BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / ARŞİV / KORONA 7 GÜNLÜK 18-24 OCAK

KORONA 7 GÜNLÜK 18-24 OCAK

ATA SOYER SPO'DAN
Ulus devletlere bölünmüş dünyada, risk grupları da ulusların kendi içinde tanımlanıyor. Merkezi kapitalist ülkeler vatandaşlarını birden fazla kere aşılayacak miktarda aşıyı satın alıp aşının teslimat durumuna göre risk gruplarına öncelik tanıyor. Dünyanın daha büyük çoğunluğunu oluşturan yoksul risk grupları ise en iyi senaryoda 2021’in sonunda ilk defa aşı olabilecek. Öyle ki bu durum önce DSÖ tarafınca kınandı ve aşı milliyetçiliği olarak nitelendi, ardından Pfizer söz konusu “zengin” ülkelere aşı teslimatını yavaşlatacağını açıkladı. Zira bu durum adaletsizliğin ötesinde beceriksizliğin de bir göstergesi. Virüsün tabiatı gereği herhangi bir sınırı tanımadığı ve bu sınırların hiçbir şekilde kontrol altında tutulamayacağını salgın başladığında tecrübe etmiştik. Dolayısıyla aşı yoluyla yalnızca belli ülkelerde toplumsal bağışıklığın kazanılabilmesi ihtimali yok mertebesindedir.

Sermaye ve devletlerin kendi kollektif çıkarlarını koruması adına kurduğu kurumlara bir süredir duyduğu güvensizlik, salgının yarattığı krizi daha da derinleştirecek gibi duruyor. 20 Aralık günlüğünde Rand Corporation’un sermayenin gözünden salgının potansiyel ekonomik etkilerine dair hazırladığı bir raporu paylaşmıştık. Rapora göre aşının hiç üretilemediği veya yalnızca aşıyı üreten ülkelerin kullanabildiği durumlarda dünya ekonomisi korkunç zararlara girecekken, yoksul ülkelerin aşıya erişimlerinin sınırlı kalmasının tolere edilebilir bir ekonomik zarar bırakacağı öngörülüyor. Her ne kadar rapor, onun da telafi edilmesi gerektiğini ve yoksul ülkelere de aşı sağlanması gerektiğini öne sürse de durumun öyle olmayabileceğini tahmin edebiliyoruz. Yani ciddi kaynaklar kullanılarak yapılan analizlerin bir kısmı, şimdiki kanıtlar hep aksini göstermiş olsa da, dar bölgelerde, kısa süreli uygulandığında işe yarayabilecek izolasyon önlemlerinin dünya çapında geniş alanlarda uygulanabileceğini, bugünün dünyasının aşılılar veya aşısızlar diye ikiye bölünebileceğini iddia ediyor. Bize hiç gerçekçi gelmese de, bu yönlü bir planın alıcılarının olduğu açıkça görülüyor. Bu planın alıcıları, çok muhtemelen salgının yarattığı krizi daha da içinden çıkılamaz bir hale getirecekler.

Tabi tüm bu tartışmayı mümkün kılan şey üretilmiş aşıların etkilerinin uzun süreli sebat etmesi. Enfeksiyonun kendisini geçirmenin dahi yarattığı bağışıklığın aylar ile sınırlı olduğu biliniyor. Aşıların bu konudaki performanslarının ne olacağına dair bir veri henüz hiç kimsede yok.

Peki ne yapmalı? En azından aşı konusunda, “entellektüel mülkiyet hakları” denen şeyi mahkum etmekle başlanabilir. Aşı çalışmalarının büyük bir çoğunluğu (ne kadarı olduğunu net olarak bilemiyoruz) kamu eliyle finanse edilmiş olmasına rağmen, aşıları üreten şirketler (ve bazı ülkelerde devlet kurumları) entellektüel mülkiyet hakkına dayanarak nasıl bu aşıyı ürettiklerinin bilgisini paylaşmayacaklarını beyan ediyorlar. Buna karşı alınacak ahlaki bir tutum, verilecek mücadele en geniş kesimlere ulaşabilir. Bilginin toplumsallaşmasını sağlayabilmek üretimin de toplumsallaşabilmesini sağlamanın ilk adımı olabilir. Elbette bunun nihai bir çözüm olmadığının farkında olmamız gerekir. Elbette insanlığa ayak bağı olan küresel sermaye ve dünyanın ulus-devletlere bölünmüşlüğüne karşı yerel ve evrensel planda aşı adaleti üzerinden eşitliği ve dayanışmayı önceleyen, sömürü ve tahakküm ilişkilerini parçalamayı önüne koyan, ezilenlerin özgücüne dayanan organizasyonlara olan ihtiyaç birincil önemdedir. Fakat bir yerden başlamak gerekir. Sesimizin ulaştığı herkese çağrımızdır.

SİYASAL VE EKOLOJİK SAĞLIK

  • İmralı Yüksek Güvenlikli F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 21 yıldır tutulan PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin sonlandırılması ve artan hak ihlallerini protesto etmek amacıyla cezaevlerinde başlatılan süresiz dönüşümlü açlık grevi eylemi, 59’uncu gününde devam ediyor.
  • Van’da Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD), Tutuklu Hükümlü Aileleri Yardımlaşma Derneği (TUHAY-DER), İnsan Hakları Derneği (İHD), Van Barosu, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (THİV) Temsilciliği, Sağlık ve Sosyal Emekçileri Sendikası (SES) ile Van-Hakkari Tabip Odası temsilcileri ve KESK in katılımıyla Açlık Grevlerini İzleme Koordinasyonu kuruldu. Kurul yaptığı basın açıklaması ile İmralı tecridinin kaldırılması ve cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerinin sona ermesi için bir an önce adım atılması çağrısında bulundu
  • Cezaevlerinde devam eden açlık grevi eylemlerine dikkat çekmek amacıyla kimi pankartların asıldığı Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İstanbul’daki ilçe örgütü binalarına polis baskınları yapıldı. Baskınlarda parti binalarına asılan “Açlık grevlerine ses ver” ve “Tecridin kaldırılması, hak ihlallerinin son bulması, hasta tutsakların serbest bırakılması, çıplak aramanın son bulması için açlık grevinde olan tutsakların talepleri kabul edilsin” yazılı pankartlara el konuldu.,
  • Cezaevlerinde yaşanan hak ihlallerini ve tutukluların sürdürdüğü açlık grevi eylemini değerlendiren Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu son 5 yıl içerisinde 200 civarında yeni cezaevi yapıldığını ve hala inşa edilmeye devam edildiğini söyleyerek ülkede fabrikadan çok cezaevi yapıldığını ifade etti. Cezaevlerinde kötü muamele, darp, çıplak arama ve ayakta sayım dayatmalarında bulunulduğunu belirten Gergerlioğlu, şunları söyledi: “Siyasi tutsaklara ayakta sayımla, ‘terbiye etme’ tavrı var. Buna karşı çıkıldığında ise kamerasız ortamlarda darp ediliyorlar. Cezaevlerinde çıplak arama bir gerçek ama devlet bunu örtmeye çalışıyor. Biz de bu durumun var olduğunu ısrarla söylüyoruz. Kadınlardan bu konuda çok başvuru aldık. Adet günlerinde ped kontrolü, çocukların bezlerinin bile aranmasına kadar varan son derece rahatsız edici örnekleri biliyoruz. Bu durum tutsak yakınlarına da bir baskı, onur kırma aracı olarak kullanılıyor. Meclis insan hakları heyetiyle yaptığımız cezaevi ziyaretlerinde tutsaklar darp ve çıplak aramadan şikayetçi idi ve bunlar raporlara girdi.”
  • Antep H Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan Ömer Levent, 4 Ocak’ta istemi dışında Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi. Cezaevi girişinde çıplak arama dayatmasını kabul etmeyen Levent, gardiyanlar tarafından darp edildi. Yaşanan ihlalleri haftalık telefon görüşmesinde ailesine aktaran Levent, cezaevi girişinde insanlık onuruna yakışmayan çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını söyledi.
  • Gazeteci Hrant Dink katledilişinin 14. yıl dönümünde anıldı. Her yıl,  Agos gazetesi önünde yapılan anma töreni bu yıl salgın nedeniyle sanal ortamda gerçekleşti. Dünyanın her yerinden Hrant’ın Arkadaşları, “Buradasın Ahparig” yazan pankartlarını Hrant Dink’in öldürüldüğü yere bıraktı. Agos gazetesi önünde sadece ailesinin katıldığı sembolik anma töreninde Rakel Dink bir konuşma yaptı. Konuşmasında  “Basitçe söyleyelim, Hrant’ı FETÖ öldürdü demek, “ben yapmadım elim yaptı” demektir. Hrant’ı Ergenekon öldürmüş demek, “ben yapmadım ayağım yaptı” demektir. Yıllarca dilinle bağıra bağıra, ayağınla yürüyerek buraya geldin. Ve silahı iki elinle tutup tetiği çektin. Çutağımı öldürdün. Sen ayağın, sen elin, sen dilin değilsen nesin? 14 yıldır görevini layığıyla yaptığını kanıtlamaya çalışan onca inkârcının, sanıkların ve tanıkların arkasında bir garip devlet görüntüsü var. Katil olmadığını kanıtlamak için adeta aptal olduğunu kanıtlamaya çalışan bir devlet… Bırakın hangi duvar, hangi bina yıkılırsa yıkılsın. Bu halk bundan iyisini inşa edecektir. İnşa edemeyecekse zaten harabedir” ifadeleri yer aldı.
  • Umut Vakfı, “Türkiye’de silahlı şiddet haritası” başlığıyla hazırladığı 2020 yılı raporunun sonuçlarını açıkladı. Koronavirüs (Covid-19) salgınının bile şiddeti durduramadığına yer verilen raporda, silahlı şiddetin bir önceki yılı aratmadığına dikkat çekildi. Raporda 2020 yılı içinde yaşanan 3 bin 682 silahlı şiddet vakasının yüzde 85’inin ateşli silahlarla gerçekleştiği ve bu olaylarda 2 bin 40 kişinin öldüğü, 3 bin 688 kişinin de yaralandığı belirtildi.
  • Üniversiteliler İstanbul, İzmir ve Adana’da eş zamanlı eylemdeydi. Kayyum rektörlere karşı üniversiteliler ortak basın açıklaması yaparak taleplerini sıraladılar. “Kabul etmiyoruz! Vazgeçmiyoruz” başlıklı metinde `;Üniversite bileşenlerinin karar alma mekanizmalarına dahil edilmediği, sesi çıkan öğrencilerin disiplin soruşturmalarıyla cezalandırıldığı, bilimsellikten uzak kararlarını akademiye dayatan darbe mahsulü YÖK tarafından domine edilen mevcut üniversite yapısını kabul etmiyoruz! Kayyumların, yarattıkları baskı ortamının sonunu getirmek için; demokratik, özgür üniversitenin inşası için YÖK kapatılmalıdır! Biz üniversitelerin öznesi öğrenciler, hakkımızda alınan kararları ne kayyumun ne de siyasi iktidarın eline bırakacağız. Üniversitelerin AKP teşkilatlarına dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Bu nedenle kampüslerde, meydanlarda günlerdir şunu haykırıyoruz: Tüm üniversitelerdeki kayyum rektörler istifa etmelidir! Üniversitelerin yönetimi seçimler yolu ile tüm üniversite bileşenleri tarafından belirlenmelidir” İfadeleri yer aldı.
  • Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) kısa ve uzun vadeli riskleri tespit etmek üzere hazırladığı Küresel Riskler Raporu 2021 yayımlandı. Raporda, 841 küresel uzman ve karar alıcıdan, 2021’e ilişkin endişelerini olasılık ve etki açısından sıralamaları istendi. Katılımcılar, kısa vadeli (2 yıl) en büyük risklerin, Covid-19 gibi salgın hastalıklar ve salgının ekonomik etkisiyle geçim krizi olduğunu belirtti.
  • Pandemide tazminatsız işten çıkartmalar arttı…Koronavirüs salgınının ekonomik etkilerini azaltmak için ilk olarak 17 Nisan 2020’de ilan edilen işten çıkarma yasağı, 17 Ocak 2021’den itibaren iki ay daha uzatıldı. Ancak yasakta istisna kapsamında tutulan İş Kanunu’nun “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” başlıklı maddesi, son dönemde işverenin işçileri işten çıkarma yöntemi haline geldi. Birleşik Metal-İş Sendikası Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, “Şu anda işverenlere verilmiş iki silah var. Ücretsiz izin ve kod 29’dan tazminatsız çıkışlar… Her iki silahı da işveren pandemi dönemi içerisinde çok vahşice kullanıyor” dedi. Serdaroğlu, üyelerinin bulunduğu işyerlerinde 200’e yakın işçinin 25/2 maddesi kapsamında tazminatsız işten çıkarıldıklarını dile getirdi. 5/2 maddesinde belirtilen ahlaka aykırı fiiller arasında işyerinde çalışan bir işçiye cinsel tacizde bulunmak, işyerine sarhoş ya da uyuşturucu madde alarak gelmek, hırsızlık yapmak gibi yüz kızartıcı suçlar bulunuyor. Serdaroğlu, tazminatsız olarak çıkarılanların büyük bir bölümünün sendikalaşma nedeniyle çıkarılan işçiler olduğunu söyleyerek, işçilerin haksız yere işten çıkarıldığını ispat etmek için uzun bir dönem mahkemelerde uğraştıklarını dile getirdi.
  •  Şehir hastanelerine 4 yılda ödenen parayla 63 devlet hastanesi yapılabilirdi. Cumhurbaşkanlığı 2021 Yılı Yatırım Programı yayımlandı. Programda Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yapılan 13 şehir hastanesinin yalnızca kira bedelleri için 2017-2021 yılları arasında 21 milyar 794 milyon Türk Lirası ayrıldığı ortaya çıktı. Konuyu değerlendiren CHP Balıkesir Milletvekili Op. Dr. Fikret Şahin, “4 yılda KÖİ modeliyle yapılan 13 şehir hastanesinin sadece kira bedelleri için 21 milyar liradan fazla bir ödenek ayrılmıştır. 2021 yılı programında Balıkesir’e yapılması planlanan 400 yataklı Balıkesir Devlet Hastanesi’nin yatak başı maliyetinin 695 bin TL olduğu göz önünde bulundurulduğunda, 4 yılda 13 şehir hastanesinin sadece kira ödemelerine ayrılan parayla 500 yataklı en az 63 devlet hastanesi yapabilirdik. Böylece elimizde tam 31 bin 358 hastane yatağı olurdu” dedi. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) modeliyle yapılan 13 şehir hastanesinin ise yalnızca 17 bin 509 yatak kapasitesine sahip olduğunu anımsatan CHP’li Şahin, “Eğer Sağlık Bakanlığı, 21 milyar TL’yi devlet hastanesi yapımında harcasaydı, hem elimizde daha fazla yatak olacaktı hem de Covid-19 pandemisiyle çok daha etkin bir şekilde mücadele etmiş olacaktık” ifadelerini kullandı.
  • Rekabet Kurumu, Roche ve Novartis isimli ilaç şirketlerine toplamda 278 milyon lira idari para cezası verdi.Rekabet Kurumu’ndan karar dair yapılan açıklamada, söz konusu şirketlerin göz hastalıklarında uygulanan Altuzan ve Lucentis ilaçlarından, daha pahalı Lucentis’in kullanımını yaygınlaştırmak amacıyla kanunu ihlal edip etmediklerinin araştırıldığı belirtildi.Kurumdan yapılan açıklamada, araştırma sonucunda şirketlerin Rekabetin Korunması Hakkındaki Kanun’un ‘rekabeti engelleme, bozma ve kısıtlama yasağı’nı içeren maddesini ihlal ettiğinin belirlendiği ifade edildi.
  • Kuraklık ve pandemi nedeniyle zor günler geçiren Afrika ülkesi Madagaskar’da 1,4 milyon insan açlık çekiyor. Ülkedeki gıda güvensizliği göç dalgasına neden olmuş durumda. Afrika ülkesi Madagaskar’ın güneyinde son üç yıldır etkili olan kuraklık ciddi açlık tehdidi oluşturuyor. Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Gıda Programı (WFP) yetkililerine göre, ülkenin özellikle güneyinde etkili olan açlık tehlikesi nedeniyle 1 milyon 350 bin kişi gıda güvensizliğiyle karşı karşıya ve insanlar yaşadıkları yerleri terk etmeye başladı.
  • Kazdağları’nda metalik madencilik projelerine karşı yıllardır yapılan mücadele sonucu projelerin çoğu durduruldu. Kazdağları Dayanışması, “Kirazlı’da ekolojik rehabilitasyon istiyoruz” başlığıyla yazılı bir açıklama yayımladı. Bölgede herhangi bir rehabilitasyon çalışması göremediklerini belirten Kazdağları Dayanışması’nın açıklaması şu şekilde sonlandı: “Alamos Gold (Doğu Biga Madencilik A.Ş.’nin) tüm iş makinaları ve personeli ile birlikte alandan acilen tahliye edilmesini, Kirazlı Altın ve Gümüş Madeni Proje alanının maden alanı statüsünden çıkartılarak en kısa zamanda ekolojik ve bilimsel yöntemlerle rehabilite edilmesini ve bu sürecin şeffaf bir şekilde yürütülmesini istiyoruz. Konunun takipçisi olmaya devam edeceğiz. Mücadelenin başarılı olmasında ve bu aşamaya gelmesinde emeği geçen tüm yaşam savunucusu örgütlere, kurumlara, bireylere, mücadeleyi destekleyen herkese bir kez daha çok teşekkür ederiz”.
  • İran Sağlık Bakanlığı Hava Sağlığı ve İklim Değişikliği Daire Başkanı Dr. Abbas Şahsuni, hava kirliliği kaynaklı hastalıkların neden olduğu ölüm oranına ilişkin açıklamalarda bulundu. Şahsuni, “İran’da PM 2.5 mikron hava kirliliği, yılda 41 bin 700 kişinin erken ölümüne neden oluyor” dedi. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun “Kara Rapor 2020: Hava Kirliliği ve Sağlık Etkileri” çalışmasına göre; Türkiye’de hava kirliliği DSÖ kılavuz değerine indirilseydi, 2019’da tüm ölümlerin yüzde 7.9’u (31 bin 476 ölüm) ve 2018’deki tüm ölümlerin yüzde 12.13’ü (45 bin 398 ölüm) önlenebilirdi. Rapor üç yıldır Türkiye’de hava kirliliğinin trafik kazalarına kıyasla 6 kat daha fazla can aldığını ortaya koyuyor. Fabrika atıklarının önlenmemesi, fabrikalara filtre takılmaması, petrol ile çalışan araçlar, santraller kirliliğin esas nedenlerinden.
  • Mersin Akkuyu’daki nükleer santral inşaatında meydana gelen patlamada çevredeki bir çok yaşam alanı etkilendi. Konuya ilişkin açıklama yapan Ekoloji Birliği, Akkuyu nükleer santralı inşaatının acilen durdurulmasını istedi. Nükleer santrallerde tehlike işaretleri artmaya başladığını ekleyen ekoloji Birliği’nin açıklamasının devamında şunlar yer aldı: ”Temelinde çıkan çatlaktan sonra patlatılan dinamitler nedeniyle bölge halkının yaşadığı sıkıtılar, nükleer santral çalışmalarından vaz geçilmesinin de bir işareti olmalı …Nükleer santraller varlığını sürdükçe tehdit olmaya devam edecektir. Çernobil patlaması Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının toplamından 200 kat fazla radyasyon etkisi gösterirken, Ukrayna’da 18 bin kilometre kare tarım alanı ve 35 bin kilometre kare ormanlık alan kirlendi. Bu gerçekler somut olarak bilinirken nükleer santrallerden bir an önce vazgeçilmelidir.
  • Her geçen gün sulak tarım alanlarının yok edildiğine dikkati çeken Ekolojist Ertuğrul Barka, “Türkiye, ekolojik politikaları olmayan uygulamaları sürdürdüğü sürece bizi gerçekten ekolojik bir yıkım bekliyor” dedi.Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2020 yılı kuraklık haritalarında, Türkiye’nin önemli bölümünün yağış almadığı ve son 3 ile 6 aylık dönemde de “olağanüstü ve şiddetli kuraklık” yaşandığı görülüyor. Küresel ısınma, su kaynaklarının azalması, çölleşme, doğal yaşam alanlarının yok edilmesi gibi durumlar da düşünüldüğünde tehlikenin boyutları daha da artıyor.  Önemli değerlendirmelerde bulunan Ekolojist Ertuğrul Barka, ekolojik dengenin bozulması, küresel ısınmaya bağlı kar ve yağmur yağışlarında yaşanan meteorolojik kuraklık tehlikesine dikkat çekti.

Kuraklık politikalarını NASA da gördü! /Önder Algedik

NASA’nın gördüğünü biz aslında her gün kentte gezen hafriyat kamyonu, iş makinesi, beton mikseri ile görüyoruz. Kırda da görüyoruz. NASA’nın gördüğünü Meteoroloji Genel Müdürlüğü sayfasında görüyoruz. Herkesin gördüğünü onlar göremiyorlar.

Dökülen her asfalt ve beton kurutur. Çünkü suyun toprakla buluşmasını engeller, sızmasına izin vermez. Türkiye son 18 yılda yarım milyar ton asfalt, 1 milyar ton çimento döktü. Bu kadar asfalt ve beton ile Marmara denizini on santimetre kalınlığında asfalt ve beton ile kaplarsınız. O kadar kaplarsanız sadece toprağı değil, yeraltını da kurutursunuz.

Türkiye, inşaat sektörü için her yıl yüzlerce milyon ton taş, çakıl, mıcır, çimento kilini doğadan çekti. Her maden (özellikle taş ve mermer madenciliği) yeraltını besleyen o kaya çatlaklarının yok olması, suyun süzülememesi demek. Bunu ben değil Devlet Su İşleri (DSİ) diyor. DSİ’nin “Akiferler üzerindeki diğer etkilere göre en tehlikeli olan tehdit ise malzeme ocaklarıdır” itirafı kadar acı bir itiraf var mıdır? Şimdi neden taş ve maden ocakları kapatılsın dediğimizi anladınız mı?

https://www.gazeteduvar.com.tr/kuraklik-politikalarini-nasa-da-gordu-makale-1510728

 

MEVCUT DURUM - SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SAĞLIĞI
  • Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, hayatını kaybediyor! Pandeminin başlangıcından bugüne 356 sağlık emekçisi doğrudan Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.
  • Covid-19 pandemisi çok görülmeye, çok öldürmeye ve yaşamı altüst etmeye devam ediyor. Toplam vaka sayısı 100 milyona, hayatını kaybedenlerin sayısı 2 milyon 130 bine dayandı. Covid-19 vakalarının 29.2 milyonu Kuzey Amerika’ya, 28.9 milyonu Avrupa’ya, 22.5 milyonu Asya’ya, 15.2 milyonu Güney Amerika’ya ve 3.4 milyonu Afrika kıtasına ait. Covid-19’a bağlı ölümlerde kıtaların sıralaması degişiyor: Avrupa (662 bin), Kuzey Amerika (617 bin), Güney Amerika (401 bin), Asya (363 bin) ve Afrika (85 bin). Ölümlerin en çok görüldüğü ülkeler: ABD (428 bin), Brezilya (216 bin), Hindistan (153 bin) ve Meksika (148 bin).
  • Dünya genelinde son 24 saatte yeni vaka sayısı 575 bin 620 kişi, bir günde yaşanan ölüm sayısı ise 13 bin 848 kişi oldu. Günlük vaka bildirimin yüksek olduğu ülkeler şunlar: ABD (172.9 bin), Brezilya (61.1 bin), İngiltere (33.6 bin), Fransa (23.9 bin), Meksika (21 bin), Rusya (20.9 bin), Kolombiya (15.6 bin), Portekiz (15.3 bin), Hindistan (14.9 bin), İtalya (13.3 bin), Almanya (12.4 bin), Güney Afrika (12.3 bin) ve Endonezya (12.2 bin). Hafta sonu bildirim yapmayan ülkeler (İspanya gibi), test yaptırmada güçlükler ve sağlık hizmetine erişim ile sıkıntılar yeni vaka sayısının oldugundan daha düşük görülmesine yol açtıgını hatırlatıyoruz.
  • Türkiye’de Covid-19 salgını hala kontrol altına alınmadı. Son 24 saatte 5 bin 856 kişide Covid-19 pozitifligi saptandı. Böylece toplam vaka sayısı ise 2 milyon 424 bin geçti. Ölümler ise hala ciddi düzeyde. Son 24 saatte 144 kişi Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti. Toplam can kaybı 24 bin 789 kişi. Turkuaz tabloda eleştirilere rağmen ısrarla yer verilen yeni hasta sayısı 723 kişiye indi. Günlük test sayısında 153 bin civaronda. Turkuaz tabloda aktif hasta sayısı yer almıyor. Günlük olarak aktif hasta sayısını Worldmeters’dan paylaşmaya devam ediyoruz.
  • Worldmeters’a göre Türkiye’de aktif hasta sayısı hala yüksek. 23 Ocak itibarıyla 97 bin 534 aktif hastaya sahibiz. Bu hastalar bulaştırma potansiyelinin çok yüksek oldugunu gösteriyor. Ağır hasta sayısı iki binin altına indi, bununla birlikte 1,962 ağır hastaya sahibiz. Aktif hastaların içinde ağır hastaların payı hala oldukça yüksek! Halen %2 olan ağır hasta oranı hala dünya ortalamasının (%0.4) beş katı! Yüksek ölüm hızının yüksek ağır hasta oranı ile ilişkili olduğunu tekrar tekrar hatırlatıyoruz.
  • İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, kentte 1.5 ay öncesinde günlük 5 bin olan vaka sayısının sıkı tedbirler sonucu 200-300’e indiğini belirterek Sağlık Bakanlığı’na “Tedbirleri gevşetmeyin” uyarısı yaptı. İzmir’de bir buçuk ay öncesinde günlük 5 bin olan vaka sayısının 200-300 civarına indiğini belirten Çamlı, “Yüz testten 35-36’sı pozitif çıkarken şimdi yüzde 8-10 aralığında. Korona virüsü testi için başvuranların sayısı ve hastaneye yatış oranı da azaldı. Ciddi düşüş olduğu görülüyor. Gerek alınan tedbirler gerekse gerçek verilen paylaşılması ile farkındalık gelişti. Vatandaşlar rehavetten kurtularak gönüllü karantinaya başladı. Başarı hikayesi anlatmaktan vazgeçerek gerçek sayıları verip geç de olsa doğruyu buldular” dedi.
  • Lice’nin Dernek Mahallesi, mutasyona uğrayan koronavirüs vakası tespit edildiği gerekçesiyle karantinaya alındı.
  • Pandemi koşulları dahi sağlıktaki şiddeti engellemiyor. Son iki günde Cizre Devlet Hastanesi, İzmir Torbalı ve İstanbul’da 3 sağlık emekçisi saldırıya maruz kaldı.
  • Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, yarıyıl tatilinde oluşabilecek şehirlerarası insan hareketliliği konusunda uyarılarda bulunarak, “Okul tatili süresinde şehirler arasında insan hareketliliği olursa, aynen Kurban Bayramı’nda olduğu gibi, bir dalgaya neden olabilir. Nasıl ki Kurban Bayramı’nda yaşanan insan hareketliliği, onu takip eden 1-2 ay içerisinde ciddi bir vaka artışıyla sonuçlandı, bu tatilde de buna dikkat etmezsek, aynı sonuçla karşılaşabiliriz” dedi.
  • Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Levent Akın, Lokanta ve kafelerin açılmasıyla ilgili dünyada olmadığı gibi ülkemizde de özel bir kriter yok. Sadece okullar için bazı kriterler var. En önem verdiğimiz şey, yüksek miktarda aşının kullanılması ve toplumun güvenliği. Bulunduğumuz durum ağustos ayındaki gibi bile değil. O dönemde hasta sayısı 200’lerde giderken, kurallar hafiflediğinde vaka sayısı 10 binlere geldi. Lokanta ve kafelerin açılması ancak testte pozitiflik oranları yüzde birin altına düştüğünde gözden geçirilmeli. Tabii toplumun 15 milyonunun aşılanmasının da büyük önemi var. Bunlara kesinlikle uyulması gerekiyor.” dedi.
  • Toplum Bilimleri Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan, sokağa çıkma kısıtlamalarının gevşetilebilmes ve restoranların açılması için vakaların binli sayılara düşmesi gerektiğini belirtti. Prof. Dr. İlhan kısıtlamaların gevşetilmesiyle ilgili olası seçenekleri şöyle değerlendirdi: “Öncelikli olarak belki hafta içi kısıtlamaları biraz ileri çekilebilir yani hafta içi 00.00’a çekilebilir. Hafta sonu kısıtlamaları başlangıçta kalkmayabilir, sonra hafta sonu kısıtlamaları akşam saatleri olabilir, belki hafta sonu bir gün kısıtlama söz konusu olur.”
  • İngiltere’de yoğun bakım ünitelerindeki doluluk oranı artıyor. Solunum cihazına bağlanan Covid-19 hastalarının sayısı da artıyor. Salgının başından bu yana sayı ilk kez 4 bini geçti,
  • Almanya’nın koronavirüsü salgınında yüksek risk bölgesi olarak sınıflandırdığı ülke sayısı 20’yi geçti. Türkiye’nin normal risk bölgesi kategorisinde yer aldığı listede, ABD, İsrail, Portekiz, İspanya ve Mısır yüksek risk bölgeleri arasına dahil edildi.
  • Japonya, milyar dolarlar harcanan ve 2020’de Covid-19 nedeniyle ertelenen Tokyo Olimpiyatlarını “seyircisiz” düzenleme ihtimalini değerlendiriyor. 24 Temmuz-9 Ağustos 2020’de yapılması planlanan ve salgın nedeniyle ertelenen Tokyo Olimpiyat Oyunları’nın, 23 Temmuz-8 Ağustos 2021’de düzenlenmesi kararlaştırılmıştı. ABD’li akademisyen Jules Boykoff, Times’a daha önce verdiği bir röportajda “2021’de Tokyo Olimpiyatları’nı hayata geçirmeye uğraşmak gerçekten bir ölüm kalım meselesi. İnsanlık için asli bir hizmeti yerine getirmeyen, hiçbir zorunluluğu olmayan bir spor olayından bahsediyoruz ve buna kamu sağlığını dahil ederseniz hesaplar bir anda karışabilir” ifadelerini kullanmıştı.
  • Prof. Dr. Ender Kazazoğlu, “Pandemi döneminde hastalar hastaneye gitmediği için birçok diş problemiyle karşılaşıyor. Diş sıkması, diş etlerinde ortaya çıkan kanamalar ve diş kırıkları pandemi döneminde en çok artan sorunlar. Bu süreçte koronavirüse karşı olan tutumumuz değişmezse gelecekte dişsiz kalacağız” dedi. Kazazoğlu, “Koronavirüs sürecinde ABD’de yapılan bir ankette hastaların şu anda yüzde 20’si aktif olarak diş hekimine gittiğini, yüzde 60 ise gerektiğinde diş hekimine gideceğini yüzde 20 ise aşı veya ilaç bulunmadan asla gitmeyeceğini söylemiş. Türkiye’de de durum aynı şekildedir. Türk hekimler koronavirüs sürecinde diş tedavisine gelen hasta sayılarının yüzde 60 azaldığını söylüyor. Özellikle pandemi döneminde yaşlı hastaların diş tedavisini ihmal etme oranı yüzde 90’ları bulmakta” diye konuştu.
  • Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yeliz Tanrıverdi Çaycı, “Biz yaptığımız çalışmada gördük ki maskenin üzerine kolonya döktükten bir süre sonra örnek aldığımız zaman bakteriler yoğun bir şekilde üreyebilmekte. Bu nedenle maskelerinize kolonya veya herhangi bir antiseptik madde döküp sonrasında kullanmayın. Bu maskeler tek kullanım için uygundur. Islandığı, nemlendiği veya kirlendiğini düşündüğünüz zaman lütfen yenisi ile değiştirin” dedi.
  • Küba’nın koronavirüse karşı geliştirdiği Soberana 02 aşısından bu yıl sonuna dek 100 milyon doz üretmeyi planladığı açıklandı. Aşının geliştirildiği Finlay Enstitüsü Direktörü Vicente Vérez dün merkezin laboratuvarlarını gezen bir grup gazeteciye yaptığı açıklamada “Üretim kapasitelerimizi yeniden organize ediyoruz çünkü gerçekten aşı için çok yüksek bir talep var ve kendimizi buna hazırlamalıyız” dedi. Finlay Enstitüsü koronavirüse karşı iki aşı geliştiriyor: Soberana 02 ve Soberana 01. Soberana 01 aşısı araştırmaları henüz daha erken fazda devam ediyor. Küba’nın diğer biyoteknoloji merkezlerinde de koronavirüse karşı Abdala ve Mambisa adlı aşı adayları geliştiriliyor.
  • Aşı Küba’da ücretsiz ve gönüllü olarak yapılacak. Vérez gazetecilerin diğer ülkelere aşı satışıyla ilgili sorusuna ise “Küba’nın aşının satılmasıyla ilgili stratejisi şunların bir bileşkesinden oluşur: İnsanlık, sağlığa etkisi, ülkemiz için aşı ve ilaç üretimini sürdürecek sistemin ihtiyacı” diye yanıt verdi.
  • Genel Sağlık Sigortası (GSS) kapsamında olup primlerini zamanında ödeyemeyen ve borçlu duruma düşen milyonlarca yurttaş, artık devletin sunduğu sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. 2020 yılı başlarında yayımlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile GSS borcu bulunan yaklaşık 6 milyon yurttaşın Sağlık Bakanlığı’na bağlı hastaneler ile kamu üniversite hastanelerinde sunulan sağlık hizmetlerinden yılsonuna kadar yararlanabilmesinin önü açılmıştı. Bu süre 31 Aralık’ta sona erdi. Süre bitince de Ağustos 2020 öncesine ait kesinleşmiş tüm prim borçları otomatik olarak yeniden yapılandırıldı; ancak sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için koşul getirildi. Buna göre, borcunu yapılandıranlardan ancak ilk taksiti ödeyenler ve cari dönemde 60 günden fazla borçları olmayanlar ile bu yurttaşların bakmakla yükümlü oldukları kişiler sağlık hizmetlerinden yararlanabilecek.
  • Britanya Ulusal İstatistik Kurumu’nun, University College London ve Leicester Üniversitesi ile yaptığı araştırmaya göre Covid-19’u atlatanların yüzde 30’u, taburcu edilmelerini izleyen ilk beş ay içinde solunum yolu rahatsızlıkları ve kardiyovasküler sorunlar nedeniyle hastaneye kaldırıldı. Araştırmanın bulguları henüz hakemli dergide yayınlanmazken tekrar hastaneye kaldırılma riski en yüksek grubu, yaşlılar ile Afrika-Asya kökenlilerin oluşturduğuna dikkat çekildi.
  • Kuzey Ve Doğu Suriye Sağlık Komiştesi, Qamışlo Kalp ve Göz Hastalıkları Hastanesinde kalp ameliyatı bölümünü açtı. Hastane yönetimi bölgede yapacakları ilk açık kalp ameliyatı için hazırlıkların tamamlandığını belirtti.

  

TOPLUMSAL MÜCADELE-SAĞLIK MUHALEFETİ
  • SES öncülüğünde planlanan Maskeler Konuşuyor Programımızın 2. Haftasında sağlık emekçileri Özlük Haklarımız İçin Mücadeleye Devam! Diyerek eylem ve etkinliklerini sürdürdü. Birçok ilde sağlık emek ve meslek örgütleri ile birlikte eylemler yapılırken, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi önünde eylem yapılmasına izin vermeyen polis SES Ankara Şubesi, Ankara Tabip Odası ve Dev Sağlık-İş ten çok sayıda üyeyi gözaltına aldı. Gözaltılara tepki gösteren Şehir Hastanesi sağlık emekçilerinin alkışlı protestosu da engellemeyle karşılaştı.

Sağlık emekçilerinin program kapsamında ifade ettiği özlük haklarına ilişkin talepler şöyle:

  1. Söz verdiğiniz gibi 3600 ek göstergemiz verilsin,
  2. Yıpranma payından fiili çalışma şartı kaldırılsın, yıpranma payı (fiili hizmet zammı) geçmiş yıllar da dahil ve 5 yıla 1 yıl olmak üzere bütün emekçileri kapsasın,
  3. Çalışma koşullarımız düzeltilsin, iş yükümüz azaltılsın, uzun çalışma saatleri kısaltılsın
  4. Her işyerine 7/24 ücretsiz kreş sağlansın,
  5. EYT sorunu bir an önce çözülsün,
  6. Sağlıkta şiddeti ve mobbingi önleyen gerçek tedbirler alınsın,
  7. Covid-19 meslek hastalığı sayılsın,
  8. Sözleşmeli statüde çalışan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri kadroya geçirilsin,
  9. Hemşirelik meslek yasası uygulansın ve diğer sağlık meslek mensupları için kendilerine özgü meslek yasaları çıkarılsın
  10. Analık izni 16 haftadan 24 haftaya çıkartılsın
  11. Giyim yardımı mesleki riske uygun gerçek enflasyon rakamlarıyla ödensin, sağlık ve güvenlik açısından ücretsiz servis sağlansın,
  12. Pandemi ile mücadele eden filyasyon ekiplerinin ve nöbet usulü çalışanların yemek sorunu çözülsün,
  13. Kadrolu ve güvenceli istihdam biçimiyle sağlık emek gücü sayısı artırılsın,
  14. Sosyal hizmetlerde emek gücü artırılsın, çalışma saatleri ve vardiya sistemi düzenlensin,
  15. Haklarında memuriyete engel teşkil edecek kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan ihraç tüm sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.

  • İstanbul Üniversitesi Demokratik Üniversite Girişimi (İÜDÜG), üniversitelerdeki liyakatsız atamalara karşı “Demokratik, özerk ve özgür üniversite” sloganıyla eylem yaptı.İstanbul Üniversitesi ana kapısı önünde yapılan açıklamada, “Kayyuma hayır, üniversite iradesine evet” yazılı pankart açıldı.
  • İki yıl boyunca direnen Somalı maden işçilerinin direnişi kazanım ile sonuçlandı. Haklarını alamayan Soma Kömür A.Ş’ye bağlı çalışan yaklaşık 3500 işçinin 2391’inin alacakları verildi. 1300 maden işçisinin alacakları ise hesaplanarak en kısa zamanda verileceği duyuruldu.
  • Ekmekçioğulları Metal fabrikasında sendikalaştıkları için işten atılan ve fabrika önünde direnişe geçen işçiler, yürüyerek gittikleri Ankara’da tüm engellemelere rağmen Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakan Yardımcısı Ahmet Erdem ile görüştü. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun da katıldığı görüşmede işçileri ve sendika temsilcilerini dinleyen Erdem, gerekli çalışma ve incelemeye başlayacaklarını belirterek, sorunun çözülmesi için elinden geleni yapacağını ifade etti. 
  • Tunus’ta ülkenin ekonomik koşullarının protesto edildiği gösteriler devam ediyor. İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, 632 kişinin gözaltına alındığını duyuruldu. Gözaltına alınan protestocuların çoğunun 15-20 yaşları arasında olduğu aktarıldı. Başkent Tunus’un yanı sıra Kasserine, Gafsa, Susa ve Munastır kentlerinde de gösteriler düzenlendiği bildirildi. Pazartesi günü başkent Tunus’taki Bourguiba Caddesi’nde hükümet binalarının önünde bir araya gelen göstericiler, gözaltına alınanların serbest bırakılmasını talep etti. “Korku yok, korku yok. Sokak halka ait” sloganı atan göstericiler arasında yer alan Sonia isimli üniversite mezunu işsiz bir genç BBC’ye yaptığı açıklamada, sistemi protesto eden herkesin ‘hırsız’ olarak nitelendirildiğini söyledi.
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçiler, yemeklerinden böcek çıkınca yemekhaneyi bastı. İşçiler yemeğin bozuk olması ve içerisinden hamam böceği çıkmasına tepki gösterdi. Durumu protesto eden işçiler “İşte bundan sonra adalet böyle olacak diyerek yemekhanedeki masaları devirdi.
  • Kürt Dil ve Kültür Ağı Sekretaryası’ndan Bawer Berşev, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde sosyal medyada “Ben anadilde eğitim istiyorum” başlıklı kampanya başlatacaklarını ve en az 1 milyon imza hedeflediklerini söyledi.
JİN

İçinden geçtiğimiz hafta, gerek yaşadığımız ülkede gerekse dünyanın geri kalanında eril tahakkümün elinde bulundurduğu iktidar aygıtları yoluyla bedenlerimiz ve emeğimize dönük yürüttüğü saldırılara karşın kadınların itirazlarını yükselttikleri, farklı farklı araçlar kullanarak ancak koşulsuz kadın dayanışmasının gücüyle eşitlik ve özgürlük mücadelesini büyüttükleri haftalardan biri oldu.

Gerek ekolojik gerek toplumsal bütünlüğün, çeşitliliğin reddi ve parçalanması üzerine kurulu eril bir paradigma üzerine yükselen ataerkil kapitalizmin tıpkı kadın bedeni üzerinde olduğu gibi doğa üzerinde de geliştirdiği sınırsız sömürü bugün pandemi ile bir kez daha gördüğümüz üzere içinde yaşadığımız yerkürede varoluşumuzu topyekûn tehdit eden bir noktaya ulaştı.

Sisteme dair uzun süredir yapageldiğimiz tespitlerin başında bir kaos aralığından geçtiğimiz yer alıyor. Erkek egemen sömürü düzeni ve onun yürütücü güçleri kendi çıkışı için krizi fırsat bilerek sömürüyü ve denetimi daha da artırma gayretinde. Mevcut düzenin ana omurgasını ise cinsiyet hiyerarşilerine dayalı tahakküm ilişkileri ve kadınların emeği ve bedeni üzerindeki sömürü oluşturuyor. Tüm ezme ve ezilme ilişkilerini ve sömürüyü doğallaştıran, besleyen kaynak burası. Birbiri ile doğrudan ilişkili olan doğa üzerinde tahakküm, emeğin sömürüsü, halkların ezilmişliği bu kaynaktan beslenerek, meşrulaştırılıyor. Hal böyle olunca tüm erkek egemen iktidar yapılarının mevcut düzeni sürdürmek adına erkek devletten evdeki erkeğe kadar şiddetin her türlü biçimini kullanarak kadınların özgürlük mücadelesine yönelik saldırmasının ardındaki gerçek daha açık görünüyor.

Ancak kadınların dünyanın her yerinde yükselltikleri mücadeleyle verdikleri mesaj da açık, korkunun ecele faydası yok! Cinsiyetçi iş bölümüne ve kadın emeği sömürüsüne karşı evlerden ve iş yerlerinden yükselen mücadele, gerek özel gerekse kamusal alanda kadınların yaşamlarına çizilmeye çalışılan sınırlara karşı üniversite önlerinde yürüyen eylemler, erkek adalet değil gerçek adalet diyerek eril yargının peşini bırakmayan kadınların sesi, dalga dalga dünyaya yayılan taciz ve tecavüzcülerin uykularını kaçıran ifşalar,  bedenlerimizin otonomisini ele geçirmeye dönük mücadele ile her türlü baskıya rağmen terk etmediğimiz sokaklar yanında, geçmişten bu güne yarattığımız kolektif birikimden beslenerek pratiği içinde geliştirdiğimiz teori ve politikalarla ve kadın dayanışmasının gücüyle ataerkil kapitalist düzenin sonunu getirmeye kararlıyız. Bir kez daha altını çizmek gerekirse kadınların özgürleşmesi sürekli olarak pandemiler üreten bu sistemden kurtuluşun ön koşuludur. Unutmayalım ki mevcut pandemi aşı ile atlatılsa bile, erkeklik pandemiden daha öldürücüdür ve aşısı da yoktur…

  • Sınırları Aşan Bir Kürtaj Dayanışması / Ciocia Basia İle Söyleşi /Nilgün Yelpaze – Yonca Bayram

…Ciocia Basia, Polonyalı kadınların, Polonya’da kürtaj hakkına erişimde zorluklar yaşayan kadınlara destek vermek amacıyla bir araya gelmesiyle 2015 yılında ortaya çıktı. 2015 ve öncesinde de kürtaja erişim, ister medikal ile ister cerrahi yollarla gerçekleşsin, PİS (Prawo i Sprawiedliwość-Hukuk ve Adalet Partisi) hükümeti tarafından sınırlandırılmıştı. Ciocia Basia (Basia Teyze) ise başımız sıkıştığında aslında hep yardım istediğimiz ve bizim için hep orda olan bir kadın anlamına geliyor…

https://www.catlakzemin.com/sinirlari-asan-bir-kurtaj-dayanismasi-ciocia-basia-ile-soylesi/


  • Üniversiteli kadınlar ve LGBTİ+’lar “Kadın üniversitesi istemiyoruz” diyerek İzmir’de ve İstanbul’da bir araya geldi. Eylemde kayyum rektör istemediklerini de tuttukları dövizlerle gösterdiler. Yapılan açıklamalarda Bugün, başlattığımız kampanyayla birlikte söylüyoruz: 2021 Kadın Üniversitesini ortaya atanların değil ‘Kadın Üniversitesi İstemiyoruz!’ diyerek isyanı örgütleyenlerin yılı olacak”diyerek Neden kadın üniversitesi istemediklerini anlattılar.
  • Alman Sendikalar Birliğinin (DGB)’nin Kadın ve Eşitlikten Sorumlu Başkanı Elke Hannack  8 Mart 2021’e ilişkin bir çağrı yayınlayarak, sendikaların pandemide sistemin yükünü omuzlarında taşıyan kadınların çıkarlarını daha fazla savunacaklarını açıkladı. Çağrıda Corona Krizinin sistemin devamını sağlayan işlerde çalışmalarına rağmen düşük ücret alan kadınları vurduğu belirtildi. Bu süreçte kadınların ücretsiz izin, kısa süreli çalışma, işten çıkarmalar yoluyla ciddi kayıplara uğradıklarını vurgulayan Hannack  “Ev ve bakım işlerinin büyük bölümünü yüklendikleri için de kısa süreli işlere yöneldiler. Kısacası kadınlar, yüksek sağlık riskleri, artan mali baskı, evdeki ek bakım ve ev işlerinin altında ezildiler. Bu böyle olmak zorunda değil.” Ve pandeminin kadın ve erkekler arasındaki var olan eşitsizlikleri iyice keskinleştirdiği tespitini yaptı.
  • Kadir Has Üniversitesi Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Çalışmaları Araştırma Merkezi tarafından yürütülen ve bu yıl ikincisi düzenlenen “Yasal Ancak Ulaşılabilir Değil: Türkiye’deki Kamu Hastanelerinde Kürtaj Hizmetleri Araştırması”nın 2020 yılı sonuçları açıklandı. Araştırmaya göre Türkiye’nin 56 ilinde devlet hastanelerinde isteğe bağlı kürtaj hizmeti verilmiyor.

Araştırmada, gizli müşteri anketi uygulaması ile toplam 518 kamu hastanesi arandı, bu hastanelerin 295’i ile görüşüldü. Sonuçlar 2016 yılında yapılan araştırma ile karşılaştırıldığında, kürtaj hizmeti sağlayan hastane sayısında ciddi bir düşüşün yaşandığı görüldü. 2016 yılında yapılan aynı araştırmaya göre isteğe bağlı kürtaj hizmeti vermeyen hastane oranı yüzde 12 iken 2020’de bu oran yüzde 54’e yükseldi. Sadece tıbbi zorunluluk halinde kürtaj hizmeti sağlayan hastanelerin oranı 2016’da yüzde 78 iken, bu oranın 2020 yılında yüzde 14’e düşmesi dikkat çekti.

  • Halkların Demokratik Partisi (HDP) Şırnak Milletvekili Nuran İmir Mecliste, pandemi döneminde engelli kadınların yaşadığı sağlık sorunları ile ilgili olarak Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Engellilerin, sorun yaşadıkları en önemli alanlardan birinin sağlık olduğuna dikkat çekilen önergede, “Kendi imkanları ile hastaneye gidemedikleri bir yana hastanelerde engellilere uygun koşullar yok denecek kadar az, örneğin hastanelerde alçalıp yükselen muayene masalarının olmayışı engelli kadınların başkalarına ihtiyaç duymadan muayene olmalarına engel olmaktadır. Benzer şekilde, görme engelli kadınlar için broşürler veya bilgilendirme formları erişilebilir formatlarda büyük punto ya da dijital şekillerde sunulmuyor. Ayrıca, hastanelerde işaret dili bilen doktorların ya da işaret dili tercümanlarının olmaması işitme engelli kadınların mahremiyetinin önündeki en büyük engellerden biridir” denildi.
  • Feminist avukatlar, yeğenini sistematik olarak cinsel istismara maruz bırakan Osman Çur tahliye edilmesi ve Çur’un ailesi tarafından davul ve zurna eşliğinde karşılanmasını twitterden yayınladıkları bir mesajla protesto Mesajda “Tecavüze uğrayan, yüzü kesilen, bedeni yakılan, parça parça edilen, betona gömülen bu ülkenin “yargısı”dır; tecavüzcüyü dışarıda davul zurnayla karşılayanlarsa “aklı”dır, “yönetimi”dir. Sözün bittiği yer! Yan dünya yan… Osman Çur tutuklansın” ifadeleri yer aldı.
  • Eşitlik İçin Kadın Platformu, kadın cinayetlerine tepki göstermek için “cinskırımı” kampanyası başlattı ve kadınlara destek çağrısında bulundu.. Kampanyaya ilişkin yazılı açıklama yapan EŞİK, “Eşitlik için Kadın Platformu olarak bugün itibariyle yeni bir kampanya başlatıyoruz. Kadın cinayetlerini, cins kırımı ve kadına karşı şiddeti önlemek için Meclis’i göreve çağırıyor ve bu konuda sözü olan herkesi de bu kampanyayı desteklemeye çağırıyoruz. Sesimize ses olun, hep birlikte sesimizi Meclis’e duyuralım ve cins kırımı durdurmak için harekete geçelim” dedi.
  • Fransa’da yeni tip korona virüsü (Covid-19) salgınının etkisinin hissedildiği 2020’de yenidoğan sayısında, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülen en düşük artış kaydedildi. Fransa Ulusal İstatistik ve Ekonomik Araştırmalar Enstitüsünün (INSEE) 2020 yılı demografi raporuna göre, ülkede geçen yıl sadece 740 bin bebek dünyaya geldi. 2019’da yüzde 1,86 olan doğum oranı, geçen yıl son 75 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşerek yüzde 1,84 olarak kayıtlara geçti.
YENİ YAŞAM

WhatsApp krizini fırsata çevirme ya da özgür ve güvenli bir iletişim/bilişim mümkün/Diyar Saraçoğlu

Şirketlerin hegemonyasının ötesinde, kâr amacı gütmeyen, verilerimizin gizliliğini ve güvenliğini önemseyen, özgür bir iletişimin aslında mümkün olduğunu göstermesi açısından son günlerde yaşananları olumlu olarak görmek gerekiyor. Kapitalistlerin doğalarına içkin olan krizleri fırsata çevirdiklerini söyleriz hep. Şimdi onların krizini fırsata çevirme sırası bizde.

WhatsApp güvenlik ilkesi güncellemesiyle başlayan tartışma veri gizliliğimiz/güvenliğimiz açısından tehlikeli olsa da hem bir tartışma zemini yaratması hem de insanların iletişim/bilişim dünyasıyla kurduğu ilişkiyi gözden geçirmesi açısından olumlu bir gelişme olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu bağlamda ortaya çıkan bazı başlıkları şöyle derlemeye çalıştım.

– Veri Güvenliği Farkındalığı

Veri güvenliğinin önemsenmesi gereken bir şey olduğu ilk kez bu kadar belirgin bir şekilde ortaya çıktı. Önümüzdeki yıllarda, gelişen teknolojilerle birlikte şirketlerin veya devletlerin daha büyük sayıda ve çeşitte verimize sahip olacağını da göz önünde bulundurursak, veri güvenliği için verilecek mücadelenin sonraki nesiller açısından da önem arz edeceği ortaya çıktı.

– Uygulama Seçmek Yerine Özgürlük ve Güvenlikten Yana Olmak

Teknik bilgi sahibi olmayan kişiler açısından yaşananlar muhakkak bir “uygulama seçme krizi” olarak belirirken, meseleyle ilgilenen tüm bireylerin ve kurumların güvenliği ve özgürlüğü merkeze alan bir yaklaşımın oluşturulmasını ve yaygınlaştırılmasını önlerine somut bir hedef olarak koyması gerekliliği belirginleşti.

– Güvenilir Oluşumlar-Kurumlar

Alanda teknik bilgiye sahip güvenilir kurumlara olan ihtiyaç bu dönemde iyice somutlaştı. Ana akım kaynaklarda yer alan binbir türlü yanlış bilginin yanında Bilgisayar Mühendisleri Odası, Alternatif Bilişim Derneği, Özgür Yazılım Derneği ve Alternatif Medya Derneği gibi kurumlar oldukça yararlı çalışma ve açıklamalar yaptı.[8] Konunun farklı boyutlarını ele alabilecek kurumlar arası ortaklıklar ve yayınlar önümüzdeki dönemde oldukça faydalı olacak.

– Yasal Koruyuculuk

WhatsApp’ın güvenlik ilkesi güncellemesini Avrupa Bölgesi için zorunlu kılmazken bizim coğrafyamız için zorunlu kılması mevcut kişisel verilerin korunması kanununun yetersizliğini ortaya koyarken, bu kanunun gizliliği koruyacak şekilde geliştirilmesi için verilen mücadelenin önemini gösterdi.

– Arayışlar

Veriler üzerinden başlayan bu tartışma hattının yarattığı farkındalığın ötesine geçerek yazılım dünyasında özgür yazılım hareketiyle de entegre olabilecek başta kooperatifler olmak üzere yeni geliştirim ve örgütlenme biçimlerine olan ihtiyaç iyice belirginleşti.

Şirketlerin hegemonyasının ötesinde, kâr amacı gütmeyen, verilerimizin gizliliğini ve güvenliğini önemseyen, özgür bir iletişimin aslında mümkün olduğunu göstermesi açısından son günlerde yaşananları olumlu olarak görmek gerekiyor. Kapitalistlerin doğalarına içkin olan krizleri fırsata çevirdiklerini söyleriz hep. Şimdi onların krizini fırsata çevirme sırası bizde. Özgür ve güvenli bir iletişimin/bilişimin olanaklarını birlikte tartışalım ve eyleyelim.

Özgür ve Güvenli Bir İletişim/Bilişim Mümkün! https://sendika.org/2021/01/whatsapp-krizini-firsata-cevirme-ya-da-ozgur-ve-guvenli-bir-iletisim-bilisim-mumkun-606181/


Emanuele Coccia: “Virüsler bize herhangi bir varlığın şimdiyi yok edip bilinmeyen bir düzen kurabildiğini hatırlatıyor”/Çeviri/Haldun Bayrı

Her virüs endişe vericidir: Yaşamı, başkalarının yaşamının dönüşmesidir (bazen ölümle). Bize ait telakki ettiğimiz yaşamın bizim olmadığının ispatıdır: O her an bir başkasının yaşamı olabilir; bedenimize yerleşip onun efendisi hâline gelebilen, biyolojik ve anatomik bakımdan en uzak varlığın, virüsün yaşamı bile olabilir. Virüs her yaşama özgü değişimin kanıtıdır, ama canlı varlıklardan ayrık biçimde var olur gibidir: Bu anlamda geleceğin kusursuz örneklendirilmesidir. Gelecek de, bir virüs gibi, yaşamın bize ait olmayan bir gelişme kuvvetidir; bireyleri ve halkları dönüşmeye, olduğu yere kazık çakmamaya mecbur eden iyi huylu bir hastalıktır. Bu yüzden geleceğin, geçmiş gibi, bir anıt gibi var olmaya ihtiyacı yoktur: En ufak gerçekliktir ve tıpkı koronavirüs gibi yüzyılların eseri devasa bir teknik aygıtı ve bir gezegenin yaşamını bir anda krize sokabilir.

Her virüs, özellikle de bu virüs, bir canlı varlığın gücünü onun biyolojik, beyinsel, nöronal donanımlarıyla ölçmemeyi öğretiyor bize yani. Bizim garip narsisizmimizi de hükümsüz kılıyor: Antroposen’de/İnsan Çağı’nda, negatif de olsa azametimizi seyre dalakalıp habis ve yıkıcı güçlerimizle kendimizi yüceltiyoruz… “Bakın, biz ne kadar güçlüyüz” diye. Virüsler bize herhangi bir varlığın şimdiyi yok edip, bilinmeyen ve beklenmedik bir düzen kurabildiğini hatırlatıyor. Son olarak koronavirüs, yaşamın sınırlara, siyasî bütünlüklere, ırk ayrımlarına gülüp geçtiğini, her şeyi karıştırdığını, her şeyi birleştirdiğini gösteriyor. Hayli özgürleştirici bu.

https://medyascope.tv/2021/01/23/emanuele-coccia-virusler-bize-herhangi-bir-varligin-simdiyi-yok-edip-bilinmeyen-bir-duzen-kurabildigini-hatirlatiyor/


 Geçimlik Üretimde Kadın Emeği “Değerli”dir!

Amasra ‘Galla Bazarı’ Örneği. /Yağmur Dönmez

Kadınların geçimlik üretim faaliyetleri “aile ekonomisine yardımcı” işler kapsamında görülür. Kadınların ihtiyaçları dışındaki ürünleri bizzat sattığı Amasra Galla Pazarı’nda kadın emeği değersiz görülse de onlar çalıştıkları için kendilerini güçlü hissediyorlar. 

Kadın emeği, üretim ilişkilerinin tarihsel gelişimi doğrultusunda ve bu gelişimlere paralel olarak günümüzdeki halini almıştır. Bugün, kadınlar ataerki ve kapitalizm ortaklığı kapsamında dünya genelinde en çok “tarım” sektöründe faaliyet göstermektedir. Öyle ki bu durum, “tarımın kadınlaşması” olarak adlandırılmaktadır. Tarımdaki kadın yoğunluğu ise, hane çevresindeki tarım alanlarında ya da bahçe ve bostanlarda gerçekleştirilen küçük ölçekli “geçimlik üretim” alanında görülüyor.

Geçimlik Üretim & Kadın Emeği

Geçimlik üretim denildiğinde, kısaca, hanenin tüketmesi için tarım ve hayvancılık alanında gerçekleştirilen yoğurt, peynir, tereyağı, salça, konserve, reçel, tarhana, turşu, ekmek, meyve kurusu, makarna, sirke vb. gıdaların üretimini düşünebiliriz. Üretimin öncelikle ailenin varlığını sürdürmesi için yapıldığı geçimlik üretimde, ürün çeşitliliği oldukça geniştir; üretim kültürü nesilden nesle geçer; üretimde genellikle ilkel üretim araçları kullanılır; verimliliği artırmak için işçi tutma vs. gibi girdi desteğinde de bulunulmamaktadır. Bu üretim biçiminde, sadece kendine yeten, bütün ürettiğini kendisi tüketen, hane dışından hiçbir tüketim ve üretim mal ve hizmeti almayan; kısaca para ve ticaret ilişkisine girmeyen bir tarz görülür…  

https://www.kadinisci.org/2021/01/19/gecimlik-uretimde-kadin-emegi-degerlidir-amasra-galla-bazari-ornegi/

 


 Feminist Bellek: Şimdiki zamana sıkışmanın aczinden bizi kurtaracak/Söyleşi / Sare Öztürk

Feminist mücadeleyi geçmişten bugüne uzanan çatallı, kimi zaman ara yollarda, kuytuluklarda inatla süregiden bütüncül bir mücadele olarak görmek, kıvrımlı tarihindeki kimi köşe taşlarını oluşturan deneyimleri görünür kılmak, bizleri şimdiki zamana sıkışmış olmanın aczinden kurtaracak.”

“Yoldayken” diyerek yayın hayatına başladı Feminist Bellek. Tam da feminizmin güzergâh olduğunu hatırlatarak. Bu yolda oluşan müşterek feminist belleği görünür kılmayı, geçmiş ile bugün arasında köprüler kurmayı kavramlar aracılığıyla yapmayı amaçlıyor. Feminist Bellek ekibinden Bermal Küçük, Demet Bolat ve Yasemin Özgün ile nasıl yan yana geldiklerini, siteyi ve feminist kavramları konuştuk…

https://www.kadinisci.org/2021/01/19/feminist-bellek-simdiki-zamana-sikismanin-aczinden-bizi-kurtaracak/

AKADEMİDEN

Sürü bağışıklığı, bir salgın hastalık eskisi kadar hızla yayılamadığında ortaya çıkar, çünkü mikrop artık enfeksiyona duyarlı bireylerin sayısının daha az olduğu, belli bir bağışıklığa sahip bir popülasyonla karşılaşmıştır. Science Dergisi’nde yayımlanan bir çalışmada (Buss et al., 2020) Brezilya’daki Amazonas eyaletinin başkenti Manaus’ta büyük ölçüde kontrol altına alınmamış (unmitigated) Covid-19 salgınının son durumu tartışılıyor. Çalışmanın verileri, nüfusun tahmini %76’sı enfekte olduğu halde, sürü bağışıklığına ulaşılamadığını ve bu durumun yüksek ölüm oranları üzerindeki etkisini gösteriyor. Manaus’ta görülen bu durum, yaygın enfeksiyon seviyelerinde bile sürü bağışıklığı elde edilememesiyle beraber bunun aynı zamanda ekonomik olarak hayli yüksek kayıplara yol açtığını da gösteriyor. Böylece yayılmayı kontrol altına alamayan, ahlak dışı olduğu kadar aptalca da olan bir salgın yönetim stratejisinin örneğini sunuyor. Türkiye’de de salgının başından beri üstü kapalı şekilde uygulanan düşük kontrol ile sürü bağışıklığına ulaşma taktiğinin gelecekte doğuracağı sonuçların bir minyatürünü bu çalışmanın sonuçlarında görmüş oluyoruz. Başından beri deşifre etmeye çalıştığımız konuda bilimsel kanıtlar da yavaşça ortaya çıkıyor.

  1. Buss, L. F., Prete, C. A., Jr., Abrahim, C. M. M., et al., (2020). Three-quarters attack rate of SARS-CoV-2 in the Brazilian Amazon during a largely unmitigated epidemic. Science, 371(6526), 288–292. https://doi.org/10.1126/science.abe9728

“Mart 2020’den bu yana, dünya çapında 1,5 milyardan fazla öğrenci -eşi görülmemiş bir sayı- okulların ve üniversitelerin kapanmasından etkilendi. Bu kapanmaların sonuçları çok büyük. Öğrenimin sekteye uğraması bir yana, okula erişemeyen birçok çocuk aile içi şiddet ve çocuk istismarı gibi tehlikelere karşı daha savunmasız hale gelirken, bir kısmı günün tek besleyici öğününe erişimini yitirdi. Sıklıkla okulda yapıldığı için birçok çocuk aşılarını kaçıracak. Bu kapanmaların bir diğer sonucuysa, çocukların ve gençlerin, gelişimleri için elzem olan sosyal ve duygusal deneyimlerden mahrum kalması.
Üniversite öğrencileri ise hem online eğitimden hem de okulların kapanmasından özellikle etkilendiler. Kısa erimde, bazı öğrenciler iş bulabilmek için okulu bırakırken, diğerleri yalnızlık ve anksiyete gibi ruhsal sorunlarla yüzleşiyor. Uzun erimde ise düşük ve orta gelirli ülkelerde ortaöğretime devam etmede büyük zorluklarla sağlanan ilerlemenin tersine dönme ihtimali var. Eğitime şekil veren sadece okullar değildir. Kültürel faaliyetler, spor ve dini faaliyetler neredeyse bir yıldır, birçok ülkede kesintiye uğradı. Henüz okul çağına gelmemiş çocukların sokağa çıkma yasaklarından ötürü evde kalmaya zorlanmasının, erken gelişim döneminde düşük düzeylerde uyarılmasının, bu çocukların gelişimleri üzerinde geniş kapsamlı sonuçlarının olması muhtemeldir. Sağlık ve eğitim karşılıklı olarak bağlantılıdır. Nitelikli bir eğitim, sağlık için bir yatırımdır ve sağlık ise etkili öğrenme için elzemdir. Eğitimdeki bu aksamalar ve buna müteakip öğrenimdeki eşitsizliklerin derinleşmesi bu neslin ve onların çocuklarının sağlığını olumsuz etkileyecektir.”


  1. The Lancet. (2021). COVID-19: the intersection of education and health. The Lancet, 397(10271), 253. https://doi.org/10.1016/s0140-6736(21)00142-2
AŞI TARTIŞMALARI ve EKLER
  • Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Ali Karakoç ise “Hacettepe Hastanesi’nde üniversite idarecilerinin ve yöneticilerinin de öncelikli listeye yazıldığı ve aşı olduğunu duyduk. Önce sağlıkçılar sonra toplu alanlarda yaşayanlar ve ardından 65 yaş üstü aşılanmalı. ATO’ya 58 sağlık çalışanı çeşitli nedenlerden dolayı aşıya ulaşamadığı için başvurdu. Topu topu 3 milyon doz aşı gelmiş ve aşı sayısı da bu kadar yetersizken sıralamada bir yeri olmayan imtiyaz sahibi insanlar aşı oluyor ve elbette doğru bulmuyoruz” diye konuştu.
  • Yardım kuruluşu Oxfam’a göre, dünyanın en zengin 10 milyarderinin salgın sırasında artırdıkları serveti dünyadaki herkesi aşılamak ve salgının neden olduğu yoksulluk artışını tersine çevirmek için yeterli. Britanya merkezi uluslararası yardım kuruluşu, en zenginler için daha yüksek vergi uygulanması çağırsının yanı sıra geçen yıl en çok kazanan 32 küresel şirkete geçici fazla gelir vergisi önerisi getirdi. ‘The Inequality Virus‘ (eşitsizlik virüsü) raporuna göre, Covid-19 hemen hemen her ülkede aynı anda ekonomik eşitsizliklerin büyümesine yol açabilir. Bu durum kayıtların tutulmaya başladığı yüz yıldan fazla bir süredir ilk kez yaşanıyor. Artan eşitsizliğin önüne geçilmezse, 2030’da salgının başlangıcına göre yarım milyar daha fazla insanın, günde 4 pound’dan (40 lira) az parayla, yoksulluk içinde yaşayacağı uyarısında bulunulan raporda kadınların erkeklerden daha sert etkilendiği belirtildi.
  • Rusya, Sputnik V korona virüsü aşısının üretimi için Türkiye ile anlaşma imzalandığını duyurdu. Rusya Millî Servet Fonu’ndan yapılan açıklamada aşının üretimi için gerekli ekipmanların Türkiye’ye transferi için çalışmaların başladığı belirtildi.   Rusya, Sputnik V aşısının üretimi için Güney Kore, Çin, Hindistan, Belarus ve Kazakistan gibi ülkelerle anlaşma imzalamıştı. Moskova’daki Gamaleye Enstitüsü tarafından geliştirilen Sputnik V, dünyada tescil edilen ilk aşı olma özelliğini taşıyor. Macaristan, Rusya’dan Covid-19 aşısı Sputnik V’i alacağını açıklayan ilk Avrupa Birliği üyesi ülke oldu.
  • Türk-İş yöneticileri, birinci grupta sağlık çalışanlarının ve risk grubundakilerin olmasını memnuniyetle karşıladıklarını belirtti. Buna karşın ikinci ve üçüncü grupta madenciler başta olmak üzere işi gereği toplumsal yaşamın içerisinde olan, toplu taşıma ve servis kullanan, kamu binalarında çalışan işçilerin olması gerektiğine dikkat çeken konfederasyon, tüm vatandaşlara yetecek kadar aşının ivedilikle temin edilmesini ve çalışma şartları nedeniyle hasta olma riski yüksek işçilerin ikinci gruba alınmasını istedi. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler ile Sağlık Bakanlıklarından iş kollarına göre virüse yakalanan işçi sayısının açıklanmasını talep eden konfederasyon, veriler sayesinde acil önlem alınması gereken iş kollarının belirleneceğine dikkat çekti.
  • Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği: ‘’Çin’in Covid-19 aşısını kullanarak Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlıları geri istedikleri iddiaları yabancı basında geniş yer almaktadır. Bütün bu iddialar ve gelişmeler Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlılar başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında yaşayan Uygurları derinden etkilemektedir. Tutuklamalar sırasında kullanılan üslup ve tavır da insanların gururunu zedeleyicidir.”
  • Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, hangi ilde kaç kişinin açıklandığına ilişkin verileri paylaştı. 224 bin aşıyla İstanbul ilk sırada yer aldı. İstanbul’u 122 bin 332 aşıyla Ankara, 76 bin 688’le İzmir takip etti.
  • SES Ankara Şube Eş Başkanı Kubilay Yalçınkaya, ‘imtiyazlı kişilere aşılama’ iddialarını gündeme getirdi. Yalçınkaya, ” Hacettepe Üniversitesi’nde sağlık emekçisi dışındaki Hacettepe Üniversitesi çalışanlarının, bürokrasiyle ilişkisi olan kişilerin aşılama kapsamına alındığını tespit ettik. Yine bu hafta aynı gün içerisinde  Ankara Üniversitesi’nde 30’a yakın sağlık çalışanı olmayan, sağlık hizmetiyle alakası olmayan kişilerin aşı çalışması kapsamına alındığı ve bu aşıların yapıldığını tespit ettik. Bu durum bizleri çok şaşırtmadı. Tüm sağlık emekçilerine aşılama çalışmasının yapılmadığı bu süreçte, aşıların sağlık emekçileri dışındaki imtiyazlı bir nüfus grubuna aşı çalışması yapılması pandeminin şeffaf bir şekilde yönetilmediğini bir kez daha ortaya koymuş durumda” dedi.
  • Sağlık Bakanlığı’ndan “dolandırıcılık” uyarısı geldi. Bakanlığın resmi Twitter hesabından yapılan açıklamada “T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından gönderilmiş izlenimi verilen “Aşı sıranız geldi.” içerikli sahte kısa mesaj (SMS) ile vatandaşların dolandırılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Kısa mesajda yer alan linke tıklamayınız” ifadeleri yer aldı.

Zümre /DR. OSMAN ELBEK

Hak ile ayrımcılık arasında sınır çok incedir. Hekimler bir zümre olarak ayrımcılık talep etmemelidir. Hekim örgütleri rütbeli emekli askerler gibi bir korporatist ayrımcılığın yolunu döşememelidir.

COVID-19 aşıları pandemiden orta – uzun vadede çıkış yolumuz. O nedenle çok hassas, hayati, yaşamsal öneme sahip bir konu. O nedenle her türlü ayrımcılıktan, her türlü spekülasyondan, her türlü eşitsizlikten korunmalı. Küresel, bölgesel ve ulusal planda risk ve toplumsal öncelikler gözetilerek, eşitlikçi ve hakkaniyetli bir politika dahilinde insanlara ulaşmalı.

Tüm dünyada herkes, aşıya ilk erişmesi gereken grubun sağlık çalışanları olduğu kabul edilmiş durumda. Bu konuda hiç tartışma ve şüphe yok.

Pekiyi neden sağlık çalışanları?

Diploma sahibi oldukları için mi? Çok zorlu okullarda meşakkatli bir eğitim sürecinden geçtikleri için mi? Çok akıllı ve zeki oldukları için mi?…

Hayır!

Pekiyi neden?

En yüksek risk grubunda oldukları için…

Pekiyi neden en yüksek risk grubundalar?

Çünkü sağlık hizmeti sunuyorlar. Çünkü COVID-19 hastalarına şifa dağıtırken, onlardan sürekli ve azami miktarda virüs alma ihtimalleri çok yüksek.

Pekiyi sadece hekimler mi öncelikli?

Hayır, tüm sağlık çalışanları. COVID-19 hastalarına sağlık hizmeti sunan tüm sağlık çalışanları. Sağlık kurumunda yeri temizleyen taşeron işçisinden hastayı karşılayan sekreterine, hastanın ateşini ölçüp tedavisini uygulayan hemşireden hastaya tedavi yaklaşımını belirleyen hekime kadar herkes öncelikli.

 

https://bianet.org/bianet/saglik/238045-zumre


 

  • TTB, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile Görüştü.Türk Tbipleri Birliğinin internet sitesinden görüşmeye dair yapılan açıklamada: “Yapılan görüşmede, TTB Merkez Konseyi ve TTB COVID-19 İzleme Kurulumuz, Gamaleya Merkezi’nce geliştirilen ve “Sputnik V” olarak da bilinen “Gam-Kovid-Vak” aşısını da takip ettiklerini ve değerlendirmelerini 9. ve 10. ay raporlarında kamuoyuyla paylaştıklarını belirtmiştir. Türkiye’de aşılamaların başlamasıyla paylaşılan “Aşı Tüm Canlıların Ortak Değeridir” değerlendirme yazısında ise uygulanmaya başlanan aşı ile Faz 3 çalışmalarını tamamlamış üç aşının karşılaştırılmasına yer verildiği, büyükelçi ve heyetine aktarılmıştır. Yapılan değerlendirmelerin uluslararası geçerliği olan bilimsel yayınlar üzerinden yapıldığı; Sputnik V aşısının da Faz 1 ve Faz 2 çalışmalarına dair güvenilirlik kriterlerine uygun olduğunun heyetimizce görüldüğü belirtilmiştir. Büyükelçi tarafından Faz 3 çalışmalarına ve uluslararası bağımsız bilimsel heyet tarafından incelemelere dair bilimsel makalelerin de çok kısa sürede yayınlanacağı bilgisi verilmiştir.
  • Mültecilerde risk büyük aşı yok: Türkiye’de 5 milyonu bulan mültecilerin nasıl aşılanacağı bilinmiyor. Mültecilerde riskin büyük olduğunu ifade eden TTB Merkez Konsey Üyesi Halis Yerlikaya, “Özel bir program oluşturulmalı” dedi. Resmi rakamlara göre, Türkiye’de yaşayan ve “Geçici koruma” kapsamında olan 3 milyon 639 bin 572 Suriyeli mülteci var. Bunun yanı sıra, başka ülkelerden gelen göçmen ve mültecilerin sayısı da 1 milyon civarında. Bununla birlikte, resmi verilerin dışında kayıtlı olmayanları da hesaba kattığımızda sayı daha fazla oluyor. Ancak, koronavirüs salgınına karşı açıklanan aşı takviminde göçmenlerin ve mültecilerin nasıl aşılanacağı konusunda herhangi bir bilgi söz konusu değil. Mültecilerin en riskli gruplardan birisi olduğunu ve hesaba katılmamalarının, yok sayılmalarının kabul edilemez olduğunu dile getiren Yerlikaya, “Eğer siz memlekette yaşayan herkese yönelik yaygın aşılama sağlayamazsınız, yüzde 70-80’inin aşılanması gerçekleşmezse, Kovid-19’a duyarlı gruplar olduğu sürece hastalığın toplumsal bulaşıcılığının önüne geçemezsiniz. Dolayısıyla, daha kötü koşullarda yaşayan, daha kalabalık ortamlarda bir araya gelen, beslenme, barınma, sağlık gibi konularda erişim sorunu yaşayan mülteciler ile ilgili bir program yapılarak, belli bir öncelik tanıyarak aşılama yapılmalı. Mülteciler görmezden gelinmemeli” diye konuştu.

Çin’in aşı diplomasisi ve Türkiye’nin aşı tercihi./Mühdan Sağlam

Aşı çalışmaları hızla devam ederken, merak edilen konuların başında, tüm dünyada eşanlı olarak görülen bu hastalığa karşı aşı dağıtımının nasıl yapılacağıydı. Nitekim dünyanın en varlıklı devletleri, nüfuslarının çok üzerinde, milyonlarca aşı siparişi vererek Aralık 2020’de aşılama çalışmalarına başladı. Öte yandan henüz aşıya ulaşamamış milyarlarca insan var. Bazı devletler hâlâ aşı alabilmiş değil, yakın zamanda da alabilecek gibi görünmüyor. Tam da bu nedenle AIDS’e karşı mücadelesiyle bilinen Güney Afrika ve jenerik ilaç üretiminde özellikle yoksul ülkelerin makul fiyatlarla ilaçlara ulaşımını sağlayan Hindistan, Dünya Ticaret Örgütü’nden Covid aşılarının dünyada erişiminin kolaylaşması ve uygun fiyatlara satılması için geçici olarak patentinin kaldırılmasını talep etti. Ancak bu talep DTÖ’deki toplantıda, özellikle ABD, Japonya ve AB üyesi devletlerin baskısıyla, reddedildi. Yani korona virüsü aşılarını geliştiren firmaların dışında kalanlar, diğer devletlerin aşıya ulaşmasını sağlayamayacak. Yani patent dünyasındaki aşı ve ilaç alanında durum bildiğimiz gibi, kâr hedefli sistemde şimdilik bir değişiklik de yok…

https://www.gazeteduvar.com.tr/cinin-asi-diplomasisi-ve-turkiyenin-asi-tercihi-makale-1510770


  • TTB Merkez Konseyi ve TTB COVID-19 İzleme Kurulumuz, Türkiye ve tüm dünyada toplum sağlığı için bilimsel verilerin şeffaflıkla yürütülmesi ve paylaşılmasının her zaman önemsendiğini vurgulamış; bilimsel paylaşımların ilgiyle takip edileceğini belirtmiştir. Heyetimizce, yaklaşık 9 ülkede 1,5 milyon insanda uygulandığı belirtilen “Sputnik V” olarak bilinen aşının üretim kapasitesinin ve belirlenecek fiyatının paylaşılmasının da önemli olduğu; tüm ülkelerin kâr öncelikli değil tüm dünyada bağışıklığın hedeflenmesini kendisi için insanlık ödevi olarak görmesi gerektiği vurgulanmıştır.”  İfadeleri yer aldı.

Hemşireler isyanda 2: Evde de işte de adımız yok. /Söyleşi /İpek Deniz 

COVİD sürecinde en çok onlar çalıştı ama emekleri hiçbir biçimde görülmedi. Hiyerarşinin ve adaletsizliğin yoğun olduğu sağlık sektöründe, hemşireler yaşamlarını kaybettiler, hırpalandılar performans sisteminde paylarına üç kuruş düştü. Ama “mücadeleye devam” diyorlar.       

https://www.kadinisci.org/2021/01/19/hemsireler-isyanda-2-evde-de-iste-de-adimiz-yok/


Zengin ülkeler okullarını açmanın, yoksul ülkeler kapatmanın yollarını arıyor/Unal Özmen

Çok sayıda ülke, pandemi önlemleri kapsamında kamu kurumlarını, işletmelerini, ibadethanelerini, turizm alanlarını kapatırken okullarını açık tuttu. Fransa, Norveç, Polonya, Almanya, İsviçre, Rusya, ABD, Avustralya, Çin gibi nüfus, coğrafya ve ekonomi bakımından büyük ülkelerde okullar ya tamamen ya kısmen açık. Türkiye camilerini, iş merkezlerini, kamu kurumlarını açık tutup okullarını kapatan ülkeler arasında yer alıyor.

https://www.birgun.net/haber/zengin-ulkeler-okullarini-acmanin-yoksul-ulkeler-kapatmanin-yollarini-ariyor-331327


Paket Savaşları Ve Can Pazarı /Söyleşi/ Halil Burak Öz

Motokuryeler pandeminin yükünü en çok çeken emekçilerin başında geliyor. Fırsattan istifade daha da ağır sömürülüyor, birbirileriyle acımasız rekabete sürükleniyor, günde 14 saat çalıştırılıyorlar. Adana Motosikletli Kuryeler Derneği’nin açıklamasına göre, pandeminin ilk on ayında 160 kurye iş kazasında hayatını kaybetti.

https://www.birartibir.org/emek/1021-paket-savaslari-ve-can- pazarı


YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ: Aşı ile kendini ve ötekini korumak – Şahika Yüksel-Ender Cesur

Salgınla ve aşılarla ilgili tartışılan çok fazla değişken ve büyük bir bilgi kirliliği vardır. Aşıların etkili olmadığına veya zararlı olduğuna ilişkin söylemlerin kanıtlanmış, bilimsel bir dayanağı yoktur.

Bize düşen ise çevremizdekilerin aşı olmaması için değil, tam tersine herkesin ücretsiz, eşit bir şekilde aşıya erişebilmesi için mücadele etmektir. Bu konuda kılavuzumuz da güvenilir, bilimsel kaynaklar ve organizasyonlar olmalıdır.

İçinde bulunduğumuz dönemi toplum olarak en az hasarla atlatabilmek için bilimsel bilgiden sapmamak, kaygı ve umutsuzluk yerine dayanışmayı, umudu ve cesareti yaymak gerekir.

Dayanışmayı bulaştıralım, aşı olalım! Aşının koruyucu olmasını sağlamak ancak hep birlikte mümkün!

https://bianet.org/bianet/toplum/238041-asi-ile-kendini-ve-otekini-korumak


Tılsım – Pınar Okyay

İster tüm aşılara ulaşma şansımız olsun ülke olarak isterse olmasın, COVAX’a dahil olmalıyız. Tılsımlar ya da başka büyülü nesnelerin peşinde koşmamıza gerek yok. Tılsımımız “dayanışma”dır.

Küresel eşitsizlik, o kadar büyük ki, hemen yakınındaki fabrikada aşı üretimi yapılırken ya da bir işçi olarak o fabrikada çalışırken, insanların yakın zamanda aşı için en iyi şansı deneysel bir çalışmaya katılması ile mümkün olabiliyor.

Örneğin pandeminin en çok etkilediği ülkelerden biri olan Güney Afrika’daki bir aşı fabrikasının her gün bir milyon doz COVID-19 aşısı üretmesi bekleniyor. Bu aşıların muhtemelen bir tek dozu bile bir Güney Afrikalının koluna ulaşamadan, Avrupa’daki bir dağıtım merkezine gönderilecek ve daha sonra yüz milyonlarca ön sipariş veren Batı ülkelerine gönderilecek. Bu ülkelerin ülke nüfuslarının 4-6 kat aşı anlaşması yapanları bulunuyor. Çin ve Rusya gibi bazıları da kendi araştırmalarını yürüttüler ve toplu aşılama programlarına başladılar.

Bir de ülke içinde inanılmaz eşitsizlikler varsa bu konu daha da önemli hale geliyor. Güney Afrika’da, bir tarafta yüksek duvarlarla çevrili lüks malikâneler, bir tarafta da yoksulluğun hayal bile edilemeyeceği “township”, gecekondu mahalleleri. Böyle bir ülkede, çoğu kişi, beyazlara cepten ya da sigorta yolu ile istedikleri tüm aşıların eczanelerden yakın zamanda sağlanacağına inanıyor. Kalanlar için ise 2025 yılından bahsedenler var. Bu nedenle de, pek çok Güney Afrikalı’nın yakın zamanda aşıya ulaşmak için tek şansı, bir klinik deney için gönüllü olmaktan geçiyor.

https://t24.com.tr/yazarlar/pinar-okyay/tilsim,29589



İLİŞKİLİ İÇERİK

Korona Günlüğü 25 Şubat 2021

  Salgın yönetilemiyor! Emekçiler, ötekileştirilenler ölmeye devam ediyor! Sağlık emekçileri tükeniyor, hayatını kaybediyor! İstanbul’da çalışan ...