BIGtheme.net http://bigtheme.net/ecommerce/opencart OpenCart Templates
Home / ETKİNLİKLER / Çalıştaylar / Kadın ve Sağlık Çalıştayı

Kadın ve Sağlık Çalıştayı

13 Ekim 2012 tarihinde DTK (Demokratik Toplum Kongresi) Sosyal Politikalar Komisyonu Sağlık Grubu tarafından Diyarbakır da gerçekleştirilen “Kadın ve Sağlık” çalıştayımıza:

SES(Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası)

TTB(Türk Tabipler Birliği)

SFK(Sosyalist Feminist Kolektif)

SFK(Sosyalist Feminist Kolektif)

KAOSGL,

HEBUN LGBT Diyarbakır oluşumu

VAKASUM

DİKASUM

Ceren Kadın Derneği

SELİS

SES(Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası)Bölge illeri

Bağlar Kadın Kooperatifi

19 mayıs, Kocaeli, Ege Üniversitelerinden akademisyenler katılım sağlamıştır.

Çalıştay konuları ise şöyle sıralanabilir:

Tarihsel süreçte kadın ve sağlık,

Modern tıbbın doğuşunda kadın,

Kapitalist üretim sürecinde endüstrileşen sağlıkta kadın,

Sağlık bilgisinin-hizmetinin üretiminde ve ulaşımında kadının durumu,

Sağlıkta kadın emeğinin değersizleştirilmesi,

Kadın sünneti,

Jineoloji

Tıbbın tarihi, tıptaki cinsiyetçi yaklaşımı ortaya koyar

Dünya tarihinin bir gelişmişlik örneği olarak sunulması, erkek egemen zihniyetinin yargısıdır; ancak kadın perspektifinden bakıldığında, bu yargı tersine döner; çünkü erkek hâkimiyetinde oluşan, değer yargıları ve özel mülkiyet eksenli büyüyen ve şekillenen modern toplum; kadının statüsünü alaşağı etmiş, özgürlüğünü ve üretkenliğini kısıtlamış ve elinden almıştır.Kadın etrafında şekillenen sömürü düzeniyle birlikte toplumları kendi özünden koparmayı hedeflemiştir. Tıp özelinde bakıldığında da bu yargıya uyumlu bir gelişmenin (ilerlemenin değil) gerçekleştiğini görmekteyiz. Ana kadın dönemde, toplumu yönlendiren, eşitlikçi bir anlayış ile paylaşımı ve birlikte yaşamın devamını sağlayan kadın iken, erkeğin özel mülkiyet ve iktidarı ile birlikte toplumun niteliği değişmiştir. İnsanların yönetilmesi ve yönlendirilmesi gereken bir gurup olarak algılanması, aynı zamanda onları yaşama dair yeteneklerinden etmiş, yaşamak için bağımlı kılmıştır.

Toplumda kadına dair değişen algı, yaratılış efsaneleri ve tanrıçadan tanrıya evrilen yaratıcı anlayışı ile yakından ilgilidir. Bu değişime paralel olarak kadın da adım adım toplumsal yaşamdan çekilir. Toplumsal ilişkilerde ataerkinin güç kazanması ile birlikte hiyerarşi ve sınıfsallık gelişir. Elde ettiği güçle kendini toplumun üstünde konumlandıran ataerki ana kadının evcil düzenine karşı, ikna ve zor yöntemlerini iç içe kullanarak, biriktirmeye ve ürünler başta olmak üzere her türlü toplumsal birikime el koymaya dayalı yeni bir toplumsal düzen inşa eder. İçinden çıktığı toplumsal düzenin yaşadığı krize karşı bir alternatif arayışı olarak çıkan her toplumsal sistem gibi devletli toplumda, kadının yarattığı değerlerle örülü doğal tolumun içinden, ona karşıtlık temelinde çıkar. Bu dönüşüm bir zorunluluk olarak ele alınamayacağı gibi, çatışmasız da olmamıştır. Egemen erkeğin yazdığı tarih  üstünü örtmeye çalışsa da kadılar kendilerin ait olanı geri almak için binlerce yıllık bir direnişin de sahibi olmuşlardır.. Tıp tarihinde de bununla eş zamanlı devam eden bir süreç yaşanır. Kadın önceleri sağlığın koruyucusu ve toplumun şifa vericisi iken, daha sonraları bu alan sadece erkeklerin yapabildiği bir iş haline gelir.

Antik çağlarda, Mezopotamya’da tapınakta görevli olan üç hekim statüsünden biri kadına aitti. Asu denen bitkisel tedavi ile ilgilenen hekim kadındı, büyü ve cerrahi tedavi ile ilgilenen ise erkek.

*Eski Yunanda da mitolojik dönemde tanrıçalar tedavi ve koruyucu hekimlikte önemli iken, filozof hekimler döneminde kadın hekim göremeyiz. Bu dönem, Yunanlılarda kadınlar ve kölelerin sosyal statüleri erkeklerden farklıdır. Kadın filozof ve kadın hekim görmek pek mümkün olmaz. Hypetia gibi kadın filozoflar, varsa bile yazılı tarihte yer alamaz.

*İ.Ö.7. yüzyıldan öncesine ve antik yunana ait buluntularda, kadınların şifacılık yaparken yalnız oldukları gözlenir. Fakat sonraları kadın şifacıların yanında babaları ile birlikte ya da Asklepianın (sağlık tanrısı) yönlendirmesi ile çalışır pozisyonda resmedilmişlerdir. Hygiea (Asklepianın kızı), sağlığın korunması beslenme vs konularda reçeteler verirken, giderek cerrahi yöntemler ön plana çıkmış ve ameliyat ve ilaçla tedavi etkin yöntemler olarak görülmüştür. Delphi tapınağı Pytia adında bir tanrıçaya ait ve her türlü sağlık ve tedavi işi ile ilgilenirken, daha sonra bu tapınak bu tanrıçayı yok eden Apollo’ya adanmıştır.

Hipokrat’a gelindiğinde, tıp da çok kritik bir süreç yaşanır.  Hipokrat tıbbı, büyüden arındırmak adına bir girişimde bulunur, hekimlikle filozofluğu da ayırır. Okulunda tıp bilimi ve pratik dersler verir ve bunun öğretisini oluşturur.  Kadınların hekimlik yapamayacağına dair kesin bir kural koymasa bile kadınların okulunda bilim yapmasına izin vermez. Fakat özellikle doğum konusunda kadınlarla birlikte çalışır. Kadınlar tıp da yer alsa bile farklı bir statüde yer alırlar. Hipokrat’ın öğrencilerinin kurduğu okullarda da durum farklı olmaz, hatta Atina yasalarında kadının hekimlik yapılamayacağına dair yasalar yer alır. Günümüz tıbbının babası sayılan Hipokrat’ın bu gerici uygulamasından sonra kadını bu alanda çok daha zor görürüz.

*İ.Ö. 1. Yüzyılda Roma da, Atina dan farklı olarak, daha çok sağlıkla ilgili tanrıça görebiliriz ve kadınların isterlerse bu alanda çalışabilir de… Roma dan bugüne kadar gelmiş, daha çok kadınların kullandığı, çeşitli bitkisel yöntem, hastalık teşhisleri vardır.

Hıristiyanlığın yayılması daha çok sayıları giderek artan şifacılarla olmuştur. Ancak daha sonraları Hıristiyanlığın devlet dini olmasıyla birlikte Bugüne kadar sağlık veren yılan şeytan, kadın ise potansiyel şeytan, körlüğün sebebi olmuştur.  Hıristiyanlığın ilk günah ile bu kadar ilgilenmesi boşuna değildir. Hedef kadındır. İlk günahı kadının başlattığı varsayımı Hıristiyan dünyasındaki kadını devletin ve erkeklerin tahakkümüne sokmak için uydurulmuş bir söylemdir.  Hıristiyan dünyasında bundan sonraki dönemlerde, tek tük kadın hekim hikayesi olsa da, kadınlar genellikle hekimlerin yanında hasta bakımı görevi yürütmüşlerdir.  Bunlara ilk hemşirelik deneyimleri denilebilir.

11.yüzyıldan itibaren Avrupa’da dinsel dogmalara dayalı olarak yürüyen feodal sisteme ve onu temsilcisi kiliyse karşı başlayan halk hareketlerini bastırmak yok etmek üzere kurulan engizisyon mahkemeleri tarihe akıl almaz işkenceler ve katliamlarla geçti. Bu toplumsal hareket içinde Heretik Hareket önemli bir yere sahiptir. Heretik’ler ,kadını önemseyen, kadını ve erkeği eşit gören, cinselliği yaşamada daha özgür, bazıları evliliği yasaklarken bazılarında aile önemli olan, hatta bazen sadece kadınlardan oluşan gurupların olduğu hareketlerdi. Harekete dâhil olanlar, yakalanıp engizisyon mahkemelerinde yargılanıp, öldürüldüler. İlk haçlı seferleri bunlara karşı düzenlendi.

Ve engizisyon modern doktoru yarattı. Daha sonra engizisyonun işi, cadı avı oldu. Kilise ve ileri gelen erkekler, çeşitli hurafelerle kadınları suçlayıp, çeşitli işkencelerle öldürdüler. Bu kadınların ortak özellikleri genellikle toplumda şifacılık yapmaları,  doğum ile ilgilenmeleri, özgür yaşamaları v.b. dır. Kilise krallar, prensler ve en üst yöneticiler tarafından desteklendi.  Bu egemen sınıf erkek doktora yeni bir statü yaratmak için onları korumaya aldı. Ortaçağ kilisesi de tıp eğitimi ve pratiğini kontrol altına aldı. Bu yeni Avrupalı doktorluk mesleği, büyücü avında önemli rol oynadı. Yakalanan kişinin büyücü olup olmadığı konusunda danışmanlık yaptılar. Bu Zor değildi, eğer hastalığı kendisi değil, şifacı iyileştirebiliyorsa zaten hastalığın kaynağı da büyü idi, kişi cezalandırılırdı. Fakat ilginç olan bir şey var: bu kesimin yoksul halka yardımına kısmi olarak izin verildi. Çünkü yoksul kesim doktorun para kazanacağı kesim değildi. Bu bağlamda engizisyon profesyonel doktor statüsü yarattı, profesyonel olmayanların işlerine devam etmesini engelledi.  Kadınlar tıp eğitimine zaten katılamadığından, hiç profesyonel olamadılar ve tamamen tıbbın dışına itildiler.

  1. Yüzyıl sonları ve 16. Yüzyıllarda cadı avlarının ayyuka çıktı, tüm Avrupa’da binlerce kadın cadı ve büyücü olduğu iddiası ile katledildi.

“Cadı avı, kadınlara karşı açılmış bir savaştı; bu onları alçaltmayı, şeytanlaştırmayı ve toplumsal güçlerini ellerinden almayı amaçlayan planlı bir girişimdi. Kadınlar işkencelerden geçip kazıklara oturtulurken bir taraftan da, burjuva kadınlık ve eve bağlılık idealleri şekilleniyor, kapitalist cinsellik disiplini oluşuyordu”. Kadın artık ‘evdeki meleğe’ dönüşmüştü.  Kadının yeri tam olarak belli olmuştu; kadın evde ya da genelevde, erkek ise toplumda idi.

Bu durumun da ötesinde sanayi devrimi ve arkasından salgın hastalıklarla beraber oluşan nüfus krizi, kadın bedeninin, devlet tarafından yönetimi ile çözülmeye çalışıldı. Birinci olarak, doğumları yaptıranlar denetim altına alınmalıydı. İkinci olarak da her kadın kendi görevini bilmeliydi. Aynı zamanda bu yaptırımlar kadınların ayağını denk almasını sağlıyordu. Engizisyon, sadece kilisenin kara lekesi değildir. Seküler mahkemeler de aynı işi yapmaya devam edip, kadınları cadı suçları ile cezalandırmıştır. Bu dönemde bebek öldürmek, kürtaj ve aile planlaması yöntemleri şiddetle cezalandırılmış, ebeler marjinalleştirilip, çalışmasına izin verilenler dahi ancak ve ancak devlet için ispiyonculuk yaparsa çalışabilmiştir. Böylelikle kadınların doğurganlık üzerindeki denetimlerinin azaldığı süreç başlamış oldu. Ebenin görevi sadece bebeği taşımak gibi basitleştirirken, erkek doktor asıl hayat veren olarak yüceltildi. Müdahale gerektiren acil durumlarda bebeğin hayatını anneye tercih eden yeni bir anlayış gelişti. Daha önce böyle değildi, anne hayatı daha önemliydi. Bu yeni anlayış için ebenin doğum odasından çıkarılması gerekiyordu. Devlet yeniden üretimin denetimini kadınların elinden almak, hangi çocuğun nerede, ne zaman, ne kadar sayıda doğmasına karar vermek çabasından hiç vazgeçmedi. Sonuç olarak kadın, isteği dışında da doğurmak zorunda kalmış, tüm işçilerden daha derin bir şekilde kendi emeğine, çocuklarına yabancılaşmıştır. Doğum kontrolü tekrar toplumsal yaşama döndüğünde, bu yöntemler artık kadının denetiminden çıkmış, erkeklerin kullanımı için üretilmeye başlamıştır.

Kadın üzerindeki denetim cinsellik politikaları, para ve piyasa eliyle ve yasalar aracılığıyla sağlandı. Evliliğe mahkum edilen, resmi işlemleri için bir erkek vekile bağımlı kılınan kadın, devlet eliyle erkeğin denetimine sokuldu. Bütün bunlar dünyanın kölelikten kurtulduğu,köle ticaretinin yasaklandığı,(kadın cinsinin dışarıda bırakılarak) özgürlük söylemlerinin ortaya çıktığı, bilimsel düşüncenin oluştuğu ‘’modernizm’’ döneminde yaşandı. Tarih boyunca kadınların ellerinden, kendi yarattıkları değerler çalınarak anne ve eş statülerinin dışında bir statüleri kalmamışken erkek ise kadın aleyhine geliştirilen politikalarla kendi iktidarını güçlendirdi. Bu gerçek kadınların, en eşitlikçi erkeklerin bile tarih anlayışlarını reddedip, kendi tarih anlayışlarını oluşturmaları gerektiğinin bir kanıtıdır. Kadının tanrıçalıktan fahişeliğe düşürülmüşlüğünün tarihi, büyük katliamlar, sürekli tecavüzler ve yalanlar üzerine oluşturulmuştur. Kadının sadece bedeni değil, iradesi, emeği ve toplum lehine yarattığı değerleri sömürüye açık hale getirmiştir.

Amerika’da kurulan AMA (Amerikanische Medical Association) ve yayınlanan Flexner Raporu ile? (böyle desek olurmu) kapitalist destekli hekim ve örgütlenmelerinin egemenliği kurumsallaştı. Siyah, kadın ve yoksul tıbbın dışına itilip; beyaz, orta/ üst sınıf, erkek bir azınlığın hekimlik iktidarı kuruldu.

19.yüzyılda eğitim görmüş erkek doktor kitlesi hızla artarken, çok az sayıda kadın çok zorlu uğraşlarla hekim olabilmişti. Bu dönemde kadının sağlık endüstrisine girişi daha çok hemşirelik ve hasta bakıcılık şeklinde olmuştur. Aslında hemşirelik çok eski çağlardan beri vardı, tıpkı ebelik gibi. Haçlı seferleri zamanında hemşire tarikatları olduğu bilinir. Modern anlamda hemşirelik Florans Nihgtingale’in kötü şartlardaki hastaneleri düzeltme çabası ile başladı. Fakat kendisi zamanın yükselen hareketi olan feminizme tiksinti ile bakıyordu. Hemşireliği kadınlar için bir meslek olmaktan çok bir görev sayıyordu. Başlarda hastanelerde ne olduğu anlaşılamayan bu meslek gurubunun, kesinlikle doktorun işine karışmaması gerektiği öğütleniyor, hastaya doktor bakmadan ellememeleri ve sadece doktora yardımcı olmaları öğretiliyordu. Doktorlar da işlerine bu şekilde yarayacak olan bu kadınları kısa zamanda benimsediler. Nihgtingale, bu okullarda sadece hemşire yetiştirmedi, Viktoryen Dönemin ideal kadını ‘evdeki melek’ anlayışını alt sınıftan kadınlara da aktararak bu ideolojiyi yeniden yeniden üretti. Fakat her ne olursa olsun, hekim, hemşire ya da hasta bakıcı, kadınlar bu yüzyılda sağlığın içinde yer alabildiler.

 Modern bilimin gelişimi- Kadının yeri

“Bilim, dinden bağımsız olarak doğmadı, doğrudan onun derinliklerinden çıktı. Din adamlarını kafalarında oluştuktan sonra Yahudi-Hristiyan öğretileriyle yoğruldu ve cadı yargılamalarının imgelemleri ile lekelendi.”

15.yüzyılda Bacon, ilk kez modern bilimin tanımını yapmıştır. Ona göre bilgi, erktir. Bilim ise akıl ile doğanın iffetli ve yasal evliliğidir. Burada aklı erkek, doğayı da kadın olarak tanımlamıştır. Doğa aynen bir kadın gibi tahakküm altına alınmalıdır. Bilimsel bilgi ile erkin aynı kapıya çıkması, yapılan bilimin etiğini sorgulamayı gerektirir.

Süreç itibari ile kapitalizmin ihtiyacı olan toplumsal cinsiyet rolleri oluşmuş ev ile işin sınırları belirlemiş olduğu bir dönemde, erkeğin yiğitlik, öz saygı gibi rollerine bir de akıllı ve nesnel olmak eklenmişti. Akıllılık ve nesnellik kavramları ve doğayı tahakküm altına alma istenci ile belli bir bilim anlayışı gelişmiş, erkeğe de yeni bir alan açılmıştır. Yeni bilim, madde ile aklın birliği değil, aklın madde üzerinde tahakkümüdür.  Kadın ise duygusaldır, bilim ona göre değildir. Hatta bu yeni iktidar alanı ona göre değildir. Halen kadın, kendine ait özelliklerle yeni sistemi kutsayan bu alanda, kadın olarak var olamamaktadır.

Çoğu Kraliyet Ailesi üyesi olan, Kartezyen düşüncenin öncüleri, doğayı tam bir mekanik malzemeye indirgemişlerdir. Descartes için insan bedeni, her biri ayrı bir iş yapan makineler toplamıydı. Hobbes’a göre ise bu mekanik bedene sahip birey, devletin iktidarına tümden boyun eğmeliydi. Bu düşüncelerin tıptaki sonuçları şöyle olmuştur; şifacılık bilimleri ile bakım ve sağaltım işleri birbirinden ayrılmış; şifacılık, erkek doktorun denetimine, diğer kısım ise ikinci derece önemle kadına bırakılmıştır.

Tıp-iktidar ilişkisi

Sınıflı toplumda, tıp da diğer bilim dalları ve kurumlar gibi insana değil egemene hizmet eder. Egemenin isteği ve ihtiyacı doğrultusunda şekillenir ve egemenin baskı aracına dönüşür. Tıbbın erk tarihi egemenin tarihine paralel gelişir. Şaman ve rahipler ile başlayan. Tıp- iktidar ilişkisi, tek tanrılı dinlerle devam eder.  Engizisyonlarda, egemenler tarafından desteklenen erkek doktor statüsü yaratılır. Tıp eğitimi kilise ve yüksek sınıfların himayesinde, onların çıkarlarını korumaya yöneliktir. Bu yeni tıp okullarından mezun olan doktor, sağlık hizmetini devletin belirlediği kurallara göre verir, papazın izni olmadan hiçbir tedavi uygulayamaz. Bu üniversiteler yasalarla kadınlara kapanır.

Ve o günden bu güne eğitim egemen ideolojiye ve düzenin korunmasına yöneliktir. Sağlık bilimleri insan yaşamına geniş kapsamlı müdahale aracıdır. Uzmanlık erki getirmiştir. Hekimin koyduğu kural ya da önerdiği tedavi üzerinde toplum denetimi yoktur. Teşhisi ise damga gibidir.

Kapitalizmde ise sağlıklı bir üretici sınıf için, sağlığa ihtiyaç vardır. Sanayi yüzünden türeyen yeni hastalıklarla boğuşmak için tıbba ihtiyaç olduğu kadar, tıp teknolojisi ve ilaç endüstrisi açısından da burjuvazi hayli para kazandıran bir alandır. Kapitalizmi de sağlık ücretlidir. Ancak üretici kesimin büyük bir kısmının ya da toplumun, burjuvaziye de dokunacak düzeyde sağlığı bozulduğunda sosyal harcamalardan sağlık hizmeti verilir. Her ne kadar dışarıdan böyle görülse de bu sosyal harcamalar emekçinin artı değeri üzerinden elde edildiği düşünüldüğünde, emeğine ele koyarak sömürdüğü emekçiyi, sağlık hizmetlerinin finansmanını sağlatarak ikinci kere sömürür. Üretici sınıfla ilgili bir diğer şey de nüfus kontrolüdür. Nüfus kontrolü kapitalizm ile birlikte ortaya çıkan bir olgudur ve sistem bunu tıp bilimi ve hizmeti aracılığı ile yapmaktadır.

Bugün sağlık sektörü, karlılığı bakımından silah sektörünün hemen arkasından ikinci sırada yer alır. Piyasa koşullarında verilen bir sağlık hizmetinin eşit olması beklenemez. Sağlık da emek yoğun bir alan olmasına rağmen, emekçi açısından sermayeyle pazarlık konusu ve sermayenin emekçi sınıf üzerinde bir baskı aracına dönüşmüştür. Tıp, kapitalizmin ideolojik argümanı,  gelişmiş bir sömürü aracıdır.

SAĞLIKTA KADIN EMEĞİNİN DEĞERSİZLEŞMESİ

Öncelikle, sağlıkçı kadın tanımı tekrar yapılmalıdır: belirli bir formel ve informel eğitimden geçmiş, dorudan ya da dolaylı bakım, rehabilitasyon vb. tüm işleri yapmak üzere emeğini satan ya da satamayan ya da satmak isteyip,  satamayınca vazgeçen kadın diyebiliz. Dünya sağlık örgütünün, informel tanımı sağlıklı bir tanımlama değildir. İnformal eğitimle kastettiğimiz, toplumsal yarar ve örgütlenme için, kısa bir eğitimle sağlık hizmeti vermiş kadınlardır.  Hizmet verecek yeteri kadar sağlıkçı olmadığı durumlarda, bu hizmeti vermeleri için yetiştirilirler. İlk olarak, Çin’de Mao ile görürüz. Fakat asıl olarak Latin Amerika’da, kadın hareketi olarak ortaya çıktı.

Kapitalizm krizinde, sağlık kurumları dışına çıkan bir sağlık hizmeti oluştu. Sağlık kurumları işletmeye dönüştü ve bir bütünlük içinde verilen sağlık hizmetleri işletmelere dağıtıldı. Sağlık hizmetleri, özellikle hasta bakımı yönünden emek yoğun bir alandır.90lardan bu yana hastanelerde erken taburculuklar gündeme geldi, hasta bakım işleri minimal düzeye indi. Evde bakım hizmeti mantığı gelişti, bu da sağlıkçı kadın üzerinden yürüdüğü ve kurumsal olmadığı için kadın emeği daha da değersizleşti.

Piyasada kadın emeğinin yoğun olduğu alanlara erkeler, erkek emeğinin yoğun olduğu alanlara da kadın girdi. Bu toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirdi, yönetim kademelerinde genellikle erkekler yerleşiyor. Kadın daha çok bakım hizmeti verirken erken bu bakımın organizasyonunu yapıyor.

Farklı sınıfsal konumlarda olan kadın emeğinin değersizleşmesine daha yakından bakılmalıdır, henüz bu konuda yeterince çalışma yoktur. Bir de fonksiyonel esnekliğe bakılmalıdır. Bir meslek gurubu kendi işi olmayan ama daha nitelikli olan işleri yapınca bu ona iyi geliyor. Bu durum sonuçları ve eğilimleri açısında ve emeğin kendini değersiz görmesi ile ilgili değerlendirilmelidir. (burada ne kastedliyor anlamadın o yüzden dokunmadım)

Proleterleşme, bu dönemde doktorlarda görülmektedir. Bunun dışında sınıf içi katmanlaşma da vardır, kadın olmak bunun bir aracıdır. Kadın bir de kürt, alevi ve ya ateist ise kendini alanda var etme şansı çok daha azalır. Eğitim de bu katmanlaşmanın araçlarından biridir., Türkiye’de, sadece hemşirelikte eğitimden kaynaklanan on yedi farklı unvan vardr.

Kadın sağlıkçılar, karar ve denetim süreçlerinde olamadıkları için işe yabancılaşmaktadırlar. DSÖ de dahil, nitelikli ve niteliksiz emek tanımlaması örgütlülüğün önünde engel teşkil etmektedir. Denetim mekanizmalarına eklenen Toplam Kalite Yönetimi e mekanizması tamamen hemşireler üzerinden yürümekte ve kadınları karşı karşıya getirmektedir.

Bunların dışında sağlıkçı eğitimi almamış, evde bakım hizmeti veren kadınlar da vardır. Bu alada yapılan işler görünmeyen emek olarak yerleşmişken, şimdilerde hükümet politikaları ve belediyeler eliyle ücret karşılığı yapılan işlere dönüştürüldüler. Fakat yine bu işlerin kadın eliyle yapılması meşrulaştırıldı.

KADIN SÜNNETİ;

Ortadoğu ve Afrika da yaygın olan ve gelenek gibi görünen bu uygulama aslında erkek egemen anlayışın bir ürünüdür.  Kadın eliyle yapılan adın sünneti,  küçük yaşta da olsa bir kadına güvenilmemesi gerektiğini öğreten bir sağlıksızlıktır.

JİNEOLOJİ;

Varlık bilim olarak kadının tanımlanması, kadın tarihinin çözümlenmesi,  statüsünün ortaya konulması ve kadın özgürlüğünün ele alınması noktasında var olan tüm çalışmaları kapsayacak şekilde, feminizmin bu alana ilişkin oluşturduğu birikimi yadsımadan, günümüzün bilim anlayışını sorgulayan yeni bir bilim dalına ihtiyaç vardır.

-Jineolojinin Sosyolojinin bir alt dalı olarak mı, yoksa disiplinler toplamı ayrı bir bilim olarak mı ele alınması gerektiği boyutuyla yapısal temelde ele almak üzere, tüm kadın çevreleriyle ortak tartışalar yürütülmeli, üniversitelerde mevcut bulunan kadın çalışmaları incelenerek bir rapor haline getirilmelidir.

DĞERLENDİRMELER;

Sağlık alanı, binlerce yıldır ürettiği bir alan olduğu için ve bedeni sağlığın konusu olması dolayısıyla kadınlar için önemlidir. Üniversitelerde mevcut bulunan kadın çalışmaları incelenerek bir rapor haline getirilmelidir. Sağlı, emek sürecinin yeniden oluşumunda kadının yeri, ve kadın bedeni üzerindeki yeni tahakkümler açısından da incelenmelidir.  Kapitalizm bir çok açıdan eşitsizliği derinleştirmekle birlkte ama bir yerde eşitliyor emek açısından. Emek sürecinin değersizleştirilmesi bağlamında eşitleyen bir rol de oynuyor. Buradan hareketle kadın dayanışmasının ve kadın örgütlülüğünün önemi her zamanki gibi  önemini koruyor.

Dil hala sağlık hizmeti alabilmenin önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Kadın, Bugün her zamankinden daha çok ev içine itilmektedir. Sistem içinde bir mücadele ile buna engel olunabilir. Bu konuda sendikalar da oldukça eksik.

Bu iki paragrafı tek cümlede söyleyelim(anadilin kullaımı öündeki engelerin en çok kadının sağlığa erişimini etkilediğini ve tıbbın hiyerrşi eril yani anlaşılmaz dilinin iletişime egel olduğunu)

Hizmeti alan açısından tıbbın dili de iletişimde engel teşkil ediyor. Yerele uygun sağlık hizmeti planlaması yapılmalıdır. Örneğin; savaş olan bölge için psikolojik travmanın ön plana çıktığı bir gerçektir.Burayada savaşın en üyük sağlksızlık yada sağlık tehdidi oldğunu, bundan en fazla kadınların zarargördüğünü. Savaş karşıtı mücadelenin aynı zamanda sağlık hakkı mcadelesi olduğunu

Sağlık hizmetlerinin veriliş şekli de sağlık hizmeti ulaşımında  engel oluşturabilmektedir. örneğin; jinekoloğun evli misin, bekar mısın sorusu ya da şiddete uğrayan kadına karşı önyargı vs.. bunlar platformlarda tartışılmalıdır. Kadının sağlık hizmetine ulaşabilmesi aslında özellikle 80 den sonra yönetimlerin umursadığı bir konu değildir. Kadınlar için imece usulü, kadının kolay ulaşabileceği sağlık hizmet kurumları oluşturulmalıdır.

Tartışmaları, hizmet alabilmek ve daha fazla sağlık hizmeti nasıl tüketebiliriz üzerinden yürütmek, sağlık algımıza yerleşen çarpıtmanın sonucudur. Bu yaklaşımdan beslenen sistemin ve bizi bu biçimiyle daha çok esir almakta bağımlılaştırmaktadır. Açmaya çalıştığımız bu tartışmayla amacımız, sağlığa başka bir perspektif ile bakmak, sağlık meselesinin toplumsal bir mesele olduğunu vurgulamaktır. Piyasa kuralları içinde ve devletin egemenliği ile değil, katılımın demokratik olduğu ve genel sağlık sorunlarının toplumsal bir zeminde çözümlendiği mekanizmalar geliştirmek bir zorunluluktur.

SONUÇ YERİNE:

Genel olarak yapılan sağlık tanımlamalarında bir eksiklik olarak değerlendirdiğimiz, sosyal iyilik, toplumsal üretim, yaşamın sağlıksızlığı ve siyasal özgürlük konularına  dikkat çekmek ve tanımlamayı bu perspektifle yeniden yapmak gerekir.

Kadınlar, bir yandan üretenler olarak bu alanın dışına itilmekte, diğer yandan da, çok çeşitli alanlarda da sağlıksızlık yaşamaktadırlar.

Gelinen noktada, sağlık her ne kadar kadın emeğinin yoğun olduğu bir alan olsa da, erkek egemen kapitalist sistemin bir parçası olarak diğer tüm alanlardaki gibi, sisteme uygun hiyerarşik, erkek egemen bir örgütlenmedir. Bunun da ötesinde egemen sisteme hizmete, hizmet için koşullanmıştır. Bedenle ilgili her konu sağlık endüstrisinde tüketim malzemesi haline gelmiştir. Oysa biz sağlığı, fiziksel-ruhsal-sosyal-siyasal iyilik hali olarak tanımlıyoruz. Diyoruz ki sağlık, ne iktidarın kendini var etme aracı, ne de piyasaya kan veren bir tüketim aracı olmalıdır. Sağlık doğaya ve yaşama saygı duymalı ve insan için olmalıdır. Sağlık bir hizmet alanı değil, sağlıklı toplum için bir kültür meselesidir.

Tıpta, erkeğin kadını dışlayan ve eksilten kör hakimiyet savaşı, erkek tarafından kazanılmış gibi görünse de aslında kaybeden sadece kadın değil; toplumun kendi olmuştur. ‘Modern’ olarak tanımladığımız bu çağın tıp anlayışı, kadının elinin dokunmadığı soğuk, sadece kar amaçlı ve insanın önemsenmeyip,sağlığının ona para satıldığı, ruhsuz bir bilim alanına dönüşmüştür. Bu toplumsal gerçeğin değişmesi kadının bu alandaki yerini almasından geçer.

Pratikte de önemli olan, üretim mi tüketim mi olduğu anlaşılamayan teknolojinin ve milyarlarca dolarlık ilaç sanayinin sunduğu imkanlarla yapılan tedavi hizmetlerinden çok, koruyucu sağlık güçlendirilmelidir. Koruyucu sağlıkta rol oynayanlar tarihten bu güne kadınlar olmuştur. Bilimden ve tıptan özenle ayıklanan dişil değerlerin, bilime ve tıbba tekrar girmesi zorunluluktur. Kadınlar, yeni bir sağlık anlayışı için öncü olma gücünü artık kendilerinde bulabilmektedir. Amerika’daki halk sağlığı hareketi ve yer altı ebeleri hareketi buna bir örnektir. Sağlığın bir kültüre dönüşmesi, ancak bir KADIN SAĞLIK HAREKETİ ile mümkündür. Kadın sağlık hareketinin ilkeleri:

  • Cinsiyetçilikten arındırılmış,
  • Sömürüden arındırılmış,
  • İktidardan-devletten arındırılmış,
  • Teknolojisi, endüstriyel hegemonyadan arındırılmış,
  • Geleneksel birikimi de kapsayan,
  • Amatörleştirilmiş,(antihiyerarşik)
  • Toplumsallaştırılmış,

Doğanın dengesini bozmayan, doğayla uyumlu



İLİŞKİLİ İÇERİK

SAĞLIK TARTIŞMALARINA ZEMİN HAZIRLAYAN KAVRAMLAR-Fikret Çalağan

“Devrimci bir doktor olmak için ya da sadece bir devrimci olmak için, öncelikle ortada bir ...

Bir cevap yazın