları uygulanıyor. Çalışmaları yürüten gönüllüler elde edilecek sağlıklı gıdayı ihtiyaç sahiplerine ulaştıracak. Elde edilecek farklı nitelikte ürünlerle ihtiyaç sahiplerine sağlıklı gıda ulaştırmayı hedefleyen gönüllüler, ekolojik tahribata neden olan konvansiyonel tarımın dayattığı yöntemler yerine, geleneksel tarım yöntemleriyle “başka bir tarımın” mümkün olduğunu gösteriyor.
***
Doğal Tarım Merkezi ve Çiftliği gönüllülerinden Gizem Apohan, pandemide de kontrollü olarak buluşmalarını gerçekleştirmeye, toprağı üretim alanına dönüştürmeye gayret ettiklerini ifade ederek, “Bundan sonraki süreçte de eğitimler için gerekli materyallerin, ulaşım araçlarının sağlanması, ortak bir yaşam alanı bölgesi oluşturmak gibi ihtiyaçlarımızın çözümü için gönüllüler olarak bu programa başvurma kararı aldık. Yaptığımız tüm bu çalışmalarla buraya kadar, dayanışmanın ve birlikte olmanın gücüyle geldik. Bundan sonrası için de hem bu dayanışma ve birlikteliği hem de sizin işbirliğinize ihtiyacımız var” diye konuştu.

EKLER
Haritada emekçi semtlerinin rengi hep kırmızı olması maskelenmiş neyi anlatıyor. “Evde kal’ çağrıları yapılırken çarkların dönmesi için işçiler ölümüne çalıştırıldı. Salgının yükü emekçilere yüklendi.
https://www.evrensel.net/haber/428058/maskeli-balo-ve-sahte-yuzler
***
Bir yıllık salgın sürecini geride bıraktık toplum bu yıkıcı süreçten ne anladı. İktidar yürütemediği bu sürecin ekonomik algısını nasıl inşa ediyor. “Reform” algısına değil, köklü, ilerici bir toplumsal dönüşüme ihtiyacımız var. Covid-19 Salgınının Dünya ve Türkiye ekonomisindeki etkilerini anlatan son iki yazımızdan ortaya çıkan sonuç bu Salgın ile birlikte dünya ekonomisinin 1929 Büyük Depresyonundan bu yana görülen en büyük ekonomik daralmaya yol açtığıydı. Salgın sadece sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik ağının ne derece zayıf olduğunu ortaya çıkartmakla kalmadı. İşsizlik ve yoksulluğun devasa bir biçimde artmasının yanı sıra, küresel dolar milyarderlerinin servetleri de Salgınla birlikte arttı. Bu da kapitalist dünyanın nasıl bir eşitsizlikler dünyası olduğunu gözler önüne serdi. Eşitsizlikler gelir ve servet dağılımı eşitsizlikleri ile sınırlı kalmadı. Aynı zamanda farklı etnisiteler, kimlikler, inançlar ve erkek-kadın arasında da derin eşitsizlikler yaşanıyor. Salgın toplumu bu eşitsizliklere uygun bir biçimde, yani orantısız olarak etkiliyor. Örnek olarak Covid-19 aşısına erişimde yaşanan eşitsizlikler dikkate alındığında toplumun ezilenleri, yoksulları, emekçileri, ötekileştirilenleri bu felaketten çok daha fazla etkileniyorlar. Ekonomide “K” tipi bir toparlanma beklentisi ise olası bir toparlanmanın da eşitsiz olacağını gösteriyor.
https://t24.com.tr/yazarlar/mustafa-durmus/reform-algisina-degil-koklu-ilerici-bir-toplumsal-donusume-ihtiyacimiz-var,30211
***
Otoriter eğilimler hekimliği laboratuvarlara ve hastanelere kapatmak ister. Oysa, hekimlik yaşamı temsil eder. Yaşam ise her yerde… 14 Mart 1919. İstanbul işgal altındaydı. Tıp öğrencileri ve hekimler dediler ki “İşgale hayır, yaşasın özgürlük”. O gün bugündür 14 Mart Tıp Bayramı olarak kutlanır. Tam 102 yıl sonra savaşa hayır diyen, sağlıklı toplum adına özgürlük, eşitlik, demokrasi talep eden ve bu nedenle yöneticileri gözaltına alınan, tutuklanan anayasa ile kurulmuş meslek örgütü kapatılmak ile tehdit edilen Türk Tabipleri Birliği (TTB) nezdinde tüm sağlık çalışanlarının bayramı kutlu olsun.
https://www.evrensel.net/haber/428060/zehirden-ilac-yilandan-dost-tip
***
Pandemide bir yılın yanıtı belli soruları,
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)2019 yılı Aralık ayında Çin’de ağır zatürre olguları ile başlayanCovid-19için,11 Mart 2020’de “pandemi” ilan ettiğinde, dünyada, toplam118 bin 319 olgu ve 4 bin 292 ölüm olmuştu. Aslında bu yüzyılın, daha önceki SARS-CoV-1 ve MERS-CoVgibi koronavirüs salgınları,koronovirüslerin genomlarında ölüm kodlayabileceğinigösterdiği için koronavirüsler yakın gözlem altındaydı.2012 yılında “Spillover; AnimalInfectionsandNext Human Pandemic” kitabında, David Quammen, birlikte çalıştığı ekiple beş yıllık araştırmalarına dayandırdığı şu savları öne sürüyordu: “Yeni bir hastalık olacak, bu hastalığa koronavirüsler yol açacak,yarasalardan kaynaklanacak ve Çin’deki “vahşi hayvan pazarı” kaynaklı olacak.” Anlaşılacağı üzere, bu sapasağlam öngörünün temeli ne astrolojinin yıldız haritası ne de kahinlerin kristal küresiydi.
https://www.birgun.net/haber/pandemide-bir-yilin-yaniti-belli-sorulari-337433



İLİŞKİLİ İÇERİK

KORONA GÜNLÜĞÜ 17 TEMMUZ 2021

Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, hayatını kaybediyor! Sosyal cinayete dönüşen ...